1. YAZARLAR

  2. Fatma Zehra Gülnaz

  3. Kavimler Göçü dün nasıl gerçekleşti? Bugün nasıl gerçekleşir?
Fatma Zehra Gülnaz

Fatma Zehra Gülnaz

Sosyal Bilgiler Öğretmeni

Kavimler Göçü dün nasıl gerçekleşti? Bugün nasıl gerçekleşir?

A+A-

Bu hafta Kavimler Göçü tekrar ederse, dünya nasıl değişir? sorusuna empati yaparak cevap bulmaya çalıştım. "Kavimler Göçü tekrarlanırsa Ortadoğu'nun binlerce yıldır kaynayan kazanı  sönerken Batı'nın kazanı kaynamaya başlar. Belki de medeniyet başladığı yerden devam eder…"

Bilindiği üzere M.S. 3. ve  4. Yüzyıllarda Batı Hunları siyasi baskılar, kıtlık, hayvan hastalıkları, zorlu iklim şartları gibi sebeplerle Batı`ya doğru etkisi yüzlerce yıl sürecek bir göç başlatır. Şimdi yine tarihsel Empati yaparak biraz da geçmişten ders çıkarılması adına o döneme gidip neler yaşanmış  ya da yaşanmış olabilir bakalım istedim.
Kadın, çocuk, yaşlı ve genç büyük bir grup Hun Türk`ü  atlarına yükledikleri çadırları, eşyaları ile Batı`ya doğru yoldadır. (Zaten göçebe yaşam tarzı süren Türkler göç konusunda oldukça pratiklerdir.) Doğal olarak bu uzun yol boyunca karşılarına farklı kavimler, kabileler çıkar. ( Alanlar, Gotlar, Vandallar, Cermenler…) Bu kavimleri de  önlerine katan Batı Hunları  Orta Avrupa`ya girerler.
O sırada Orta Avrupa`da bir barbar kavim günlük işleri ile uğraşırken bir ulak gelir. 
“Geliyorlar! Geliyorlar! Hunlar geliyor!”
Ortalık bir anda kaos halini alır. Hunlar gelmeden önce savaşçı özellikleri efsane şekilde yayılmıştır.
Hun hakanı Balamir;
“Savulun bre köpekler Türk`e yer açın!”
Bu sırada Balamir`in kızkardaşı bir Got`un bakışından  rahatsızdır. (Belki de Got`tan hoşlanmıştır ve işin sonunun nereye varacağını bildiği için bir strateji uygulamıştır ki  Hun kadını kendini korumasını gayet iyi bilir.) 
“Abi bu Got bana yan baktı!" 

"AL KIZ GARDAŞIMI VER KIZ GARDAŞINI"
Öfkelenmiş görünen Balamir;
“Bana bak Got!" der. Fakat, Got o sabah yürek yemiştir ve Hunlar hakkındaki efsanelerden de bi haberdir.
“Ee sana baktım Hun, ne vardı?"
“Bre köpek seni kılıcımla ikiye ayırırım bir tarafın Vizigot olur diğer tarafın Ostrogot!”
Balamir`in adeta kükremesiyle birden hatasının farkına varan Got, Balamir`den af dilemeye başlar. 
“Ben ettim sen etme hakanım!”
“Madem kız kardaşıma baktın bu işten kurtulmanın iki yolu var. Ya kız kardaşımı nikahına alır ve namusunu temizlersin kendi kız kardaşını da bana verirsin ya da boynun altında kalır!”
“Yok hakanım gerek yok boynumu bana bağışla anlaşma bana uyar al kız kardaşımı ver kız kardaşını…

MEDENİYET SORMA İLE BAŞLAR
Bu ve benzer şekillerde kavimler etkileşime girer ve yeni topluluklar ortaya çıkar. Ancak kavimler arası çatışmalar, savaşlar da devam etmekte yeni göçlerle Avrupa demografisi sürekli değişmektedir. İnsanlar açlık, kıtlık, can güvenliği gibi sıkıntılarla çiftlik sahiplerine sığınmakta karın tokluğuna kölelik yapmaktadırlar. Krizi fırsata çeviren çiftlik sahiplerinin kralların otoritesinin zayıflaması ve  ucuz iş gücü sayesinde feodal beyliklerini ilan etmesi uzun sürmez. Feodal Beyler sürekli zenginleşir köleleri artar ve artık çeşitli ünvanlarla krallar tarafından  asilzade ilan edilirler. (Kont, Kontes, Baron, Barones,Vikont, Earl, Dük, Marki…)
Köleler ve yoksullar ise ağır yaşam koşulları ile ölüme her an yakın hissetmekte ve manevi bir boşluk ile  arayış içindedirler.Çevrelerinde bulunan ve daha önce görmedikleri dini ve sivil mimari yapılarında etkisiyle şöyle düşünmeye başlarlar;
“Adamlar yapmış abi yazılı yasaları, hukuk kuralları, büyük şehirleri ve mimarileri var. Acaba bunlar Hıristiyanlıktan  mı ileri geliyor? Biz de mi Hristiyan olsak?”
“Yok kardeş, bunlar (Romalılar) eskiden çok tanrılı dine inanırmış yeni Hristiyan olmuşlar. Hem bize kim öğretecek Hristiyanlığı?”
“Ben öğreteceğim!” der oradan geçmekte olan Papa, cennetten arsa da isterseniz yardımcı olurum.
Bütün bu olanları uzaktan konforlu sarayından  izleyen Roma İmparatoru Valentinianus, yesin birbirlerini pis barbarlar diyerek gülüp geçmekte başlarına geleceklerden bihaber durumu iyi analiz edememektedir.

ATTİLA DÖNEMİ ( AVRUPA HUNLARI)
Orta Avrupa ve Roma İmparatorluğunda durumlar böyle iken Batı Hunları, Avrupa Hun Devletini kurmuş başlarında Attila ile en parlak dönemlerini yaşamaktadırlar. Abisinin ömür boyu evlenmeme cezası vermesi ile rahibe manastırına kapatılan İmparatorun kız kardeşi Honario, Attila`nın namını duyar ve en güvendiği adamını nişan yüzüğü ile Attila`ya gönderir. O sırada Attila Roma`ya sefer hazırlığındadır ancak bu fikrine çok güvendiği Şaman`ı sıcak bakmamakta ve Roma Seferi'nin Hunların sonunu getireceğinden bahsetmektedir. Kafası karışan Attila yine de Roma`ya girmek için bahane aramaktadır. Tam da bu sırada Prenses Honario`nun adamı gelir ve Attila ile görüşmek ister.
“Mesele nedir? önemsiz bir şey için geldiysen bas git hemen der”
“Kız meselesi hakanım! İmparatorun kız kardeşi Prenses Honario size nişan yüzüğü gönderdi.”
“Kız güzel mi peki, savaşmaya değer mi?  Bak şuradaki hatunlara benziyorsa İmparator kardeşi de olsa hiç umurumda olmaz.”
“Hakanım  prenses hem çok güzel hem zeki pişman olmayacaksınız!”
Attila aradığı fırsatı bulmuştur. Roma ile savaşmak için bazı imkansız  isteklerde bulunur;
“O halde İmparatoruna söyle kız kardeşi ile evleneceğim ve Roma topraklarının da yarısını çeyiz olarak versin!”
Bu teklife sinirlenen İmparator Valentinianus, önce esip gürler ancak komutanlarının uyarısıyla Attila ile savaşmayı göze alamaz. Yine de bu istekler çok ağırdır ve Roma İmparatorluğunun karizmasını sarsacak  niteliktedir. Bu yüzden devreye Papa girer ve “Attila ile ben görüşeyim belki onu bu saldırıdan vazgeçirebilirim” der ve omuzlarında büyük bir sorumlulukla Attila`nın huzuruna çıkar.
Attila`nın  huzurunda diz çöken ve Roma`nın kendi dinleri için kutsal olduğunu  söyleyen Papa son olarak da Attila`ya sen işlediğimiz günahlardan dolayı Tanrı`nın bizleri cezalandırmak için gönderdiği bir kırbaçsın. Hakanlığına yaraşır bir şekilde büyüklük eder ve  Roma` ya dokunmazsan Roma halkı sana minnettar kalacaktır."
Gerek Şaman`ın uyarıları gerekse Papa`nın ricası Attila`nın bu seferi yapmasına mani olur. 
Roma ucuz kurtulmuştur.

GÜNÜMÜZ KAVİMLER GÖÇÜ ÖNGÖRÜLERİ
Peki İkinci Kavimler Göçüne belki de ilk kez bu kadar yakın olduğumuz bu günlerde Kavimler Göçü Türkiye`nin Avrupa`ya giden kapıları göçmenlere açmasıyla başlarsa neler olabilir? 
Bir kere “tarih tekerrür eder” sözü “ben demiştim” der.
İkincisi bu göçü yine Türkler başlatmış olur. 
Muhtemelen bu çağ kapanır ve yeni bir çağ başlar.
Bir çok Avrupa ülkesi nüfusunun az olması nedeniyle kısa sürede kendi ülkesi içinde azınlık durumuna düşer. Nüfusu daha kalabalık olan Avrupa ülkeleri ise doğum oranları düşük ve nüfusları yaşlı olduğu için Doğu` dan gelen göçmenlerin yüksek doğum oranları karşısında on yıl sürmeden önce azınlık sonra asimile olma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Avrupalılar önceleri direnç gösterirler elbet şiddet de kullanırlar ancak nereye kadar? Burada milyonlarsa insandan bahsediyoruz.
Kavimler göçü dediğimiz olay birkaç yıl sürecek bir süreç değil etkisi yüzlerce yıl sürecek bir durum. Göç bir kez başlamaya görsün  sadece Ortadoğu ülkeleri ile de sınırlı kalmaz Batılı ülkelerin istikrarsızlaştırdığı ne kadar ülke var ise hepsi göç verecektir.
Ekonomik işbirliği ile başlayan Avrupa Birliğinin ise tahmin edeceğiniz gibi zaten son yıllarda durgun olan ekonomisinin çökmesiyle, birliğin dağılması uzun sürmeyecektir. Avrupa`da hızla artan nüfus ve kaotik ortam yoksullaşmayı da beraberinde getirecektir ve göçmenler bu kez Avrasya ve Okyanus ötesini zorlayacaktır.
Peki her çağda ve dönemde krizi fırsata çevirenler çıkmaz mı? çıkar. Mesela Çin, Hindistan Endonezya gibi nüfusu kalabalık olup bu durumu yüzlerce yıldır yöneten  ülkeler ortaya çıkan otorite boşluğunu değerlendirip ekonomilerini güçlendirebilir ve gelişen teknolojileri sayesinde de yeni süper güçlere dönüşebilirler. 
Türkiye jeopolitik konumundan dolayı hem riskli hem fırsatlara açık bir ülke olduğu için ortaya çıkan bu durumu yönetme şansı yüksek yeter ki kendine güvensin gençlerine ve teknolojiye gereken yatırım ve desteği sağlasın.
İsrail ise vaat edilmiş topraklardan vazgeçmeyecektir ancak Batıdaki hamileri ekonomik çıkmazda iken ve silah sanayi ve teknoloji tekellerini kaybetmişken, özellikle Türkiye ve İran bölgedeki gücünü artırmışken bu durum zor. Hatta bırakın vaat edilmiş toprakları İsrail'deki durumu dahi tartışmalı hale gelebilir.
Afrika ise gerek iklim şartları ve gerek sömürülecek yer altı ve yer üstü kaynaklarının azalması ile cazibesini kaybedecektir. Ancak bu durumda fırsata çevrilebilir kendi kendilerini idare edebilecek düzeye ulaşılabilir.
Kısacası Kavimler Göçü tekrarlanırsa Ortadoğu'nun binlerce yıldır kaynayan kazanı  sönerken Batı'nın kazanı kaynamaya başlar. Belki de medeniyet başladığı yerden devam eder…

Önceki ve Sonraki Yazılar