CHP’de Üç Tarz-ı Siyaset…

Ebubekir Yıldırım

Literatürde “diyapozon” diye bir kavram vardır. Anlamı farklı ses ve notaların referans kaynağı demektir. Enstrümanların akort edilmesinde özellikle piyano ve yaylı çalgılarda standart bir frekans sağlamak için kullanılır. Yani oluşan ve oluşacak gürültüyü minimize ederek çok seslilik içinde uyum oluşturulmaya çalışılır. Doğru ve olması gereken frekans neyse diğer enstrümanlar ve “her şey” ona göre akort olur. 

Türkiye siyasetinde uzun yıllardır bu “referans frekansı” büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından belirleniyor. Pınarhisar cezaevinden bugüne kadar özellikle 3 Kasım 2002 seçimlerinden başlayarak girdiği her seçimde belirleyici aktör olarak Türk siyasetine damga vurmaya devam ediyor. Gerek dış politikadaki gerekse de iç politikadaki çıkışları ve taktik manevralarla gündemin peşinden giden değil doğrudan gündemi belirleyen isim olarak tartışmasız öne çıkıyor. Onun için en baştan itibaren AK Parti’de siyasal diyapozon nettir. Tüm referans noktalarını Cumhurbaşkanı Erdoğan belirler. Parti teşkilatı, belediyeler, milletvekilleri ve seçmen psikolojisi bir merkezden çıkan siyasi frekansa göre konum alır..

Geçmiş dönem siyasi aktörlere baktığımızda da benzer tabloları görmek mümkündür. Menderes, Özal, Demirel, Ecevit gibi liderler hem genel siyasette etki oluşturmuş hem de kendi partilerinde temel referans haline gelmiş isimlerdi.

Ancak bugün asıl tartışma ana muhalefet Partisi CHP’nin hangi frekansta birleşeceği meselesidir. Zira Kasım 2023 kurultayından itibaren ‘Cumhuriyeti kuran Parti’de’ ilk kez ‘lider kim’ tartışması neredeyse her gün sorgulanmıştır. 

Ne, CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık döneminde ne de yakın dönemin önemli isimlerinden rahmetli Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığı döneminde ‘lider kim’ belirsizliği yaşanmamıştı. İç tartışmalar, hizipler vardı ancak kurumsal yönde bir muğlaklık yoktu. Bu isimler, kendi dönemlerinde örgütü kuşatan, örgütüne hakim liderlerdi. Üyeler ve seçmen için ise temel referans olarak kabul ediliyorlardı. Yani o dönemlerde parti tabanının kurumsal çizgi etrafında akort olduğunu, belli bir uyumda ilerlediğini hep görürdük. 

Ancak Kasım 2023 kurultayı sonrasında CHP’de uyumlanmanın kime göre yapılacağı ve siyasetin kimin şahsında içselleştirileceği bir türlü anlaşılamadı. Çünkü bir taraftan şaibeyle seçim kazandı denilen mevcut Genel Başkan Özgür Özel, diğer taraftan tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, bir başka tarafta ise CHP’nin kuruluş kodlarından uzaklaştırılıp siyasal referans noktalarının değiştirilmeye çalışıldığını savunan Kemal Kılıçdaroğlu çizgisi ortaya çıktı. Böylece çok parçalı bir siyasi denklem oluştu. Bu durum parti tabanında asıl merkezin kim olduğunu, partinin siyasi tonunun ne olduğunu, yerel aktörlerin ve örgütlerin kime göre pozisyon olacağını, yeni dönemde sürecin dili kim tarafından kurulacağı gibi soruları beraberinde getirdi. Mesela her ne kadar genel başkan Özgür Özel olsa da kamuoyunun önemli bir kesimi tarafından CHP’nin Ekrem Bey tarafından yönetildiği algısı bir türlü aşılamadı. İmamoğlu‘nun tartışıla gelen ‘vesayetinin’ karşısında Özgür Özel‘e gerçek bir liderlik elbisesi giydirilemediği gibi Özel’in vesayeti kabul eden bir Genel Başkan imajı ‘asıl patron kim?’ sorusunu sordurttu . Bunun yanında Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi ise tüm bunlara karşı çıkıp ‘Atatürk’ün partisini’ bir kişinin siyasi ikbaline peşkeş çektiler deyip CHP’yi ana kodlarına çekeceğini iddia etti. 

Nitekim mutlak butlan tartışmalarıyla başlayan ve devam eden CHP içindeki kaotik olaylar Türk siyasi tarihinde hafızalardan silinmeyecek bir görüntü ortaya çıkardı. Çünkü bir siyasi hareket içinde  hangi sesin ana frekans olacağı belirsizleştiğinde teşkilatlar veya örgütler en çok kafası karışanlar oluyor.  Fitne ateşinin harlandığı böylesi dönemlerde ya ön roller almaya çalışıp maalesef tabiatının dışına çıkanlar - Cemal Enginyurt ve Adnan Beker gibi isimler - ya da bekleme odalarında önce hangi sesin kalıcı olacağını duymak isteyenler oluyor. 

CHP’yi çok zor günler beklese de orta vadede örgüt disiplininin sağlanacağını öngörüyorum zira kurumsal güç de mühür de artık Kemal Bey’de. Türkiye siyasetinde  muhalefetin kendi diyapazonunu yeniden belirleme süreci yaşanıyor mesele artık bir ses üretmek değil mesele hangi ismin etrafında ortak irade kurulacağını belirleme meselesidir. Konu sadece  ‘lider değişimi’ değil, ana siyasal omurganın yeniden belirlenme savaşıdır diyebiliriz. Ve bugün CHP’nin kaotik görüntüsünün içinde yaşanan tam olarak budur. Yeni gelişmelerle birlikte CHP’nin uyumlanma noktasının artık Genel Başkan ve örgütün üzerinde vesayet kurduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu olamayacağı açıktır dersek de yanılmayız. Kanaatimce yakın dönemde Ekrem Bey’i çok anan da olmayacaktır. Özetle Adana’dan Edirne’ye, Edirne’den Kars’a “CHP’de artık hangi ses esas alınacak”sorusuna cevabı orta vadede herkes rahatlıkla verecektir diye düşünüyorum. 

Ve görünen o ki, önümüzdeki süreçte sadece isimler değil; siyasetin dili, yönü ve siyasi akortları da yeniden şekillenecektir.