Dostoyevski’nin Kumarbaz’ı

Hacı Hüseyin Kılınç

Dostoyevski Kumarbaz’ı büyük bir baskı altında iken yazdı. Suç ve Ceza’nın getirdiği tanınırlıkla daha rahat çalışma imkanlarına kavuşacağını düşünen yazar geçmişte imza atmak zorunda kaldığı koşulları ağır sözleşmeler nedeniyle ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyaydı. Yazar Suç ve Ceza’nın getireceği büyük başarıdan habersiz, önceden aldığı avanslar karşılığı yazması gerekli romanı altı ay içinde yayıncısına teslim etmek zorındaydı. Eğer yeni romanı yetiştiremez ise yayıncısı tüm romanlarını her hangi bir telif ödemeden yayınlama hakkına sahip olacaktı. Suç ve Ceza’nın yarattığı ilgi ün getirmişti, fakat mali olarak tam bir kıskaca alınmak üzereydi. Bu nedenle yazmak zorundaydı. Kumarbaz böylesi sıkıntılı bir dönemin ürünüdür. Dostlarının tavsiyesi üzerine bir stenoğrafla çalışmaya karar veren yazar romanı bir ay dolmadan tamamladı. Kumarbaz tam bir kurgu eser olmayıp yazarın hayatından izler taşır. Dostoyevski’nin de bir kumarbaz olduğunu ve kumar oynamak için Avrupa’ya kaçamaklar yaptığını biliyoruz. Gönülsüz yazıldığını ilk sayfalarında fark ettiren roman giderek açılır ve sonlara doğru Dostoyevski ürünü olduğunu ispatlayan bir finalle noktalanır. 

Aleksey İvanoviç çocuklarının öğretmenliğini yaptığı aile ile birlikte Almanya’da bir kaplıca şehrine gelmiştir. Tutuktur, eziktir ve ailenin üvey kızı Polina’ya aşıktır. Aleksey kendini aşağılamaktan zevk alır, bir ‘outchilel’, subaltern olduğunu düşünür. Outchilel uşak anlamına gelir ve Aleksey kendini bir uşaktan farksız görür. Subaltern ise aşağı, ikinci sınıf demektir. Aleksey İvanoviç yanında öğretmenlik yaptığı aile karşısında bir yandan bu duygularla boğuşur. Polina’ya aşkında kendini onun bir uşağı, kölesi gibi görür. Uğruna her şeyi yapacağını, göze alabileceğini söyler. Nitekim romanda olayların hareketlenmesi Polina’ya kendini ispat için Alman baronese adabı muaşereti aşan bir teklifte bulunmasıyla başlar. Bu Aleksey gibi ezilmiş, hesaba katılmayan ve Polina tarafından sürekli hırpalanan bir ruhun aslında etrafına başkaldırısıdır. Bu çıkışı Aleksey İvanoviç’in tutsak kalmış ruhunu özgürleştirir. 

Bir Slavcı olan Dostoyevski romanda Batı uygarlığı hakkında ve tek tek Fransızlar, İngilizler ve diğer uluslarla ile ilgili açıklamalarda bulunur.  Batıyı maddiyatçılıkla, para biriktirmekle, şekilcilikle, soğuklukla suçlar. Fransızlar kabalıklarını kibarlığın ardına gizler. Gerçek bir incelikten yoksundurlar. Neşeleri içten olmayıp ardındaki menfaati sıvamaya yarar. Lüksü ve gösterişi çok severler. İngilizler sabırlı, soğukkanlı, dürüst ve hesapçıdır. Fransızların aksine daha mesafeli davranırlar. Duygularını kontrol etmeyi öğrenmişlerdir. Lehler Avrupa’nın en avam halkıdır. Asalak bir hayatı severler. Kafaları kurnazlığa çalışır. Bir Slavofil olan yazar uluslar hakkında çoğu önyargı taşıyan bu tür kanaatlere sahiptir. 

