Aziz İhsan Aktaş davasında 2. gün sona erdi! Davada neler oldu? Adanalı başkanlar neler söyledi?

Aziz İhsan Aktaş’ın belediye başkanları ile yöneticilerine rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla açılan dava Silivri’de görülüyor.

Adanalı belediye başkanları duruşmanın ikinci gününde hâkim karşısına çıktı. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Aziz İhsan Aktaş davasında ilk kez savunma yaptı. Karalar “Birileri beni tutuklamak için özel bir gayret göstermiş. MASAK, HTS, baz kaydı, bilirkişi raporu, hiçbiri yok” dedi. Ayrıca Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin de savunma yaptı.

Zeydan Karalar ilk kez savunma yaptı

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, savunmasına iş hayatını anlatarak başladı:

“2014’te de Seyhan Belediye Başkanı oldum. Öyle bir iş yaptık ki, herkes Zeydan Karalar Büyükşehir Belediye Başkanı olsun dedi. Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumda borç, gelirin 4 katıydı. 5 yılda tüm haciz dosyalarını hallettik. Bugün itibarıyla belediyenin geliri şu anda borcun 4 katı.”

Karalar şöyle devam etti:

“Milyonların desteklediği Zeydan Karalar şu an sizin karşınızda. Bizim biraz önce anlattığım başarılarımız bizi bu noktaya getirdi. Vatandaşlar, ‘Sizi bu kadar sevdik ya, o yüzden buradasınız’ diyorlar. Gelelim davaya. Ben kimseye rüşvet vermedim, kimseden rüşvet almadım. Baki Nugay, ‘Aziz İhsan Aktaş benim resmî ortağım değildir’ diyor. Bu, Türkiye’nin dikkatinden kaçtı. Aktaş da iş alabilirdi, ihalelerin hepsi açıktı. Girebilirdi.

Belediye başkanlarının ihale verme, almada rolleri yok. Hem Aziz İhsan Aktaş’ın şirketleri Seyhan Belediyesi döneminde bizimle çalışmadı. Ben nedense bu dosyadayım? Ben Adanalıyım, Silivri’de ne işim var dedim."

Seyhan Belediyesi’nde 2014-2019 arası hiçbir yükleniciyi mağdur etmedik. Zaten hak ediş ödemelerinin çok düzenli yapıldığını sunduk delil olarak. ‘Ben ödemelerimi alamıyorum, Zeydan Karalar’a gittim, o da Özcan Zenger’e yönlendirdi’ deniyor. Ödemelerin düzenli yapıldığı bir ortamda niye gelsin bizden ödeme istesin?

Burada bir çaba var. Birileri beni tutuklamak için özel bir gayret göstermiş. Belli ki 5 ay sonra tutukluluktan kurtulmak için Baki Nugay’ın ifadelerinden dolayı buradayım. MASAK raporu, HTS kaydı, bilirkişi raporu; bunların hiçbiri benimle ilgili değil. Dosyada yok.

7 aydır tutukluyuz, 8. aya gireceğiz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Ben yargılanmaktan korkmam. Bizim itirazımız tutuklu yargılamak. Yoksa boynumuz kıldan incedir, korkumuz yok. Ben kendisini savcılığa ihbar etmiş bir insanım. Tüm ihaleleri inceleyin dedim.

Kütahya mesela, tefrik edildi, gönderildi. Isparta var. İkisi görevde, ben tutukluyum. Görevde olmaları doğru. Ben milyonların güvendiği insan olduğum için mi buradayım? Bu bir haksızlık değil mi?

Hayatım boyunca ülkeme hizmet etmekten bir milim ayrılmadım. 7 aydır Adana’dan, ailemden, vefakâr Adanalı kardeşlerimden ayrıyım. Benim tutuklu olmam, ailemi, Adana’yı ve Adanalıları cezalandırmak anlamına geliyor.”

Oya Tekin'in eşi Celal Tekin de mahkemede konuştu

Fırat Fıstık'ın aktardığına göre Celal Tekin ise ifadesinde şöyle konuştu: “Ben Aziz İhsan Aktaş’ı tanımam. Sonra tanıştım. Aktaş ile Ankara’da görüştüm. Savcılık bu görüşmeyi bambaşka yere çekerek, eşimin talimatıyla para alma sonucuna ulaşmıştır. Düşünün, 700 milyon almışız. Bu kadar büyük organizasyonun bu kadar kısa sürede olması mümkün değil. 135 ayrı noktada baz vermişken, vaktimin çoğu İller Bankası’nda geçmişken bu mantıksız. Tek beyan Aziz İhsan Aktaş’ın. Parayı çeken şahsın bu parayı kime verdiğine, niye çektiğine yönelik bir beyan yok. Para çekildiği an, görüşmemizden önce. Bu da tutarsızlığın kanıtı.”

