1. YAZARLAR

  2. Fatma Zehra Gülnaz

  3. Mevlana kimdir? kim değildir? (2)
Fatma Zehra Gülnaz

Fatma Zehra Gülnaz

Sosyal Bilgiler Öğretmeni

Mevlana kimdir? kim değildir? (2)

A+A-

Mevlana hakkındaki bir diğer iddia da Şemsi Tebriz-i ile Mevlana arasındaki gönül muhabbetinin farklı yorumlanması. Peki kimdir Şems-i Tebrizi?

MEVLANA, ŞEMS-İ TEBRİZİ MUHABBETİ?
Döneminin pirleri tarafından “Tebrizli Kamil” olarak isimlendirilen Şems birçok yer dolaşması sebebiyle de “Şems-i Perende” ( Uçan Şems) olarak da anılmıştır. Döneminin önemli isimlerinden tasavvuf dersleri alan ve birçok şeyhin de sohbetinde bulunan  ayrıca Fütüvvet ve Melamet anlayışını benimseyen  Şems geçimini sepet örerek sağlardı. 
Mevlana ise ilk dini eğitimini babası Bahaeddin Veled`den ( Sultanü`l ulema) almıştır.  Babasının ölümünden sonra medrese eğitimini Halep ve Şam`da tasavvuf eğitimini de babasının halifesi Seyyid Muhakkık-ı Tirmizi`den almıştır. 
Mevlana dini eğitimini tamamladıktan sonra Konya`da çeşitli medreselerde tasavvuf eğitimi, tekkede talebelerine ders ve halka vaazlar vermekteydi.
Şems-i Tebrîzî, seyahat ettiği yerlerde, uğradığı memleketlerde iyi bir dost bulunması için duâ ederdi. Israrla yaptığı bu duâların neticesi olarak rü’yâsında; “Konya’da bulunan Celâleddîn-i Rûmî’ye gidip onun yetişmesinde yardımcı olması” bildirildi. Şems-i Tebrîzî, Allahü teâlâya şükür ederek; “Böyle dosta canım feda olsun” dedi.

mevlana.jpg

İLK KARŞILAŞMA
Ferîdûn-i Sipehsâlâr’ın kaydettiğine göre Şems-i Tebrîzî bir gece gelip Konya’da Pirinççiler Hanı'na yerleşti. Sabahleyin hanın önündeki sedirde otururken oradan geçmekte olan Mevlânâ ile göz göze geldiler. İlk mânevî etki bu şekilde oldu ve Mevlânâ hemen karşısında bulunan bir sedire oturdu. Uzun müddet hiç konuşmadan birbirlerine baktılar. Ardından Şems söze başlayarak Bâyezid-i Bistamî Hz. Peygamber’in kavunu nasıl yediğini bilmediği için ona bağlılığı sebebiyle ömrü boyunca hiç kavun yemediği halde, “Kendimi tesbih ederim, şânım ne yücedir”, “Cübbemin içinde Allah’tan başka kimse yok” gibi sözler ettiğini, Hz. Muhammed’in ise “Bazan gönlüm bulanır da, o yüzden ben Allah’a her gün yetmiş defa istiğfar ederim” dediğini söyledi ve bunları nasıl yorumlamak gerektiğini sordu. Mevlânâ da cevap olarak Bâyezid’in kâmil velilerden olmakla birlikte, çıktığı tevhid makamının yüceliği kendisine gösterilince bunu yukarıdaki sözlerle ifade etmeye çalıştığını, Hz. Muhammed’in (a.s.) ise her gün yetmiş makam geçtiğini, ulaştığı makamın yüceliği yanında bir önceki makamın küçüklüğünü görünce, daha önce o kadarla niçin kanaat ettim diye istiğfar ettiğini söyledi. Bu cevabı çok beğenen Şems-i Tebrîzî ayağa kalktı ve Mevlânâ ile kucaklaştılar (Risâle-i Sipehsâlâr [nşr. Saîd-i Nefîsî], Tahran 1325, s. 126-127).