Yazar bu önyargılarını roman karakterleri haline getirir Kumarbaz’da. İvanoviç’in öğretmenliğini yaptığı aile de Rus ruhunun aynasıdır. General torpille bu sıfatı edinmiş ve usulsüzlüğe bulaştığı için Mr.De-Grie’nin elinde bir oyuncağa dönüşmüştür. Bu da yetmiyormuş gibi Balzac romanlarında ancak karşımıza çıkabilecek bir kokete gönlünü kaptırmıştır. Tutkusunu yatıştırmak dışında bir gayesi kalmamıştır. Bunun için de büyük halasının ölümünü ve mirasına konmayı beklemektedir. Mlle Blanche koketliği meslek edinmiş bir aşüftedir. Ondaki insani özü uzun uğraşlar sonucunda ancak Aleksey İvanoviç ortaya çıkarabilmişti. Gözü ağına düşürülecek zaaflı zenginleri bulmaya çevrilmiştir. 

Rus ruhu tutkulu ve ihtiraslıdır. Ortalama, vasat arzular bu ruhu tatmin etmez. Aşırılıklar arasında gezinmeyi sever bu ruh. Ya çok yükselerdedir ve kendini yüceltmenin peşindedir ya da sınır tanımaz bir küstahlık ve zavallılıkla en diplere doğru inmektedir. Davranışlarında da soyluluk ile yaltaklanma yan yanadır. Aleksey İvanoviç Polina’nın De-Grie karşısında incinen gururunu onarmak için cebindeki son meteliği rulete yatırmaktan çekinmez. Kumarda kazandığı serveti sırf onun onurunu tekrar kazanması için önüne fırlatır. Polina kendisini terk ettiğinde aynı şeyi bir koket için yapmaktan kaçınmaz. Bunları yaparken onu harekete geçiren şey maddiyatçılık değil tutkularıdır. Tutkularından aşırılık ve samimiyet iki kadında derin izler bırakır. Polina ona bitmeyecek bir aşkla bağlanırken koket Mlle Blanche karşısında ilk defa samimileşir. Neticede tutku karşısında kimse kayıtsız davranamaz Dostoyevski’ye göre. Dostoyevski için bu bilindik temadır. Suç ve Ceza’da onüçüncü dereceden memur Marmelodov’un fuhuşa sürüklenmiş kızı Sonya Semyonoviç’i kurtarmak için Raskolnikov dünyayı ateşe vereceğini söyler. 

Yazar tutkuyla kumarın ortak yanlarını araştırır romanda. Kumar nedensiz ve gerekçesizdir. Hayatta her şeyin bir nedeni bulunabilir ama kumarın bir açıklaması yoktur. Aleksey İvanoviç rulet masasına ilk oturduğunda saatlerce başından kalkamamıştı ve yaşadığını bir girdaba benzetmişti. Kumar bir girdap gibi onu içine doğru çekiyordu ve buna karşı koyabilmesi imkansızdı. Yazar rulet masasının başından ellerinden gelse yirmi dört saat kalkmayacak tipler olduğundan bahseder. Ve en sonunda İvanoviç’i de böyle bir akıbet beklemektedir. Romanın bir yerinde şöyle konuşur Aleksey; ‘ evet, kimi zaman insan en olmayacak, çılgın bir düşünceye öylesine kapılır ki, sonunda olağan görmeye başlar onu... Dahası var: Bu düşünce güçlü bir tutkuyla birleşirse kaderde olan, kaçınılmaz, gerekli bir şey oluverir insanın gözünde! Belki önsezinin bir etkisi, iradenin olağanüstü bir zorlaması, kişinin hayallerle kendi kendini zehirlemesi ya da bunlara benzer bir şey vardır bunda... Ne olduğunu bilmiyorum. ‘ Tutkuyu harekete geçiren tam da böyle bir şey değil mi zaten!