Değişen Alışkanlıklar

Yaşar Erkmen

Yakıta günaşırı gelen zamlardan sonra arabaya gönül rahatlığıyla binemez olduk. Zorunlu olmadıkça evden çıkıp üç beş kilometre ötede oturan arkadaşlarla buluşmaya özel aracımla gidemiyorum artık. Bir taraftan zam yağmuru, diğer taraftan zam yağmuruna rağmen hâlâ devam eden trafik yoğunluğu, günlük elli-yüz lirayı bulan yakıt masrafına yol açmış durumda. Bu yüzden son zamanlarda yeni bir alışkanlık edindim. Zorunlu olmadıkça gideceğim yere kadar özel aracımla gitmiyorum.

Peki, ne yapıyorum? Küçüksaat, Büyüksaat tarafına gideceksem arabayı Ruh Sağlığı Hastanesi civarına ya da Adana Anadolu Lisesi Metro Durağının geniş araç parkına bırakıyor, metroyla ya da otobüsle istediğim yere gidiyor, işim bitince de yine aynı şekilde gelip aracımı alıyor, evime dönüyorum.

Böylelikle hem yoğun trafiğe girmediğim, hem de fazla yol kat etmediğim için yakıttan da “itibardan” da tasarruf ediyor; çarşıda, pazarda park derdinden de kurtulmuş oluyorum. Hükümetin, tuzu kuruların dışındakilere zorunlu spor - yürüme de bir spordur - yaptırması da geniş halk kesimleri tarafından takdir(!) edilirken tuzu kurular da göbeklerinin çapıyla kalça genişliğini dengeleyip “Türk kaslarını” geliştirmenin formülünü bulmanın çabası içine giriyorlar.

Şaka bir yana, ekonomik sıkıntılar birkaç aydır insanları ciddi bir şekilde sarsmaya, örselemeye başladı. Bunu çevremize ve kendi yaşantımıza baktığımızda rahatlıkla görebiliyoruz. Özellikle akaryakıt ve enerjide görülen astronomik artışlar her alana yansıdığı için yaşamı çekilmez hâle getirdi. Bu durum, insanları alışkanlıklarını değiştirmeye, yaşamındaki alışılmış küçük konforlardan vazgeçmeye yöneltti.

Metronun Anadolu Lisesi durağında büyük bir otopark alanı var. Bu yörede oturan kişilerin araçlarını park edip metroyu kullanmalarına yönelik iyi düşünülmüş bir uygulama. Son akaryakıt zamlarına kadar bu park alanında günün her saatinde yer bulmak mümkünken, günümüzde park yeri bulma sıkıntısı yaşanıyor. Bu da gösteriyor ki insanların büyük bir kısmı yüksek maliyetten dolayı işyerlerine araçlarıyla gidemiyor.

Adana’nın yıllar önce daha kapsamlı düşünülüp tamamlanması gereken modern toplu taşıma aracı olan metronun önemi, her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Günümüzde metroya duyulan ihtiyacı anlamak için mesainin başlama ve bitiş saatlerinde metroya veya diğer toplu taşıma araçlarına binmek yeterlidir. Ruh Sağlığı Hastanesinden başlayıp Vergi Dairesine kadar bir güzergâhı olan metronun, Yeni Stadyuma kadar ulaştırılması projesi olduğu dillendirilse de bu konuda bir çalışma, ufukta henüz görülmüyor.

Bugün yine aynı şekilde hareket ederek aracımı Anadolu Lisesi kavşağındaki metro parkına bıraktım. Doğal Park’a gidecektim. Bu kez otobüse binmedim. Hava güzel olduğu için yürümek istedim. Turgut Özal Bulvarına güzellik katan mis kokulu turunç ağaçlarının gölgesinden derin düşüncelere dalmış, yavaş yavaş yürüyordum. Varacağım yere epeyce yaklaşmıştım ki “Yaşar abi, beni tanıdın mı?” diyen bir sesle dalgınlığımdan sıyrıldım.

Önüme aniden çıkan ve adımla hitap eden birini karşımda görünce şaşırmıştım. Karşımda kırklı yaşlarda, orta boylu, güleç yüzlü biri duruyordu. Bakışları dostaneydi. Dikkatlice baktım yüzüne, tanıyamadım. Sağdan baktım, soldan baktım, nafile…

“Yok, seni tanıyamadım. Sen beni nereden tanıyorsun?” dedim merakla.

“Mercimek Çorbası’ndaan…” dedi, ikinci sözcüğü uzatarak.

Mercimek Çorbası, sosyal medyada köyümüzle ilgili paylaşımların yapıldığı bir facebook grubuydu. Ceyhan’ın Mercimek köyünden olduğu anlaşılan kişi, kendini tanıtmaya başladı.