Tekin, son olarak şunları söyledi:

“Aydın’la ilgili iddialar var mesela. Aydın nerede? İddianamede yok. Kütahya’yla ilgili mesele oraya gönderildi. Biz neden İstanbul’da yargılanıyoruz? Bir siyasi parti dışında gözaltı, tutuklama, dava var mı? Neden yok?”

Aziz İhsan Aktaş da Celal Tekin’e soru sordu. Aktaş, “Görüşmek için koyduğum aracılar kimler? Siz bir şirkete eski borcunuzu mu yeni borcunuzu mu ödersiniz?” dedi.

Tekin’in avukatı ise soruya itiraz ederek İkinci soruya itirazım var. Belediyeye ait borcun ne zaman ödeneceğine dair müvekkilim cevap veremez” diye konuştu. Tekin ise ilk soruya “Siyasileri, tanıdıkları seferber etmiş. Bunu söyledim zaten” dedi.

Bu sırada Aziz İhsan Aktaş’ın avukatları para alışverişi olduğu sırada Tekin’in para karşılığı cezerye verip vermediğini sordu. Fakat iddianamede veya Aktaş’ın ifadesinde dahi olmayan bu husus avukatların tepkisini çekti.

Oya Tekin'in ifadesinin tamamı

Oya Tekin, dün tutuklu belediye başkanları olarak bir araya getirildiklerini, basını takip etme, avukatlarıyla görüşme imkanı bulamadıklarını, son derece insani ihtiyaçları bir çay ya da su taleplerinin bile karşılanmadığını anlattı. Tekin, şöyle devam etti:

"Savunma hakkı kutsaldır. Ben yıllarca insanların savunma hakkına aracılık etmiş bir hukukçuyum. Dün ise savunma hakkını kullanacak durumda bile değildik. Tansiyonum düştü, konuşamayacak hâle geldim. Eğer savunma sırası bana o an gelseydi, bu şartlarda ifade veremeyeceğimi söylemek zorunda kalacaktım. Akşam koğuşa döndüğümde koğuşumdaki kadın arkadaşlar beni karşıladı. Bana, basında izledikleri haberlerden yola çıkarak, 'Suç örgütü liderliği'nden yargılanan birinin özel araçlarla, makam aracı ve korumalarla getirildiğini söylediler. O an gözlerim doldu. Dokuz aydır, haklılığımın verdiği güçle ayakta duruyorum; her gün ağlayan biri değilim. Ama o an düşündüm: Bizler, bölmeli, kapalı cezaevi araçlarında, adeta 'canlı tabut' denilen koşullarda taşındık. Bu uygulamayı tarihe not düşmek istiyorum.

Cezaevinde televizyonu çok nadir açıyorum. Ancak her açtığımda, kendine gazeteci diyen bazı kişiler tarafından, aynı dosya üzerinden, aynı cümlelerle, aynı ithamlarla yargısız infaz yapıldığını görüyorum. Dün akşam yine Seyhan Belediyesi ile ilgili aynı senaryoyu izledim. Gizlilik kararı olan bir dosyadaki bilgilerin, nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığını sormak istiyorum. Bir hukukçu olarak, masumiyet karinesinin bu kadar pervasızca çiğnenmesini kabul edemiyorum. Masumiyet karinesi evrensel bir ilkedir. Bir insan, hüküm verilene kadar masumdur. Gizli soruşturma dosyalarında yer alan bilgilerin, televizyon ekranlarında kesin suç gibi sunulması bu dönemin yargı pratiğine dair tarihsel bir nottur."

