AÇGÖZLÜLÜĞÜN KÜLTÜRÜ

Vedat Kahyalar

Bazı olaylar bir kişiyi değil, bir kültürü anlatır.

Mesele yalnızca bir siyasetçinin aldığı burs, kullandığı makam veya yakınlarının devlet imkânlarından yararlanması değildir. Asıl mesele:

 "kamu imkânlarının kişisel hak gibi görülmeye başlanmasıdır."

İslam'ın ölçüsü açıktır:

"Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder."

(Nisâ, 4/58)

Devlet makamı emanettir.

Kamu bütçesi emanettir.

Burs emanettir.

İhale emanettir.

Yetki emanettir.

Emanetin ölçüsü ise liyakat ve adalettir.

Vatandaşın çocuğu yıllarca çalışıp KPSS'den yüksek puan aldığı halde atanamazken, bir başkasının siyasi bağlantılarla önünün açılması hukuken mümkün olsa bile ahlaken meşru değildir.

Çünkü her yasal olan helal değildir.

Bir başkasının hakkını, kanundaki bir boşluktan yararlanarak almak; kul hakkını ortadan kaldırmaz.

---

Asıl problem, siyasetin hizmet alanından ganimet alanına dönüşmesidir.

Seçimi kazanan devleti kazanmış gibi davranıyor.

Makam sahibi, makamı emanet değil mülk sanıyor.

"Bizim çocuklar da işe girsin" anlayışı, devlet kadrolarının önüne liyakati geçiriyor.

Sonra da buna bir kılıf bulunuyor:

"Yasal."

Ahlaki mi?

Peki ya adalet?

Peki ya vicdan?

Peki ya kul hakkı?

Peki ya Allah'ın huzurunda verilecek hesap?

---

İşin daha acı tarafı, yıllarca ahlak, kul hakkı, adalet ve israf üzerinden siyaset yapanların, iktidarın imkânlarıyla karşılaştıklarında aynı hassasiyeti koruyamamasıdır.

Dava dediğimiz şey makam olursa,

hizmet dediğimiz şey ihale olursa,

tevazu dediğimiz şey ayrıcalığa dönüşürse,

ortada sadece siyasi bir çürüme değil, ahlaki bir çöküş vardır.

İnsanın gerçek imtihanı yoklukta değil, imkân eline geçtiğinde başlar.

---

Açgözlülüğün ülkeye faturası ağırdır:

Liyakatsizlik.

Yolsuzluk.

Adaletsizlik.

Güvensizlik.

Yoksulluk.

Umutsuzluk.

Bir makama hak eden değil de tanıdık oturduğunda yalnızca bir kişi kaybetmez.

Devlet kaybeder.

Topyekün halk kaybeder.

-Bir ihaleyi en iyi firma değil en yakın olan aldığında ekonomi kaybeder.

-Bir bursu en muhtaç öğrenci değil sistemi en iyi kullanan aldığında vicdan kaybeder.

-Ve gençler, çalışmanın değil bağlantının kazandırdığına inandığında ülkenin geleceği kaybeder.

---

Fakat burada yalnızca siyasetçiyi suçlamak da kolaycılıktır.

Çünkü siyaset toplumdan bağımsız değildir.

Kendi yakını torpille işe girdiğinde sevinen, kendi partisinin yolsuzluğunu görmezden gelen, haksızlığı yapan kişiye göre değerlendiren toplum da bu düzenin parçasıdır.

●Her şey ilk düğmede gizliydi.

O ilk düğmeyi siyasetçi kadar biz de ilikledik.

---

Bir gün makamlar bitecek.

Partiler bitecek.

Paralar bitecek.

Unvanlar bitecek.

Geriye yalnızca hak ve hesap kalacak.

O gün "yasaldı" demek yetmeyecek.

Çünkü Allah'ın adaleti, insanın kanunundan büyüktür.

Bu yüzden mesele yalnızca bir kişinin, bir bakanlığın veya bir siyasi partinin meselesi değildir.

Mesele, [devleti ganimet mi, emanet mi gördüğümüzdür.]

İslam bize bunun cevabını çok önce verdi:

Hak. Adalet. Emanet. Liyakat.

Bunlar seçim sloganı değil, hayat ölçüsüdür.

Çünkü gözün doymadığı yerde, vicdan susarsa, devlet çürümeye başlar.