Din Tasavvuru Nasıl Oluşur?

Vedat Kahyalar

İnsan; yetiştiği coğrafyadan, aileden, kültürden, geleneklerden, eğitimden, siyasi görüşlerinden, korkularından, arzularından ve bilgi seviyesinden etkilenir. Bu etkilerle zihninde bir "Yaratıcı tasavvuru" oluşturur.

Örneğin: Merhameti seven biri, sadece affeden bir yaratıcı hayal edebilir.

Otoriter bir ortamda yetişen biri, sürekli cezalandıran bir ilah düşünebilir.

Milliyetçi biri, Allah'nın kendi milletini diğerlerinden üstün gördüğüne inanabilir.

Siyasi bir ideolojiye bağlı kişi, yaratıcıyı kendi siyasi görüşünün destekçisi gibi algılayabilir.

Bundan dolayı; Afgan kökenli biriyle Arap, Türk, Fars veya Avrupa kökenli... farklı coğrafyadaki bireylerle farklı din veya mezhebin hakim olduğu ortamlarda doğmuş birileriyle farklı bakış açıları geliştirebilir.

Böylece kişi, gerçekte Allah'ı cc değil; kendi zihninde ürettiği, kendi beklentileriyle şekillendirdiği bir Tanrı imgesini savunmaya başlar.

Bu noktada zihinsel bir putperestlik ortaya çıkabilir. Çünkü put sadece taştan, tahtadan yapılan heykel değildir; insanın mutlaklaştırdığı her şey putlaşabilir. Kendi Tanrı tasavvurunu mutlaklaştırmak da bunlardan biridir.

Tarih boyunca din savaşlarının, mezhep kavgalarının ve tekfir anlayışlarının önemli bir kısmı da buradan doğmuştur. İnsanlar çoğu zaman "Allah'ın emirlerini savunuyorum, en doğru yoldayım"  zannederken, gerçekte kendi yorumlarını, kendi algılarını ve kendi zihinsel kalıplarını savunmuşlardır.

Bir düşünün, Suriye'deki kirli Amerika ve Israil planları nasıl işletildi? Bir ülke nasıl parçalanıp halkı darmadağın edildi? Milyonlarca insan planlı bir şekilde göçe zorlandı. Boşaltılan  yerlere bambaşka etnik yapıdaki halklar yerleştirildi.

Kimler yaptı bu kötülüğü? 

Sonuçlarına bakarak gerçeğe çok kolay ulaşabiliriz. Trump'ın konuşmaları, Colani'nin Amerika ziyareti, Beyaz Saray'daki vıcık vıcık ilişkiler, İsrail'in Suriye'nin güneyini direnişsiz ele geçirip mevcut silahlı kuvvetlerin silah ve mühimmat tesislerini günlerce en ufak bir direnç görmeden vurması. Bununla da kalmayıp İran'a karşı Amerika'yla birlikte başlattıkları savaşta hava sahasını siyonist kafirlere tamamen açması vs vs bir irade beyanı, inanç göstergesidir.

Bu projeyi islam devrimi diye niteleyenler oldu.

Ya İran ? 

Dünyanın en ahlaksız ama bir o kadar da güçlü 2 ordusuyla savaştan geri adım atmamamasını, halkının ülkesini terk etmek bir yana akın akın dışarıdaki vatandaşlarının ülkelerine dönmelerini neyle açıklayacağız?

Minab'daki kız ilkokulunun vurulmasıyla 168 kız çocuğunun, dini liderinin yeraltı sigınağına gitmek yerine " halkımdan farklı bir şekilde yaşayamam" deyip, eşiyle, ailesiyle birlikte şehid olmalarını  nasıl açıklayacağız?

Bu iki ülke de islâm ağırlıklı bir yönetim sergilediklerini ilan ediyorlar ?

Sizce Islâmın, ilkeleri, izzet ve ahlakı bakımından hangi ülke nebevi sonuca ulaşmış ?

Televizyonlarda boy gösteren çok bilmiş "Ortadoğu Uzmanları" ile mezhebini dininin fersah fersah önüne taşımış sözde hocaların yanlış teşhislerinine ne demeli?

Tahsilleri, ufukları belki de ekonomileri batı kaynaklı olduğundan hep yenilmez Amerika, yenilemez İsrail, teknoloji, yazılım vs vs modundan bir türlü çıkamadılar.

Ne islâmdan, ne kadim İran kültüründen, ne de Ehli Beyt'in zulümle mücadele pratiğinden neredeyse hiç haberleri yoktu. 

Yukarıdaki örneklerdeki öznelerin hepsi yetiştiği coğrafyadan, aileden, kültürden, geleneklerden, eğitimden, siyasi görüşlerinden, korkularından, arzularından ve bilgi seviyesinden etkilenmişlerdi. Bu etkilerle zihninde bir "Yaratıcı tasavvuru"  bir "islam dini algısı" ve davranış biçimi  oluşturmuşlardı.

Bu düşünceyi en güzel ifade eden sözlerden biri şudur:

"İnsanların zihnindeki Allah, çoğu zaman Allah değil; Allah hakkındaki düşünceleridir."

Din algısı en gerçek şekilde; körü körüne taklit ederek değil, okuyarak, düşünerek, sorgulayarak ve ahlaki sonuçlarını yaşayarak inşa edilir.

Kişi dinini yalnızca gelenekten, çevreden veya duygulardan değil; kutsal metinleri, tarihi bağlamı, aklı ve vicdanı birlikte kullanarak anlamaya çalışmalıdır. Gerçek din algısı; hurafeden uzak, bilgiye dayalı, adaleti, merhameti ve insan onurunu merkeze alan bir anlayışla oluşur.

"İnanç, miras olarak alınabilir; fakat hakikat ancak araştırılarak bulunur."

Gerçek bir mü'min ise, kendi bilgi ve anlayışının sınırlı olduğunu kabul etmeli, Allah'ı cc kendi kalıplarına hapsetmemeli ve "Benim anladığım şey, hakikatin tamamı olmayabilir" diyebilecek tevazuyu gösterebilmelidir. Bunun için Kuran'ı ve mesajını, peygamberi, ortamını, uygulamalarını, tarihi, coğrafyayı, toplumların sosyolojinini, ekonomiyi, hukuku anlamak için ciddi bir çaba, okuma ve araştırma yapmalıdır.