"Adana’nın ilk seçilmiş kadın belediye başkanıyım"

Seyhan Beldiye Başkanı Oya Tekin, Adana’nın ilk seçilmiş kadın belediye başkanı olduğunu, bu göreve bir lütufla gelmediğini, yıllarca verdiği mücadeleyle, kadın hakları, eşitlik, adalet ve özgürlük için yürüttüğüm çalışmalarla halkın iradesiyle seçildiğini belirtti. Tekin, şöyle devam etti:

"Şafak operasyonu yapılmasına gerek yoktu. Çağrılsaydım giderdim. Antalya’da Yörük Türkmen Festivali’ndeydim. Otelden alındım. Kaçacak biri değilim. Hukuku bilen biriyim. Buna rağmen, ülkemde daha önce defalarca tanık olduğumuz şekilde, çağrıyla ifade verebilecek kişiler yerine, şafak operasyonları tercih edilmiştir. Antalya’da nezaretteyken, eşimin de Adana’da gözaltına alındığını öğrendim. Henüz neyle suçlandığımızı dahi bilmiyorduk. Ortada suçüstü yoktu, sadece bir şüphe vardı. Buna rağmen, gizli olması gereken dosya bilgileri kamuoyunda dolaşıma sokuldu."

"Buradan da başım dik çıkacağıma inanıyorum"

Tekin, sözlerine şu ifadelerle devam etti:

"Sayın Başkanım, ben bir hukukçuyum. Bu ülkenin onurlu bir vatandaşıyım. Üç evlat yetiştirdim. Onlara bırakacağım en önemli miras onurumdur. Bugün de onurluyum. Buradan da başım dik çıkacağıma inanıyorum. Bu yaşananların tamamını, hem şahsım hem de bu ülkenin hukuk tarihi adına kayda geçmesi için anlatıyorum. Gözaltına alındığım gün, benimle birlikte iki kadın belediye başkanı daha bulunuyordu. Herhangi bir ayrıcalık talep etmedik. Hepimiz sıradan şekilde otobüslere bindirildik. Beş belediye başkanı, bir önceki dönem milletvekilimizle birlikte sıralandık. Bu sırada bir kamera çekimi yapıldığını fark ettik. Basının olup olmadığını sorduk. Ortam son derece gergindi. Bunun emniyetin kamerası olduğu, arşiv amaçlı kullanılacağı söylendi. Sağlık kontrolünden sonra, gecenin üçünde Çağlayan Adliyesi’ne getirildik. Fiilen dinlenilmiş gibi yapıldı ancak gerçekte savunmamız alınmadı. Tutuklandık ve ben cezaevine gönderildim."

"O fotoğrafı, masumiyetimi ispatladığımda, çalışma ofisime asacağım"

"Cezaevindeki ilk görüşümde, dışarıda çocuklarımın, ailemin ve bana güvenerek oy vermiş Seyhanlı hemşerilerimin beklediğini öğrendim. Buradan kendilerine destekleri ve güvenleri için teşekkür ediyorum. İlk ziyaretçim bana, üzgün bir şekilde, iki kolumda polislerle çekilmiş bir fotoğrafımın basına servis edildiğini söyledi. O an anladım ki bu görüntü, gizlilik kararı olan bir dosyada, emniyet kamerasıyla çekilen görüntüydü. Şunu açıkça ifade ettim: Benim için sorun değildir. Bu fotoğrafı, masumiyetimi ispatladığımda, çalışma ofisimde asacağım ve altına 'Ben de bu hukuksuzluğu yaşadım' yazacağım."

Tekin, Adana’da serbest çalışan bir avukat olan eşinin, iddianameye göre, "Ankara’da Aziz İhsan Aktaş ile görüştüğünü, Aktaş’ın belediyeden alacağını tahsil edememesi üzerine kendisine bir milyon dolar verildiğinin belirtildiğini" aktararak, "İsnat edilen eylem budur. Suç olarak da Türk Ceza Kanunu’nun 252/2 maddesi uyarınca rüşvet alma gösterilmektedir. Ancak burada dikkat çekici olan şudur, Aziz İhsan Aktaş, benimle görüştüğünü söylememektedir. Benimle ilgili herhangi bir görüşme, konuşma ya da talimat iddiası yoktur. Buna rağmen iddianamede, parantez içi ifadelerle, niyet okumaya dayalı şekilde, 'eşinin benim adıma parayı aldığı' yönünde bir varsayım kurulmuştur. Bu varsayım, ne maddi vakaya ne de somut delile dayanmaktadır" dedi.

Ceza hukukunda suçun oluşabilmesi için maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurlarının birlikte bulunması gerektiğini vurgulayan Tekin, soruşturma evresinde savcılık makamının, yeterli şüpheyi maddi vakalarla ortaya koymak zorunda olduğunu aktardı.

"Kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı"

Yeterli şüphenin, varsayımlarla ve niyet okumayla değil, hukuka uygun elde edilmiş somut delillerle oluşturulacağını anlatan Oya Tekin, savunmasına şöyle devam etti:

"Bu dosyada yeterli şüphe dahi oluşmadan iddianame düzenlenmiştir. Kaldı ki tutuklama için yeterli şüphe de yetmez; kuvvetli suç şüphesinin varlığı gerekir. Buna rağmen ben dokuz aydır Silivri Cezaevi’nde tutukluyum. Dokuz ay… Bu süre, yalnızca şahsım açısından değil, ülkemiz, toplumumuz ve adalet duygusu açısından son derece ağırdır. Suçun en temel unsuru olan kamu görevlisi sıfatı açısından bakıldığında dahi, benimle kurulmuş bir irtibat yoktur. Bir görüşme yoktur, bir talimat yoktur, bir talep yoktur. Buna rağmen rüşvet alma suçlamasıyla tutuklandım.

Ayrıca savcılık makamı yalnızca iddia edilen delilleri değil, lehime olan delilleri de toplamakla yükümlüdür. İfadelerimde açıkça bir husumet bulunduğunu dile getirdim. Bu husumetin ne olduğuna dair hiçbir araştırma yapılmadı. İfadelerim bütüncül şekilde değerlendirilmedi. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı hiçe sayılarak, gizlilik kararı olan bir dosya üzerinden kamuoyu önünde yargısız infaz yapıldı."

"Rüşvet suçunda etkin pişmanlık, suç ortaya çıkmadan önce, failin kendi iradesiyle bildirmesi halinde söz konusu olabilir"

Oya Tekin, etkin pişmanlığın, bir beyan delili olduğunu, özgür iradeyle verilmiş olması gerektiğine işaret ederek, dosyadaki etkin pişmanlık beyanlarının tutukluluk koşullarında, yani özgür iradenin ciddi şekilde baskı altında olduğu bir ortamda alındığının görüleceğini söyledi. 

Tekin, "Rüşvet suçunda etkin pişmanlık, suç ortaya çıkmadan önce, failin kendi iradesiyle gidip durumu bildirmesi halinde söz konusu olabilir. Oysa burada soruşturma başlamış, kişiler tutuklanmış ve sonrasında bu beyanlar alınmıştır. Bu haliyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması hukuken mümkün değildir" değerlendirmesini yaptı.

Yeterli şüphe dahi oluşmadan, suçun maddi ve manevi unsurları ortaya konulmadan, Silivri Cezaevi’nde tutulduğunu söyleyen Tekin, "Bu durum yalnızca benim açımdan değil, toplumun adalet duygusu açısından da son derece ağır bir tablodur. Cezaevi koşullarında, sınırlı imkânlarla bu savunmayı hazırladım. Sırf bu koşullar yüzünden benim koğuşumdan 3 kişi etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandı. Belki sadece savunma yapmakla yetinmemek, söyleyeceklerimizi bir dilekçeyle de sunmak gerekir. Çünkü yaşananlar gerçekten çok acıdır. Bu yalnızca benim adıma değil, bu toplum adına acı bir tablodur. Bir toplumda ahlaki deformasyon, özellikle adalet mekanizmasında başlarsa, bunun altında hepimiz kalırız. Sonrasında hukuk, hak ve adalet kavramlarını konuşmak anlamını yitirir" dedi.

"Aziz İhsan Aktaş'ı tanımam" 

Aziz İhsan Aktaş’ı tanımadığını, Aktaş'ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanların, Seyhan Belediyesi ve şahsı açısından açıkça bir hesaplaşma aracına dönüştürüldüğünü ifade eden Tekin, süreçte eşimin adının da dosyaya bu şekilde sokulduğunu anlattı. 

Aziz İhsan Aktaş'ın, Adana’da ve Türkiye’nin birçok yerinde belediyelerle çalışan, belediye yapısını iyi bilen, bu ilişkileri yıllardır sürdüren birisi olduğunu aktaran Oya Tekin, şunları kaydetti:

"Ben ise belediyenin iç işleyişini yeni öğrenen, kamu kaynaklarını doğru kullanmaya çalışan bir yönetici konumundaydım. Aziz İhsan Aktaş, 19 Temmuz tarihinde rüşvet verdiğini iddia etmektedir. Oysa ben o tarihte henüz görevimin üçüncü ayındaydım. Seyhan’ın birikmiş, ağır sorunlarıyla boğuşuyordum. Hizmet üretmeye, sistemi düzeltmeye çalışıyordum. Böyle bir rüşvet ilişkisi iddiasının, hayatın olağan akışıyla da hiçbir ilgisi yoktur. İddianamede Aziz İhsan Aktaş’ın bir suç örgütü kurduğu, bu örgütün kamu idarelerini ele geçirerek ihaleler aldığı, fiyatları yükselttiği belirtilmektedir. Ben göreve geldiğimde, tam da bu tür yapıları kırmak için çalıştım. Çünkü sürdürülebilir bir yolsuzluk düzeni ancak bu şekilde ayakta kalır. Ben bu düzeni bozduğum için bugün buradayım."

"Aktaş’ın Seyhan Belediyesi’nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona ermiştir"

"Nitekim Aziz İhsan Aktaş’ın Seyhan Belediyesi’nde yıllardır devam eden iş ilişkileri, benim dönemimde sona ermiştir. Açık ihaleye çıkılmış, kendisi bu ihalelere dahi katılmamıştır. İddianamede adı geçen birçok şirketle ilişkilerinin devam ettiği kabul edilirken, Seyhan Belediyesi özelinde bunun kesildiği görülmektedir. Burada husumetin kaynağını ayrıca aramaya gerek olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben, onun iş alanını ortadan kaldırdım. Göreve geldikten bir hafta sonra, bir hukukçu refleksiyle Sayıştay raporlarını, müfettiş raporlarını, önceki yönetim dönemine ilişkin denetim raporlarını istedim. Belediye yönetimine bu şekilde başladım. Amacım; yasaya, mevzuata ve kamu yararına uygun bir belediyecilik anlayışı kurmaktı. Bu raporlarda özellikle park ve bahçelerle ilgili ihalelerde ciddi sorunlar tespit edilmişti. Kamu kaynağında israf vardı, personel yapısı bozulmuştu, belediyenin önemli bir alanı fiilen bir müteahhidin kontrolüne bırakılmıştı. Ne yaptım? Belediye bünyesinde yeterli personel varken bu işlerin belediye eliyle yapılabileceğini düşündüm. Park ve bahçeler ihalesini açmadım. Bunun yerine, belediye personeliyle ve 270 kadına istihdam sağlayan bir toplumsal sorumluluk modeliyle bu hizmetleri yürüttüm. 

Eğer benim zihniyetim rüşvet, menfaat ve kişisel kazanç üzerine kurulu olsaydı; bu alandan en az 500 milyon liralık bir rant sağlanabilirdi. Tam tersine, kamu kaynağını korudum, tasarruf ettim. Bu nedenle bugün yargılanıyorum. Aziz İhsan Aktaş ihaleye devam edemedi. Onunla birlikte hareket eden başka kişiler de bu alanın dışında kaldı. İddianamede yer alan ilişkiler, imzalar ve organizasyonlar anlatılırken, Seyhan Belediyesi’nde bu yapının neden sona erdiği hiç sorgulanmamıştır. Ben burada bir suçtan değil, bir belediyecilik anlayışından dolayı yargılanıyorum. Süresi belirsiz bir tutukluluk içindeyim. Bu yalnızca benim değil, bu ülkenin adalet duygusu açısından da ağır bir tablodur."

Kadir Aydar'ın ifadesinin tamamı

Rüşvet almakla suçlanan tutuklu Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar da savunmasında, hakkındaki suçlamaları reddederek, tahliyesine ve beraatine karar verilmesini istedi. 

Aydar, 2024'te Ceyhan Belediye Başkanı seçildiğini, bu tarihten sonra Aziz İhsan Aktaş’ın ya da yakınlarının belediyeden aldığı herhangi bir ihale bulunmadığını söyledi. Kendisinden önceki döneme ait ihalelerin de kendi döneminde devamı ya da yenilenmesinin söz konusu olmadığını bildiren Aydar, şunları kaydetti:

"Tekrar ediyorum, Aziz İhsan Aktaş ve akrabalarının, benim görev sürem içerisinde belediyeden aldığı veya devam ettirdiği herhangi bir ihale yoktur. Aktaş ailesine ait şirketlere yapılan ödemeler usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Aynı tarihlerde, belediyeden alacağı bulunan diğer firmaların da ödemeleri yapılmıştır. Bu firmalara yapılan ödemeler, özel ya da ayrıcalıklı ödemeler değildir; belediyenin borcu bulunan tüm firmalara yapılan rutin ödemelerdir.

İhsan Aktaş, değeri 4 milyon TL olan bir daireyi 20 milyon TL’ye aldığını ve bunun rüşvet olduğunu iddia etmektedir. Ancak Sayın Başkanım, babamla ev pazarlığı yaptığını söylediği 25–26 Temmuz tarihinde, akrabalarına ait şirketlerin belediyeden alacağı yalnızca 1,5 milyon TL’dir. Tapu devrinin yapıldığı ağustos ayında da bu alacak yine 1,5 milyon TL’dir. Daha da önemlisi, kasım ayında 300 bin dolar verdiğini iddia ettiği tarihte, şirketlerinin belediyeden alacağı tek bir kuruş dahi yoktur. Sayın Başkanım, 1,5 milyon TL alacağı olan bir şirket için 20 milyon TL ödeme yapılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Hiçbir alacağı bulunmayan bir şirket için 300 bin dolar verilmesi ise akla ve mantığa sığmamaktadır.

"Babam müteahhit, Aktaş ile olan ilişkisi tamamen ticari" 

"Savcılığın dahi çıplak haliyle 15 milyon TL olarak belirttiği bu daireler, babam tarafından full eşyalı ve özel tasarımlı şekilde Aziz İhsan Aktaş’a 15–16 milyon TL bedelle satılmıştır. İhsan Aktaş ise ifadesinde bu evleri 20 milyon TL’ye aldığını söylemekte; 4 milyon TL’yi tapuda, 6 milyon TL’yi ayrıca ve 300 bin dolar ödediğini iddia etmektedir. Ancak iddia edilen 6 milyon TL’lik ödeme, daire satışıyla ilgili değildir. Bu bedel, babam tarafından kendisine satılan araçla ilgilidir. Savcılık tespitlerine göre aracın kasko değeri 12 milyon TL olmasına rağmen, araç kendisine 6 milyon TL’ye satılmıştır. Trafik devri yapılmış, araç fiilen teslim edilmiş ve Aktaş tarafından kullanılmıştır. Bu husus HGS, MOBESE kayıtları ve trafik cezalarıyla da sabittir. Dolayısıyla araç, iddia edildiği gibi değerinin üzerinde değil; piyasa değerinin çok altında satılmıştır. Sayın Başkanım, anlattığım tüm bu rakamlar ve hususlar savcılığın kendi tespitleriyle dosyaya girmiştir. Ben Aziz İhsan Aktaş’tan 300 bin dolar almadım. Eğer böyle bir para almış olsaydım, bunu inkar etmezdim. Çünkü burada babam ile Aktaş arasında yapılan bir ticaret söz konusudur. Babam daireyi sattığını kabul etmektedir. Ortada suç teşkil eden bir durum yoktur. Ticaret yapmak suç değildir."

"Babamın hiçbir ticari ilişkisine dahil olmadım"

Başkan Kadir Aydar, babasının hiçbir ticari ilişkisine dahil olmadığını belirterek, "Babam, Türkiye genelinde faaliyet gösteren, müteahhitlik yapan, Ceyhan Ticaret Borsası Başkanı olan başarılı bir iş insanıdır. Aziz İhsan Aktaş ile olan ilişkisi tamamen ticari niteliktedir. Bu ticaretin kazanan tarafı da Aktaş’tır. Ben bu ticari detaylara, ancak gözaltına alındıktan sonra vakıf olmak zorunda kaldım" dedi. Aydar, iddianamede konu edilen hiç malın değerinden yükseğe satılmadığını belirterek, "Aziz İhsan Aktaş 'rüşvet verdim' diyor ama verdiği rüşvet, malın değerini karşılamıyor" şeklinde konuştu.

GÜNDEM Haberleri

Adana’da metruk binada feci ölüm
Oya Tekin: “Aktaş’ın Seyhan Belediyesi’ndeki iş ilişkileri benim dönemimde sona ermiştir”
Kadir Aydar’dan mahkemede net savunma: “Babamın ticari ilişkisine dahil olmadım”
Kapalı duruşma kararı geri çekildi: Yarınki oturum izleyiciye açık yapılacak
Zeydan Karalar’ın savunmasının ardından duruşma ertelendi