“Adım Hasan, Kahveci Basri’nin oğluyum.” deyince durum netleşti, taşlar yerine oturdu. Basri abi, köyümüzün sevilen, sayılan, emektar kahvecisiydi. Oğlu da babası gibi güler yüzlü, cana yakın biriydi. Eczanenin önündeki sandalyeleri gösterdi,

“Oturalım abi. Ayakta durmayalım.” dedi. Çaylarımızı getiren eczacı kalfası da Mercimek köyünden, merhum Ökkeş Acu’nun torunuydu. Bu delikanlının köyle pek bağlantısı olmasa da sülalesini yakından tanır, isim isim sayabilirdim. Eczane,  Hasan’ın akrabası olan Ahmet Han Alpman’a aitti. Ahmet Han’ı ismen bilirdim. Özel bir hastanenin karşısındaki eczanenin işlerinin yoğun olduğu, çalışanlarının sayısından anlaşılıyordu. Uzun yıllar sağlık sektörünün içinde olan biri için bu durum gayet doğaldı.

Paylaşımlarımdan, kitabımdan, fuardan konuşurken bir sürprizle daha karşılaştım. Köyün futbol takımından arkadaşım Aydın Zariç çıkageldi. Koyu bir sohbete daldık. Doğal Park’a gidecektim ama zamanın çoğunu burada geçirmiştim. Alçak gönüllü, esprili ve konuşkan biri olan Aydın’la eski günleri konuştuk, bazı arkadaşların kulaklarını çınlattık.

İnsan, şehirde köylüsünü görünce bir yakınını görmüş gibi seviniyordu. Araçla çıkılan günlerde gözümüzü yoldan ayırmadığımız için böyle sürpriz karşılaşmalar da yaşanmıyordu. Araçla yola çıksaydım bu güzel insanlarla karşılaşamayacaktım. Hükümetimiz maddi olarak bizi sıkıntıya sokuyor ama dolaylı olarak da maneviyatımızı güçlendiren ne olanaklar(!) sunuyor, farkında mısınız? Bakın durduk yerde hükümete bir “teşekkür” daha borçlandık!..

Akşam olmak üzereydi. İşlerimi tamamlayıp Anadolu Lisesi Metro Durağına park ettiğim aracıma binip Türkeş Bulvarından Huzurevleri Mahallesine kıvrıldım. İsmet Atlı Bulvarından Belediye Evleri Kavşağına geldim. Bu kavşak sabah ve akşam saatlerinde çok sıkışıyor, trafik arap saçına dönüyordu. Türkmenbaşı Bulvarı otoban girişi ve çıkışları gündeme gelince bu kavşakta da yeni bir düzenlemeye gidildi. Bu güzergâhı sık kullanan biri olarak kavşaktaki yeni düzenlemenin trafiği rahatlatacağını düşünerek sevinmiştim.

Çalışmalar bitti, kavşak hizmete girdi. Benim sevincim ise kursağımda kaldı. Kavşağın trafik yoğunluğu ortadan kalkarken kaza riski arttı. Burası artık bizim için bir sırat köprüsüne döndü. Gün geçmiyor ki kaza olmasın. Belediye Evlerinden ya da İsmet Atlı Bulvarından Türkmenbaşı Bulvarına dönen sürücüleri ışıklar yönlendirdiği için sorun yok ama ceplerden U dönüşü yapan sürücüler, İsmet Atlı Bulvarına ya da Belediye Evleri Mahallesine dönmek istediklerinde büyük sıkıntı yaşıyorlar. Arka taraftan trafik kesilmediği için en sol şeritten en sağ şeride geçmek isteyenler için kazalar da zaman zaman kaçınılmaz oluyor. Bu kavşak, makas atarak karşı şeride geçmek isteyen, maceracı genç sürücülerin adrenalini yükseltip onlara zevk verebilir belki ama benim gibi orta yaşı geride bırakmış, güvenli bir geçiş isteyen sürücülere ise sadece ecel teri döktürüp besmele çektirirken yapanlara rahmet okutturuyor. Burayı geçene kadar zihnim, bildiğim bütün dini bilgilerle haşır neşir oluyor, can ciğer kuzu sarmasına dönüyor.   

Yoğun olarak kullanılan bu tehlikeli kavşağın güvenli hâle getirilmesi çok mu zordu acaba? Burası, otoban çıkışının aciliyeti nedeniyle geçici bir çözüm olarak düşünüldü de henüz tamamlanmadı mı, bilemiyorum. Bu işlek kavşağa, masraftan kaçınmayarak bir üst ya da alt geçit çalışmasıyla kalıcı ve güvenli bir çözüm getirilebilirdi. Büyükşehir yetkilileri, umarım bu sorunun farkındadırlar ve çözümünü düşünüyorlardır. Çünkü insan yaşamı, her şeyden değerlidir ve her şeyden de önce gelir.