Bir haftadır gökyüzünde aynı telaş, yerde aynı mücadele... Helikopterler su taşıyor, itfaiyeciler alevlerle savaşıyor. Orman yanıyor, yürekler yanıyor. Peki bu yangınlara sebep olanlar nerede..?
Adana semalarında günlerdir alışılmışın dışında bir hareketlilik var.
Gökyüzüne baktığınızda yalnızca bir helikopter görmüyorsunuz.
O helikopterin altında taşıdığı suyu, o suya umut bağlayan binlerce canlının hayatını görüyorsunuz.
Kozan'da orman yangınıyla mücadele sürerken, helikopterler gece gündüz demeden havalanıyor. Uzun bir zincir gibi uzanan ekipmanlarının en altında taşıdıkları su tulumuyla alevlerin üzerine doğru ilerliyorlar.
Gökyüzündeki bu mücadele, aslında sessiz bir hayat kurtarma operasyonudur.
Çünkü orman yalnızca ağaç değildir.
Orman; kuşun yuvasıdır, karıncanın yoludur, sincabın evidir, tilkinin sığınağıdır. Orman; toprağın nefesidir, suyun kaynağıdır, insanın geleceğidir.
Şimdi, o hayatların üzerinde alevler dolaşıyor.
KARADA İTFAİYE, SEMADA HELİKOPTER...
Bir haftadır karada ekipler, semada helikopterler teyakkuz halinde.
İnsanüstü bir mücadele veriliyor.
Birileri alevlerin karşısında saatlerce ter döküyor, birileri gökyüzünde can pahasına görev yapıyor.
Onlar görevlerini yaparken bizler uzaktan yangını izliyoruz.
Fakat onların gördüğü manzara çok daha ağır...
Alevlerin içinde yok olan ağaçlar, kaçmaya çalışan hayvanlar, yuvasını terk etmek zorunda kalan canlılar ve yangının tehdit ettiği insanlar...
Yanan yalnızca orman değil.
Yanan bizim geleceğimiz.
PEKİ BU YANGINLARI ÇIKARANLAR NE YAPIYOR?
İşte insanın içini en çok acıtan soru burada başlıyor.
Ormanlarımız yanarken, canlılarımız yok olurken, insanlar evlerini ve yıllarca emek verdikleri yaşam alanlarını korumaya çalışırken.
Bu yangınların çıkmasına sebep olan veya ihmali bulunanlar ne yapıyor?
Bir ormanın yıllar içerisinde büyümesi için onlarca yıl gerekiyor.
Ama bir kibrit, bir sigara izmariti, bir ihmal ya da kasıt; yılların emeğini birkaç saat içerisinde kül edebiliyor.
Sonra biz gökyüzüne bakıp helikopterlerin su taşımasını izliyoruz.
Oysa asıl meselemiz yalnızca yangını söndürmek olmamalı.
Yangın çıkmadan önce onu önleyebilmek olmalı.
TEKNOLOJİ ÇAĞINDA ORMANLAR SAHİPSİZ KALMAMALI
Bugün teknoloji hayatımızın her alanına girmiş durumda.
Şehirleri kameralarla izliyoruz.
Trafiği kameralarla takip ediyoruz.
Güvenlik sistemleriyle saniye saniye görüntü alabiliyoruz.
Öyleyse ormanlarımız neden aynı teknolojiyle korunmasın?
Ormanlara etkin kamera ve erken uyarı sistemleri kurulmalı.
Özellikle yangın riski yüksek bölgelerde termal kameralar, hareket ve duman algılama sistemleri, insansız hava araçları ve erken müdahale ekipleri birlikte çalışmalı.
Bir yangını büyüdükten sonra görmek yerine, daha ilk duman yükselirken fark etmeliyiz.
Çünkü yangında en önemli zaman, yangının büyüdüğü an değil; henüz küçük olduğu andır.
BİR AĞACIN ÇIĞLIĞI OLMAZ
Yanan ağacın dili yoktur.
Kaçan hayvanın sesi bize ulaşmayabilir.
Kül olan bir yuvanın hesabını kimse sormayabilir.
Ama doğanın hafızası vardır.
Bugün yaktığımız orman, yarın bize susuzluk, kuraklık, sıcaklık, erozyon ve yaşanmaz bir çevre olarak geri döner.
Bu nedenle orman yangınları yalnızca bir itfaiye meselesi değildir.
Bu mesele; çevre meselesidir, güvenlik meselesidir, gelecek meselesidir.
En önemlisi insanlık meselesidir.
Adana semalarında helikopterler bugün yine su taşıyor.
Karada insanlar yine alevlerin önünde mücadele ediyor.
Gökyüzünde motor sesleri yükselirken, ormanın içinde başka bir ses duyuluyor:
"Beni kurtarın."
Belki bu ses bir ağacın sesi değildir.
Belki bir kuşun, bir ceylanın, bir sincabın, bir köylünün sesidir.
Belki de gelecek nesillerin sesidir.
O halde daha fazla geç kalmadan...
Ormanlarımızı yalnızca yangın çıktığında değil, yangın çıkmadan önce koruyalım.
Kameralarla, teknolojiyle, denetimle, eğitimle ve caydırıcı tedbirlerle...
Çünkü ateş düştükten sonra su taşımak önemlidir.
Ama asıl marifet, ateşin ormana düşmesine engel olmaktır.
Gökyüzünde helikopterler teyakkuzda.
Biz de aklımızı, vicdanımızı ve devletin bütün imkânlarını ormanlarımızı korumak için teyakkuzda tutmalıyız.
Çünkü orman yanarsa yalnız ağaç yanmaz;
bir memleketin nefesi yanar.