Adana’nın tanınan simalarından Albert Mizrahi, 97 yaşında hayatını kaybetti. Mizrahi’nin vefatı, Adana’nın çok kültürlü geçmişine tanıklık eden önemli bir ismin kaybı olarak karşılandı.
Yağ Cami bitişiğindeki sokakta dünyaya gelen Albert Mizrahi, yaşamı boyunca Adana’dan kopmadı. Çocukluk, gençlik ve ileri yaşlarını kentin tarihi merkezinde geçiren Mizrahi, Adana’nın sokaklarını, insanlarını ve değişen yüzünü yakından bilen isimler arasında yer aldı.
Albert Mizrahi’nin babası Gaston Mizrahi, Adana’daki fotoğrafçılığın öncü isimlerinden biri olarak kentin görsel hafızasında kalıcı izler bıraktı. Gaston Mizrahi’nin fotoğrafçılık alanındaki çalışmaları, Adana’nın geçmişine dair birçok anının günümüze ulaşmasına katkı sağladı. Bu miras, Mizrahi ailesinin kent tarihindeki yerini güçlendirdi.
Babasından devraldığı meslek kültürüyle yetişen Albert Mizrahi, uzun yıllar optikçilik mesleğini sürdürdü. İleri yaşına rağmen optik dükkânında bulunmaya devam eden Mizrahi, çalışkanlığı ve hayata bağlılığıyla çevresindekilerin saygısını kazandı. Günlük yaşamın içinde kalmayı tercih eden Mizrahi, Adana esnafı arasında nezaketi ve mütevazılığıyla tanınıyordu.
Albert Mizrahi’nin vefatıyla birlikte, Adana’nın geçmişini bugüne taşıyan yaşayan hafızalardan biri daha kent belleğinde yerini aldı. Mizrahi, ardında emek, anı ve Adana’ya adanmış uzun bir ömür bırakarak hayata veda etti.
Albert Mizrahi’nin cenazesinin, yarın saat 12.00 ile 13.00 arasında Adana Asri Mezarlığı’nda defnedileceği bildirildi. Mizrahi’nin ailesi ve yakınlarının katılımıyla gerçekleştirilecek defin işlemiyle, Adana’nın köklü isimlerinden biri son yolculuğuna uğurlanacak.
Albert Mizrahi kimdir? Adana'dan Portreler Galerisi (Taner Talaş) 2. Cilt
Albert Mizrahi, 1926 yılında Adana’da Yağ Cami Sokak’ta doğdu. Babası Adana Musevi Cemaati Hahambaşı Gaston Mizrahi’dir. Baba Mizrahi fotoğrafçılık mesleği sayesinde Adana kültür tarihinde önemli izler bıraktı. Babası Gaston ve Annesi İda (Dudu) Hanım’ın ilk çocuğudur. Çiftin İsak, Yako ve Suzan isimli üç çocuğu daha oldu.
Aile arasında İspanyolca konuşulmasına rağmen Türkçeyi çok kısa sürede öğrenip akıcı şekilde konuşmaya başladı. Tüm çocukluğu Adana’da geçti. Adana’daki Türk okullarında okudu. 4 yıllık Ticaret Lisesi’ne devam ederken aynı zamanda babasının dükkânında fotoğrafçılıkla ilgilendi.
Albert henüz dünyaya gelmeden babasının ilk kardeşi Rebeka eşini ve çocuklarını kaybedip ağabeyinin yanına taşındı. Çok sevdiği kız kardeşinin evlat acısını gören Gaston Mizrahi dünyaya gelecek ilk erkek çocuğuna onun adını verdi. 14 yaşına kadar aynı evin içerisinde öz anne ve babasının yanında fakat halası İda Hanım tarafından büyütüldü.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Hatay ziyareti dönüşü mola verdiği Adana’da, Adana kebabının nasıl yediğini gözlemlediği çocukluk hatırası dikkat çeker.
İlkokul öğrencisiyken Atatürk’ün Adana’ya geldiğini ve babasının çalıştığı mağazanın yanındaki restoranda yemek yiyeceğini öğrenir. Küçük bedeniyle kalabalığa karışır ve restoranın kapısında hayran olduğu insanı izler. Bu hatırasını yıllar boyu severek ve o günün heyecanıyla anlatır. Atatürk ve Adana kebabıyla ilgili ilk ve tek gözlem bu hatıradır.
“Bizim Yağ Cami yanındaki mağazanın arkasında Kebapçı Silo’da oturuyordu. Beraberinde paşalar, askerler herkes var. Bekliyorlar. Masalarda kebap duruyor. O sırada Paşa (Atatürk) yaverini yanına çağırdı ve dedi ki; ‘Oğlum ustaya bir sor bakalım. Kebabı koydular önümüze ama servis açılmadı. Nasıl yenecek bu?’ Yaver koşarak kebapçının yanına gitti. Konuştular. Kebapçı Atatürk’ün yanına geldi. Bu kez paşa sordu; ‘Çatal kaşık olmadan nasıl yiyeceğiz bunu?’ Hafifçe gülümsedi. Kebapçı Silo paşaya doğru eğilerek konuştu; ‘Paşam servis istemişsiniz ama kebap servisle yenmez. Şu tırnak ekmeğini alacaksın eline, kebabı koparıp bunun üstüne koyacaksın. Üstüne de bir turşu sıkacaksın. Sonra afiyetle yiyeceksin.’ Paşa izahattan ardından yanındakilere seslendi; ‘Haydi beyler. Elle yiyin işte. Ellerimizle yiyeceğiz.’ Gülüşerek kebaplarını yemeye başladılar.”
1942 yılında çıkan Varlık Vergisi uygulamasına kadar Adana’da bolluk içerisinde kendi işyerlerinde çalışan aile bu süreçte büyük sıkıntı yaşadı. Ailenin sahibi olduğu işyerleri elden çıkarmak zorunda kaldı.
O dönemde 16 yaşında 4 yıllık Ticaret Lisesi’nin üçüncü sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp bir süre babasının yanında çalışmak zorunda kaldı. Varlık Vergisi sürecinde tüm mal varlıklarını kaybetmelerine rağmen aile ekonomik açıdan kısa sürede yeniden toparlandı.
1948 yılında 22 yaşında gittiği 2 yıllık zorunlu askerlik hizmetini Çanakkale’de tamamladı.
30 Nisan 1950’de vatani görevini tamamladı. 1954’te Cem (Jozef) ismini verdikleri ilk çocukları dünyaya geldi.
Babasının düğün hediyesi olarak verdiği Çakmak Caddesi üzerindeki işyerinde hediyelik eşya satışı yaptı. İncirlik Hava Üssü’nde görevli Amerikan askerlerine yönelik bu hediyelik eşya satışı istenen büyüklükte ilerlemedi.
Uzun yıllar boyunca ticaret hayatını Adana Sun Sineması Sokağı’ndaki gözlükçü dükkânında sürdürdü.