MEVLANA İHMAL EDİNCE...
Bu karşılaşmanın değişik versiyonları vardır ancak anlatılanlar benzerdir. Bu ve buna benzer durumlar Mevlana ve Şems-i birbirine yakınlaştırır ve sıradan insanların anlayamayacağı bir muhabbet hasıl olur aralarında öyle ki Mevlana, Şems`de yıllardır aradığı hakikati bulması, kendisindeki kitabi bilgilerin aşk makamı ile birleştirilmesine vesile olması sebebiyle Şems`ten ayrılmak istemez.Üç ay boyunca gece gündüz halvethanede visal orucu ile oturup dışarı çıkmaz  kimse de yanlarına giremez. Öğrencilerine ders vermeyi, vaaz etmeyi ihmal eder hale gelir Mevlana.
ŞEMS KAYBOLUR
 Mevlana`nın İhmal ettiği, sevgisini paylaşamayan dostları, Konya`nın ileri gelenleri ve akrabaları bu duruma yol açan Şems  hakkında kötü sözler söylemeye ve Allah için muhabbet eden bu iki gönül insanı hakkında çirkin iftiralar atmaya başlarlar.
 Hem bu iftiralar hem de Mevlana`yı kendisinden ayırarak tamamen Hakk`a bağlanmasını istemesi ve bu yoldaki misyonunu vazifesini tamamlaması ile Şems  ortadan kaybolur. 
Şems-i Tebrîzî’nin gitmesi Mevlânâ’yı çok üzer.. Şems’in ayrılık hasreti ve muhabbeti ile yanarak kasideler söyler, göz yaşlarıyla dolu yazdığı mektûpları Şam’a, Şems-i Tebrîzî hazretlerine gönderir.
Böylece aylar geçer. Mevlâna artık dayanamayacağını anlayınca, oğlu Sultan Veled’i Şam’a gönderir. Şam’da, babasının tarîf ettiği handa, Şems-i Tebrîzî’yi bulur ve  durumu anlatır. Konya’da bu hadîseye sebeb olanların tövbe ettiğini ve Mevlânâ’dan özürler dilediklerini anlatır. Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, Konya’ya dönmeye razı olur ve yola çıkarlar.

 Konya’da başta padişah olmak üzere, ileri gelen vezirler hâkimler, zenginler ve bütün halk yollara dökülür. Bir bayram havası içinde Şemseddîn Tebrîzî`yi karşılamaya çıkarlar. Öğleye doğru Şems-i Tebrîzî ile Sultan Veled görünürler. Koşarak  Şems’in attan inmesine yardım eden Mevlânâ, üstadının ellerinden sevinç gözyaşları ile öper. Sonra Mevlânâ’nın medresesine giderler.

Mevlânâ Celâleddîn ile Şems-i Tebrîzî, eskisi gibi yine bir odaya çekilip sohbete başlarlar. Hiç dışarı çıkmadan, yanlarına oğlundan başka kimseyi sokmadan, ma’nevî bir alemde ilerlemeye başlarlar.  Şems gelince Mevlânâ’nın, aralarına katılıp, kendilerine nasihat edeceğini, sohbetlerinden istifâde edeceklerini ümîd ederken, tam tersine, eskisinden daha fazla Şems’e bağlandığını ve muhabbetinin arttrğını gören  halk hayal kırıklığına uğrar.

