Adana Sanayisi: Gücünü Kaybetmedi, Yönünü Kaybetti

Vedat Kahyalar

Adana, bu ülkenin sanayi hafızasında özel bir yere sahiptir.
Cumhuriyet daha emekleme dönemindeyken, Çukurova’nın pamuk tarlaları yalnızca tarımı değil, sanayiyi de besliyordu. İplikten dokumaya, çırçırdan yağa uzanan üretim zinciri, Adana’yı Anadolu’nun ilk sanayi kentlerinden biri haline getirmişti.

Bir zamanlar “tekstil başkenti” denildiğinde akla Adana gelirdi. Sümerbank’ın bacaları tüter, Sabancı'ların, Sapmaz'ların, Sabuncu'ların birbirinden değerli, çeşitli fabrikaları yalnızca mal değil, bir şehir kültürü üretirdi. İşçi sınıfı vardı, sendika vardı, üretim vardı.Zenginlik , adil maaş sistemi vardı. En önemlisi de gelecek umudu vardı.

Peki ne oldu?

Duran makinalar değil, zihniyet Oldu. Sanayileşmenin sürekli geliştiği, çeşitlendiği bir dönemde Adana'nın siyasi temsilcileri, STK lar, bürokrasi ve iş alemi uzun yıllar ya kulağının üzerine yattı ye de işin kolayını seçti. 

Dünyadaki;  
buhar makinaları, 
matbaa, 
tekstil, 
otomotiv, 
elektronik, 
dijital üretim ve yazılımlar, 
yapay zeka, 
cip üretimi, 
batarya... 
Sıralaması önümüzde örnek bir endüstri sıralaması olarak dururken bu sıralamanın ilk sıralarında takılı kalmak  bu kente çok pahalıya mal oldu.
 
Özetlersek, Adana sanayisi çökmedi; yerinde saydı. Gidenler akıllılık edip daha yüksek teknolojilere terfi ettiler. Biz onlardan safça kente sadakat bekledik. Oysa Sermayenin, üretimin en önemli limanları güven, gelişim ve kârlılık faktörleriydi.

1990’lardan itibaren dünya değişirken, Adana aynı hikâyeyi tekrar etmeye devam etti. Pamuk azaldı, tekstil küresel rekabette zorlandı ama şehir yeni bir yol arayışına girmedi. Emek yoğun, düşük katma değerli üretime mahkûm kaldık.

Oysa sorun fabrika eksikliği değildi. Adana Organize Sanayi Bölgesi bugün hâlâ Türkiye’nin en büyüklerinden biri. Yüzlerce fabrika, on binlerce çalışan, güçlü bir altyapı… Yani potansiyel yerinde duruyor.

Eksik olan şey vizyondu bu kentte. Bu vizyonsuzluk bize dünyada en çok uyuşturucu kullanımında 3.ncüluk, ekonomik olarak 8.ncilik, kişi başı gelir ve gelişmişlikte 25.ncilik olarak geri döndü. Kentin trafik karmaşası,  plansızlığı, kirliliği, mafyalaşma vs ilave bonuslarımız oldu.

Sanayilesme öykümüze geri dönelim. Özet bir slogan cumle ile : "Sanayi Var, Hikâye Yok" diyebiliriz.

Bugün Adana’da sanayi var ama heyecan verici  bir “sanayi hikâyesi” yok.

Kimya deseniz yarım, enerji deseniz gecikmiş, yazılım ve yüksek teknoloji deseniz neredeyse yok. Üniversiteler var ama sanayiyle yan yana değil. Gençler var ama üretimin merkezinde değil.

Daha acısı şu:
Adana sanayicisi Değişime uzak kaldı,  risk almadı, devletten ve piyasadan gelecek rüzgârı bekledi. Bu bekleyiş, şehri Mersin’in limanına, İstanbul’un sermayesine, hatta yurt dışına bağımlı hale getirdi.

Asıl Kaybımız Ne?
Adana’nın kaybı fabrika değil; zaman kaybı oldu aslında.
Tekstil bizi ayakta tuttu ama ileri taşımadı. Bugün hâlâ 50 yıl önceki üretim modelini konuşuyorsak, sorun küresel değil, yereldir.

Oysa Adana:

Tarımı kimyayla buluşturabilirdi,

Enerji üretimini batarya teknolojisine dönüştürebilirdi,

OSB’yi teknoparkla, yüksek teknolojili ürün üretimiyle entegre edebilirdi,

TEMSA OTOBÜS fabrikası  oluşturduğu yan sanayiin de etkisiyle otomobil fabrikasına da vesile olabilirdi.

Üniversiteyi diplomanın değil, patentin merkezi yapabilirdi.

Bunların hiçbiri hayal değildi.

Şimdi Son Bir Şans Var:
Dünya yeniden sanayileşiyor. Enerji, gıda, çip, batarya, yazılım, yapay zeka, robot teknolojileri yeni çağın anahtarları. Adana bu yarışa hâlâ girebilir. Ama bunun için cesur bir kopuş, cesurca yönlendirmeler gereklidir 

Tekstilden vazgeçmek değil;
tekstile mahkûm olmaktan vazgeçmek gerekiyor. Tekstilde dunya markaları oluşturabilmek gerekliydi.

Adana’nın ihtiyacı yeni fabrika değil, yeni bir akıl.

Ve belki de en zor soru şu:
Bu şehir, artık konfor alanından çıkıp, ciddi Ar-Ge ile, inovatif bir bakışla  dönüşebilmeye hazırlanmalıdır. 
Bunun için tepeden tırnağa bir zihniyet değişiminin zamanı geldi, geçiyor.