1. YAZARLAR

  2. Aziz Terzi

  3. Kanal İstanbul ve Montrö Anlaşması
Aziz Terzi

Aziz Terzi

Kanal İstanbul ve Montrö Anlaşması

A+A-

Kanal İstanbul projesi 27 Nisan 2011 tarihinde zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanmıştı. O dönemden bu zamana kadar ara ara gündeme gelse de son günlerde tartışıldığı kadar gündem olmamıştı.

Erdoğan liderliğindeki iktidar cephesi ile CHP liderliğindeki muhalefet cephesi olarak iki tarafın oluştuğu görülmekte…

İktidar cephesi, sürekli olarak İstanbul boğazına alternatif olacağı, İstanbul’u muhtemel tehlikelerden koruyacağı, ekonomik getirilerinin bulunduğu gibi gerekçelerle projenin önemini vurgularken, muhalefet cephesi ise bunun tümüyle bir rant/getirim projesi olduğu, stratejik açıdan yanlış olduğu üzerinde durmaktadır.

Elbette ki böyle bir projenin yapılıp yapılmaması, yapılması gerekiyorsa nedenlerinin ya da yapılmaması gerekiyorsa yine nedenlerinin açık ve net bir şekilde ortaya konulması gerekli ve önemlidir. Ancak burada projenin yapılıp yapılmaması gerektiğinden ziyade hem iktidar hem de muhalefet açısından proje ile ilgili olarak lehte ve aleyhteki yaklaşımların arkasında yatan gerçek nedeni ortaya çıkarmak gerekmektedir.

Meselenin o boyutuna geçmeden önce uluslararası boyutu olan meselelerde mutlaka siyasi bir maksadın bulunduğunu, sahnede önümüze konulan argümanların lehte veya aleyhte, asıl siyasi maksadı gizlemek için yapılan açıklama ve değerlendirmeler olduğunu unutmamamız gereklidir.

Mesela;  Amerika -Avrupa Birliğinin ilişkilerinde Amerika'nın temel siyaseti Avrupa'nın siyasi ve askeri bir güç olarak dünya siyasetinde etkin olmamasına yöneliktir. Ve Amerika bu siyasetini üç temel üzerine bina etmiştir.

İlk olarak Avrupa Birliğinin Doğu Avrupa devletleriyle genişlemesini sağlamış kendi nüfuzundaki ülkecikleri Avrupa Birliğine dâhil etmeyi başarmıştır.

İkincisi ise Varşova Paktı dağılmasına rağmen NATO’nun varlığını sürdürmesini sağlayarak Avrupa'daki güvenlik sorunlarına müdahale edecek şekilde NATO'nun stratejisinin genişleterek NATO'dan bağımsız bir Avrupa ordusunun oluşmasının önüne geçmiştir.

Ve son olarak da Amerika; İngiltere -  Avrupa Birliği ilişkilerini istismar ve manipüle eden ederek, Avrupa Birliğinde siyasi krizleri diri tutmayı başarmıştır.

Peki, Amerika tüm bunları yaparken yani bu planını uygularken maksatlarını açık bir şekilde deklere etmiş midir? Bu sorunun cevabı tabi ki hayır, olacaktır. Ama bu maksadını demokrasi, insan hakları, terörizmle mücadele ve benzeri argümanların arkasına saklamıştır.

Yani şunu anlatmaya çalışıyorum, uluslararası boyutları olan meseleler de asıl maksatlar çeşitli gerekçelerle gizlenir.

Kanal İstanbul meselesinde de durum buna benzemektedir. Şu anda yapılan değerlendirmeler konunun aslı olan Möntrö Anlaşması üzerinden değerlendirilmemekte çevresel ve ekonomik gerekçeler lehte veya aleyhte ortaya atılıp asıl siyasi maksat ise perdelenmektedir.

 İlk olarak ifade etmek gerekir ki bu proje doğrudan Montrö Anlaşması  ile alakalı bir projedir. Dolayısıyla mesele ele alınırken ilk etapta bu sözleşmede yer alan maddeler açısından değerlendirilmelidir. “Kanal İstanbul” projesi yapıldığı zaman “Montrö Anlaşmasının” hükümlerinin bazıları geçersiz hale gelecektir.  

Diğer bir yön ise boğazlar sözleşmesinde yer alan şartlardan kaynaklanmaktadır. Çünkü Montrö Anlaşmasının 14. maddesine göre Boğazlardan transit geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin toplam tonajı 15.000 tonu aşmaması gerekmektedir. Bu durum Rusya'ya Karadeniz'de stratejik üstünlük sağlarken Amerika'nın askeri manevra kabiliyetini sınırlandırmaktadır.

Emekli Koramiral Atilla Kıyat, 2009 yılında Türkiye Büyükelçisi olan James Jeffrey'in,  kendisine Montrö'yü delme teklifinde bulunduğunu açıklamıştı.

Gelin o açıklamanın ilgili kısmını okuyalım;

James Jeffrey;  “Siz kuzey deniz saha komutanı idiniz, Karadeniz ve Boğazlardan sorumluydunuz, Türk ve ABD donanmaları, Karadeniz’de çok iyi şeyler yapabilir"

 Atilla Kıyat ; "Tabii ki ama Montrö Sözleşmesi prensipleri dâhilinde"

James Jeffrey ; "Türkiye ve ABD istedikten sonra kimse bir şey yapamaz."  (Sputnik News, 16 Aralık 2019)

Ayrıca Amerika ve Rusya’nın Montrö yaklaşımı değerlendirildiğinde şu nokta açık bir şekilde görülecektir ki Rusya dengenin devamı kapsamında politika izlerken Amerika ise Montrö'yü müttefikleri üzerinden değiştirmek üzere yeni açılım ve politikalara yönelmekte ve müttefiklerine roller dağıtmaktadır.

Montrö'ye göre Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin 15 bin tondan daha fazla tonaja sahip savaş gemileri boğazdan geçemezken bunun dışındaki savaş gemileri ise Türkiye’ye haber vermek şartıyla en fazla 21 gün Karadeniz’de kalabilirler.

Tüm bu noktalar göz önüne alındığında Amerika'nın “Kanal İstanbul” projesini desteklediği hatta arkasında olduğu bu sayede Montrö'nün delinmesini böylece yeniden ele alınarak revize edilmesini sağlamak istediğini ya da Amerikan savaş gemilerinin çok daha uzun süreli olarak Karadeniz’de kalmasına imkân tanıyacak düzenlemelerin yapılmasını istediğini söyleyebiliriz.

En nihayetin de şu anda gündemde olan “Kanal İstanbul” projesi, boğazların güvenliği ya da ekonomik boyutlarının ötesinde daha başka hedefleri olan bir projedir.

İktidar tarafından savunulan boğazların güvenliği ve parasal getiri gibi gerekçeler bu projenin asıl maksadı olmadığı gibi muhalefet tarafından ileri sürülen Montrö ile kazanılan hakların kaybedilmesi gerekçeleri de aslında doğru değildir. Asıl olan husus ise Amerikan bloku ile derin İngiliz bloku arasındaki mücadelenin görünen yüzü olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Son söz olarak söylemek gerekirse “Montrö Anlaşması” nın topraklarımızdaki egemenlik haklarını iptal eden maddeleri elbette geçersiz hale getirilmelidir. Fakat İngiliz veya Amerikan planlarına eklemlenmeden…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar