Bozkırın Tılsımı

Remzi Yıldırım

Torosların doruklarında yazın en güzel türküsü söylenirdi. 

Uzaktan bakanlar, rüzgârın salınışıyla dalga dalga uzanan buğday başaklarını kar örtüsü sanırdı. Oysa o beyazlık değil, bereketin altın rengiyle gökyüzüne "elif" gibi doğrulan başakların duasıydı.

Ben de o başaklardan biriyim.Sizlerde.

Karanfil Yaylası'nın bereketli toprağında yıllardır kök salmış, rüzgârın anlattığı masalları dinleyen bir buğday başağı.

Bundan on yıl kadar önce buralar sessizdi. Göz alabildiğine uzanan tarlalarda yalnızca kuşların sesi, rüzgârın türküsü ve toprağın kokusu vardı. İnsan ayak izine pek rastlanmaz, geceleri yıldızlar gökyüzünü sessizce aydınlatırdı.

Sonra insanlar gelmeye başladı.

Şehrin gürültüsünden kaçan aileler, yaylanın serinliğine sığındılar. Birer birer yazlık evler yükseldi. Çocuk sesleri rüzgâra karıştı. Başta sevindik. Çünkü doğa, insanla güzeldi; çocuk kahkahaları toprağın bereketine bereket katıyordu.

Fakat mutluluğumuz uzun sürmedi.

Evlerin çevresinde yılan, akrep ve çıyan görünmesin diye toprağa zehir serpildi. O zehir yalnız zararlı canlıları değil, toprağın görünmeyen binlerce dostunu da sessizce yok etmeye başladı. Böcekler azaldı, kuşlar eskisi kadar uğramaz oldu. Bizler de bu sessiz değişimi korkuyla izledik.

İçimiz burkulmuştu.

Derken bir gün yine çocuklar geldi. Kahkahaları rüzgârı bastırıyordu. Toprakta koştular, başakların arasından geçtiler, fotoğraflar çekildiler. O an gerçeği anladım.

Anne ve babalar çocuklarını korumak istemişti.

Onların niyeti doğaya zarar vermek değil, evlatlarını tehlikeden uzak tutmaktı. İşte o gün kızgınlığımız yerini anlayışa bıraktı. Çünkü insan da doğanın bir parçasıydı.

Bugün her yaz Anadolu sofraları tarlamızın kıyısında kuruluyor. Demlenen çayın kokusu buğdayın kokusuna karışıyor. Çocuklar başakların arasında hatıra fotoğrafları çektiriyor, büyükler gölgede geçmişi anlatıyor. Biz de onların anılarında küçük bir ayrıntı olarak yer alıyoruz.

Ancak doğanın bizden tek bir isteği var:

Bizi korurken toprağı da koruyun.

Çocuklarınızı yaşatırken toprağın canını da yaşatın. Çünkü toprağın nefesi kesildiğinde ne buğday kalır, ne kuşların şarkısı, ne de yaylaların huzuru.

Bozkırın gerçek tılsımı yalnızca bereket değildir.

İnsanla doğanın birbirine zarar vermeden, aynı gökyüzünün altında birlikte yaşayabilmesidir.