Televizyonlarda bir dizi furyasıdır, almış başını gidiyor.
Hem de her konuda…
Kimi trajedi, kimi dram, kimi komedi…
Her bölgeden, her yöreden, özellikle de Kapadokya’dan, Urfa’dan, Mardin’den ve Çukurova’dan.
Neredeyse her dizide bir Adanalı var.
Hem de ne Adanalı!..
Adanalı olmasak Adana’yı bilmesek inanacağız ve “Sen neymişsin be gardaş!..” diyerek şaşkınlıktan ağzımız bir karış açık kalacak. Ama Adanalı olduğumuz için şaşkınlığımızla birlikte sinir katsayımız yükseliyor; tepemizin tası atıyor.
Neye karşı, kime karşı kabarıyor öfkemiz? Bu dizilerin yapımcısına, yönetmenine, senaristine, en çok da oyuncularına.
Neden?
Çünkü bilmedikleri bir konuda ahkâm kesiyor; Adana’yı, koca Çukurova’yı yanlış tanıtarak bizi “el âleme maskara ediyorlar.”
Evet, bu durumdan rahatsız oluyorum ve gördükçe de “cinlerim tepeme çıkıyor!”
Sen kim oluyorsun da ahkâm kesiyorsun, diyenlere elbette bir çift sözümüz var.
Ben sadece Adanalı değilim, aynı zamanda Çukurovalıyım. Hem de Çukurova’nın tam göbeğinden. Yani Adana’nın merkezini de bilirim, kırsalını da; dağını da bilirim düzünü de. Kısacası, Çukurova’nın “yazısını” da bilirim, “yabanını” da.
Çukurova’da doğdum ve Çukurova’nın kültürüyle büyüdüm. Her gün işçisi memuru, köylüsü kentlisi ile haşır neşir oldum ve olmaya da devam ediyorum. Kulaklarımı, beynimi onların sesleri doldururken benliğimi de Çukurova’nın zengin kültürü biçimlendirdi.
Önce sorunu ortaya doğru koyalım. Bir konuyu tartışırken sözcükleri, terimleri, kavramları karıştırmamak gerekir. Ağzı olan konuşunca konu çorbaya dönüyor. Konumuz, bir dilin yöresel özelliğinin yanlış yansıtılması, Çukurova ağzının hatalı tanıtılmasıdır. Konumuz lehçe (Yakutça, Çuvaşça), şive (Kırgızca, Özbekçe) değildir! Konumuz ağızdır yani aynı ülke veya dil içerisinde söyleyiş, vurgu ve tonlama farklarının bulunduğu yöresel konuşma biçimidir. Karadeniz ağzı, Ege ağzı, Erzurum ağzı, Adana ağzı gibi.
Dizilerde yansıtılan Adana ağzı gerçeğe uymadığı gibi, kimi karakterlerde ise iyice sırıtıyor. Bu durum, “gadasını aldığım” Adanalıları üzüyor. Dizilerdeki Adanalı karakterlerin “tuzsuz tuzsuz konuşması” bizi yanlış yansıttığı gibi, “gurban olduğum” Adana’ya karşı olumsuz duygulara da neden oluyor. Bizi dünya âleme “malamat” ediyor. Örneğin, Star TV’nin Tuzlu Kahve dizisindeki Candan Aydınoğlu (Şevval Sam) ve Aybüke Destan (Ceren Moray) karakterleri… Biri görgüsüz, diğeri uçuk kaçık bir tip. Şevval Sam sevilen, beğenilen bir sanatçıdır ama bu dizide Adana’yla ilgisi olmayan yayvan yayvan konuşmaları, görgüsüz tavır ve davranışlarıyla şimşekleri üstüne çekiyor. "Taklitler aslını yaşatır." derler ama kötü taklit de insanları yorar ve üzer.
Bu bir karakterdir, mizahtır; üstünde durmamak gerekir diyenler olacaktır. Ben bu görüşe katılmıyorum. Hangi yöre olursa olsun bir kişi üzerinden bir yeri, bir toplumu olumsuz göstermek, aşağılamak, böyle bir duruma neden olmak yanlıştır ve yapılmamalıdır.
Adanalı karakterlerin dizilerde ve medyada sürekli görgüsüz, kaba saba veya suça meyilli kişiler olarak gösterilmesi tam olarak bir kültürel damgalama (stigmatizasyon) örneğidir. Adanalılar olarak hak etmediğimiz bu yanlış furyaya kurumsal ve toplumsal olarak tepki göstermeliyiz.
Peki, ne yapmalıydı bu diziyi çekenler ve oynayanlar? Gayet basit. Karakterlerin özelliklerini, davranışlarını, yörenin konuşma biçimini, vurgu ve tonlamasını araştırıp özümsemelilerdi. Bu konuda başvuracakları çok sayıda kurumumuz, yazarımız ve akademisyenimiz var. Küçük bir araştırma ile bu kişilere ve kitaplarına kolaylıkla ulaşabilir, onlardan yardım alabilirlerdi. Umarım bundan sonra bu uyarılara kulak verip “mısmıl” davranırlar.
Biz Adanalı olmaktan gurur duyuyoruz. Bu gururu ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Kirvem Adanalıyım” şiiriyle destanlaştırmış ve dosta düşmana yıllar önce duyurmuştu. Duymayanlara da bugün ben duyurmuş olayım:
“Yurt özgürlük ağacı,
Ben özgürlük dalıyım.
Çağların Seyhan’daki
Nice yıllık salıyım.
Kirvem Adanalıyım!..
Bir avuç yıldızım var,
Geleceğin falıyım.
Ben yediden yetmişe
Kurtuluş masalıyım.
Kirvem Adanalıyım!..