CHP Adana Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Dr. Müzeyyen Şevkin, 7554 sayılı Kanun ve madencilik politikalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda konuştu.
Geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren 7554 sayılı kanunla madencilik ve enerji projelerinde ruhsat, ihale, izin ve ÇED süreçlerinin yeniden düzenlendiğini hatırlatan Şevkin, yapılan düzenlemelerin doğa ve yaşam alanları üzerindeki baskıyı artırdığını savundu.
Şevkin, ormanların, zeytinliklerin, meraların, su havzalarının, yerleşim alanlarının ve kültürel varlıkların tehdit altında olduğunu belirterek, madenciliğin insanı, doğayı ve gelecek kuşakların yaşam hakkını yok sayarak yapılamayacağını ifade etti.
“Madencilik yapılmalı ama yaşam hakkı yok sayılarak yapılamaz”
Jeoloji mühendisi olduğunu hatırlatan Dr. Müzeyyen Şevkin, “Bir jeoloji mühendisi olarak yıllardır haykırıyorum. Madencilik yapılmalı, evet. Ancak insanı, doğayı, toprağı, suyu ve gelecek kuşakların yaşam hakkını yok sayarak madencilik yapılmaz, yapılamaz” dedi.
Maden ruhsatlarına ilişkin verileri paylaşan Şevkin, Cumhuriyetin ilk 80 yılında bin 186 maden sahasına ruhsat verildiğini, son 25 yılda ise bu sayının 386 bine ulaştığını söyledi.
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün bir yılda bin 256 ÇED olumlu kararı verdiğini belirten Şevkin, 2026 yılında 600 maden sahasının daha ihaleye çıkarılacağını ifade ederek, “Bu dehşet vericidir” değerlendirmesinde bulundu.
“Ekokırım kurumsallaştı”
Ordu, Kazdağları, Zap Havzası, Cilo buzulları, Tunceli Pülümür ve Ovacık’ta bakır, krom ve altın işletmeleri nedeniyle doğa savunucuları ile köylülerin itirazlarına rağmen madencilik faaliyetlerinin sürdüğünü dile getiren Şevkin, “süper izin” olarak adlandırılan torba yasalarla MAPEG’e geniş yetkiler verildiğini savundu.
ÇED süreçlerinin hızlandırıldığını ve acele kamulaştırma uygulamalarıyla ekokırımın kurumsallaştırıldığını öne süren Şevkin, doğa tahribatının geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.
“Kazanç şirketlere, bedel vatandaşa yükleniyor”
Üretilen madenlerin büyük bölümünün uç ürüne dönüştürülmeden ihraç edildiğini söyleyen Şevkin, AKP iktidarı döneminde uluslararası şirketlere avantaj sağlayan bir yapı oluşturulduğunu ileri sürdü.
Şevkin, “Bugün ülkede zeytinin, fındığın, çayın, buğdayın, elmanın önemi yok. Suyun, ormanın, turizmin önemi yok. Varsa sadece kazan-kazan” ifadelerini kullandı.
İliç, Soma, Fatsa ve Sivas’ta yaşanan acıların unutulmadığını vurgulayan Şevkin, madencilik politikalarının insan yaşamını, çevreyi ve tarımsal üretimi gözeten bir anlayışla yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.
“Doğayı gelecek kuşaklara yaşanılır halde bırakmalıyız”
Sakarya Nehri ve Porsuk Çayı’nın Ankara, İstanbul, Bursa ve Eskişehir’in gıda güvenliği açısından önem taşıdığını ifade eden Şevkin, su ve gıda kaynaklarının korunması gerektiğini söyledi.
Dr. Müzeyyen Şevkin, “Susuz ve gıdasız yaşayamayız. Doğada geri dönüşü olmayan zararların bedeli parayla ödenemez. Bu nedenle doğamızı korumak, çevreyi gelecek kuşaklara yaşanılır halde bırakmak zorundayız” dedi.