 Günler bu şekilde devam ederken, halk, Mevlânâ’nın hiç görünmemesinden dolayı Şems’e kızmaya başlar. Bir gün söylenenleri Şems-i Tebrîzî işitince, Sultan Veled’e der ki: “Ey Veled! Hakkımda yine sû-i zan etmeye başladılar. Beni Mevlânâ’dan ayırmak için, söz birliği etmişler. Bu seferki ayrılığımın acısı çok derin olacak!”
Mevlânâ ile Şems hazretleri yine odalarında, Allahü teâlânın muhabbetinden ve çeşitli evliyâlık makamlarından bahsederken  kapı çalınır  ve Şems`i dışarı çağırırlar. Şems-i Tebrîzî, Mevlânâ’ya; “Beni katletmek için çağırıyorlar” der  ve dışarı çıkar. Dışarda bir grup kimse, bir anda üzerine hücum eder. Şems-i Tebrîzî`nin “Allah!” diyen sesi duyulur. Mevlânâ hemen dışarı çıkar fakat hiç kimse yoktur. Yerde kan lekelerini görür ve derhal oğlu Sultan Veled’i uyandırıp, durumun tetkikini ister. Yapılan bütün ararmalarda Şems-i Tebrîzî`nin cesedini bulanamaz. Bu cinâyeti işleyenler yedi kişidir. İçlerinde, Mevlânâ’nın oğlu Alâeddîn de vardır. Bir gece Sultan Veled, rü’yâsında Şems-i Tebrîzî’nin cesedinin bir kuyuya atıldığını görür. Uyanınca, yanına en yakın dostlarından birkaçını alarak, gördüğü kuyuya giderler. Ceset hiç bozulmamıştır. Mevlânâ’nın medresesine defn ederler.

Sonuç 
Mevlana ve Şem`in ve muhabbetlerine en yakından  tanık olan isim Sultan Veled bu hususu şöyle ifade eder:
"Tebrizli Şemseddin zuhur edip, Mevlâna Celâleddin’i aşıklık ve erenlik mertebesinden bu zamana kadar duyulmamış olan, maşukluk mertebesine eriştirmiştir."
 Mevlâna hakkında en yetkin uzmanlardan birisi olan Fürûzanfer şöyle der: 
“Eskiden beri hiç kimseye ricada, niyazda bulunmayan Mevlâna, Şems’i gördüğü gün ona niyaz ederek onunla birlikte halvete oturdu. Öylesine ki, gönlünü dostunun hayalinden başkasına; evinin kapısını da tanıdıklarına tanımadıklarına kapadı. Mihrap ile minberi istiğna ateşine vurdu. Öğretim kürsüsünü, vaaz minberini terk etti, aşk üstadının huzurunda diz çöktü. Bütün ustalığına rağmen yeni öğrenci oldu.” (Fürüzanfer 2005:87)                                   
 Şems-i Tebrizi ile Hz. Mevlâna’nın halvete çekildikleri zaman, “Ne yapıyorlar” diye merak eden, onları kapının deliğinden gözetleyerek göz kulak olduğunu söyleyen Mevlâna’nın hanımı Kirâ Hatun, onların saatlerce ağızlarından tek kelime çıkmadan sustuklarını söyler. Dilsiz, dudaksız gönülden gönüle giden yolda akıp giden bir konuşma. Gönüllerin birbirlerine seslenmesi… 
Sözün özü, bu iki Allah dostunun hem kendi zamanlarında hem de günümüzde yanlış anlaşılmalara sebep olan muhabbetleri en yakınlarından olanları dahi şüpheye düşürse de muhabbetlerinin tanıklarının anlattığı üzere iftiraları haklı çıkartacak herhangi bir durum yoktur. Söylentileri bertaraf etmek için  Mevlana Şems`i evlendirse de, Şems Mevlana`yı terk etmek zorunda kalsa da o gün de dedikoduların önüne geç ilememiştir ve sonunda Şems öldürülmüştür.
 Şems’le iki yıla yakın sohbet ve muhabbetten sonra ilâhî aşk ve vecdi terennüm eden asıl Mevlânâ ortaya çıkmış, dünya şiirinin zirvelerinden Dîvân-ı Kebir’deki şiirlerin büyük bir kısmını bu devirde söylemiş, ardından gelen sükun döneminde  İslâm kültürünün en yaygın ve en önemli eserlerinden biri olan Mesnevi ortaya çıkmıştır. ..                                        
 

Önceki ve Sonraki Yazılar