Dil kimlik kartıdır

Muzaffer Özen

Konuşmak ve yazmak farklı eylemlerdir. Biri hayatın doğal akışıyla öğrenilir diğeri eğitimle...

Görmek ve bakmak nasıl farklıysa dili konuşmak ve kullanmak da öyledir.

Dil eğitimi ailede başlar, okulda devam eder.

Anadilimiz Türkçe; ders kitapları, romanlar öyküler ve şiirlerle geliştirip güzelleştirilir.

Sinema, tiyatro, konser gibi etkinlikler de dili geliştiren sanatsal unsurlardır. Muhsin Ertuğrul, tiyatro için "Bir milletin ocak başıdır" der. İnsan tiyatroda anadilini geliştirir, onu etkili kullanmanın farklılığını hisseder.

Etkili ve güzel konuşmanın reçetesi kitap okumaktır. Ama bilinçli okumak, cümlenin kuruluşuna, ögelerin yerleşmesine, sözcüklerin anlamına uygun kullanılıp kullanılmadığına, yazım ve noktalama unsurlarına dikkat edilerek okunmalıdır kitaplar.

 

Her kitap sözcük, cümle, paragraf laboratuvarıdır... Sözcükler anlamına, cümleler kuruluşuna, paragraflar yardımcı ve ana düşüncelere göre çözümlenerek okunmalıdır. Bu durumda dilin akıcı, anlaşılır ve etkili kullanılmasına katkı sağlar kitaplar.

 

YOZLAŞMA ÇABALARI

Özellikle gençlerin idol kabul ettiği siyaset,spor,sinema,sanat,sahne,moda,tiyatro ...yıldızları Türkçeyi örnek olma anlamında çok iyi kullanmalıdırlar.

Ama gerçekten böyle mi? Konuşmaları izlediğimizde Türkçenin kullanımına özen gösterilmediğini görüyoruz.

Şöyle ki:Bir ünlü türkücü :"Saygı ve hürmetlerimi sunarım."derken bir diğeri:"Bu durum gerçek değil, reeldir."diyor. Bir başkası "Musmutluluklar" diliyor..Ünlü bir manken :"Amerika dediğin hemen şurada,üç saat ilerde, Bolu'yu geçince..." diye bir kullanımla komik duruma düşebiliyor ününü pekiştirmek adına.

Şu iki çarpıcı örnekle cümlede söz dizininin önemini de ortaya koyalım:"Beş miligramlık atlara hap veriyorlar" diyor bir yazar. Okuyunca düşünüyorsunuz... Beş miligram ağırlığında atlar mı var diye. Bir sözcüğün yerinde kullanılmaması anlamı nasıl değiştiriyor, değil mi? Oysa "Atlara, beş miligramlık hap veriyorlar."deseydi sayın yazar, cümle bir anlam kargaşası içinde  olmayacaktı  kuşkusuz.

Yazıda noktalama da önemlidir elbette. Özellikle virgül... "Hasta kadın doktora acıyla baktı."cümlesine bakalım. Hasta olan kadın mı,doktor mu diye düşünmek zorunda kalıyorsunuz...' Hasta kadın' tamlamasından ya da 'hasta' sözcüğünden  sonra virgül kullanılsaydı anlamda karışıklık olmayacaktı.

“HASTA, KADIN DOKTORA ACIYLA BAKTI.”

Virgül deyip geçmeyin...kendileri çok marifetli bir noktalama işaretidir..

 

ÖĞRENCİ AĞZI

 

Bir de öğrenci ağzındaki Türkçeye bakalım. Öğrencilerin dillerine  pelesenk olmuş sözcükler var...  Sakız gibi çiğniyorlar adeta ağızlarında. “Aynen, ohaa, yuh, yani, çüşş, manyak, geri, aptal…gibi sözcükler.

Türkçeyi kahrından hasta ettiği gibi nezaketi de alıp götürmüş dönüşü olmayan açmazlara .

Mevlana der ki:

“İNSANDA GÜZEL OLAN YÜZDÜR

YÜZDE GÜZEL OLAN GÖZDÜR

AMA ASLINDA İNSANI İNSAN YAPAN

AĞZINDAN ÇIKAN SÖZDÜR.”

Güzel görünmek isteyen herkese öneririz bu sözlerden ders almayı.

Evet! Söz, kişinin aynasıdır.

Kişi dilinin altında gizlidir..

Kalp deniz ,

Dil, kıyıdır...

Denizde ne varsa,

Kıyıya o vurur.

Kıyılara güzelliklerin vurması dilin iyi kullanılmasıyla olasıdır.

Feyza Hepçilingirler,'gerçek anavatanın' dilimiz olduğunu söyler.

Emin özdemir,"Dil,düşüncenin evidir." der..

Biz de diyoruz ki, dil dudakların anahtarıdır. Ancak bu anahtar şifrelidir...Şifre kitaplarda gizlidir... Okuyan, bu şifreyi çözerek anlamın derinliklerine ulaşır.

Dil, ulus olmanın da temel taşıdır. Uluslar, toprak ve bayrağının yanı sıra dilleriyle de anılır.

Türkçeyi güzel kullanmakla, ona sahip çıkmakla yurdumuza olan bağlılığımızı da göstermiş oluruz

.

Not: Karikatür, Cumhuriyet Gazetesi’nden alınmıştır.