Önce Suriye sonra İran bölge jeopolitiğindeki etkilerini kaybetti. Bu iki güçte İsrail ve Batı için ayakbağıydı. Boşalttıkları boşluğu başka güçlerin doldurması mukadderdi. Çünkü siyaset boşluk tanımazdı. İran'ın jeopolitik etkisi önemli ölçüde kırılmakla birlikte direnmeye devam ediyor. Filistin ve Lübnan sahasındaki vekil güçleri büyük darbeler aldı. Suriye'deki etkisi neredeyse sıfırlandı. Irak'ta kendine en yakın güç olan Maliki'nin başbakanlığı engellendi. Irak'ın yeni başbakanı Zeydi, Haşdi Şaabi milislerini dağıtmayı ve etkisizleştirmeyi hedefliyor.
İran'ın jeopolitik etkisinin zayıflamasından, ülke savunmasına çekilmesinden kaynaklı güç boşluğundan iki bölgesel güç azami fayda elde etmeyi umuyor. Bunlar Türkiye ile İsrail. Bu iki güçte bölgede Batı sisteminin uzantıları olarak varoluyorlar. İzledikleri jeopolitik stratejiler ve dünya güç dengelerindeki konumlanmaları birbiriyle uzlaşmaz değil. Aynı uluslararası sistemin parçaları ve aynı sistemsel çıkarlara hizmet ediyor oluşları aralarında hiçbir çelişki bulunmadığı anlamına gelmiyor. İsrail uluslararası batı sistemi içinde edinmiş olduğu benzersiz konumu ve bu konumun sunduğu ayrıcalıkları kimseyle paylaşmak istemiyor. İsrail için bu yaklaşım gelmiş ve gelecek tüm hükümetlerden bağımsız olarak varoluşsal bir tutum anlamına geliyor.
O nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki meseleleri kişilerden ve dolayısıyla liderlerden bağımsız ele almak gerekiyor. İsrail ile Türkiye arasında Suriye sahasında yaşanılan ve iki ülke arasındaki bölgesel güç rekabetinden bağımsız düşünülemeyecek hadiseler, liderlerin takıntıları veya önyargıları ile izah edilemez, açıklanamaz. Bu nedenle Ebu El Zuhur hava üssüne İsrail hava kuvvetleri tarafından yapılan saldırının Ekim ayı sonunda yapılacak İsrail seçimleri ile ilgisi son derece zayıftır. İki ülke İran'ın yarattığı boşluğu doldurmak ve kendi jeopolitik önceliklerini hayata geçirmek için karşı karşıya gelmiştir. İkisini de sevk ve idare eden ve her ikisinin üzerinden kendi önceliklerini hayata geçirmek isteyen ABD için yaşanılanlar sürpriz değildir. ABD bu çelişkilerin farkındadır, ancak yönetmekte zorlanmaktadır.
İsrail aynı sistem içinde olsa dahi bölgedeki hiçbir güce güvenmemektedir. Kendini bölgede yalnız bir ada olarak hissetmektedir. Tehdit algısı ve paranoyası çok yüksektir. Siyonist ideolojinin ırkçı doğası onu yayılmacı, saldırgan ve paranoyak yapmaktadır. Irkçıdır, çünkü kendisini üstün tüm Arapları aşağı ve güvenilmez olarak görmektedir. Yayılmacıdır, çünkü genişledikçe kendini güvende hissetmektedir. Saldırgandır, çünkü ilk saldırı hakkını sürekli elinde tutmak istemektedir. Paranoyaktır, çünkü kendini kimseyle eşitleyemediğinden sürekli korku ve teyakkuz içindedir. İsrail'in bu davranış kalıbı devleti ele geçirmiş Siyonist ideolojiden bağımsız olmadığı için, Netanyahu'nun paranoyası olarak gözüken ve anlatılan hikayenin gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Netanyahu'nun yaptığı sadece siyonizmi kendi kişisel iktidarı için kullanmaktan ibarettir.
İsrail'in bölge stratejisi kaos ve kargaşa ile sürekli çatışma üzerine kuruludur. Çünkü İsrail bölgeye istikrarın hele demokrasinin gelmesinden en fazla rahatsız olacak ülkedir. Demokrasi halk egemenliği ve barış demek olacağından bu hususlar siyonizmi düşmansız bırakacaktır. Halbuki paranoyak bir devlet ideolojisi olarak siyonizm, düşmansız yapamaz. İran'ın zayıflatılması ve Suriye'deki rejim değişikliği ile Şara gibi batının himmeti sayesinde ayakta durabilen birinin Suriye'nin başına geçmiş olması İsrai'in tehdit algılarını ortadan kaldırmayacak, ezeli paranoyasına son vermeyecektir. İsrail bölgesel düzenin ve istikrarın önündeki en büyük engeldir. Bu türden her türlü girişimi kendisi için tehdit olarak görmektedir. Tek bir Arap milleti olmasına karşılık yirmi iki ayrı ülkelerinin olması ve sürekli kavga ve çekişme halinde bulunmaları İsrail'in lehinedir. Çünkü İsrail bölünmeler, ayrışmalar, savaş ve çatışmalar sayesinde ayakta kalacağına inanmaktadır. En büyük korkusu Arapların birleşik bir güç haline gelmesidir.
İsrail paranoyasını uluslararası sisteme kabul ettirmiş ve bu korkuyu körükleyerek kurulmuştu. En büyük sermayesi ve yakıtı da bu korkudur. Holocostu Finkelstein'ın söylediği gibi endüstriye dönüştürmüş ve bu sayede büyük ayrıcalıklar elde etmişti. Bu ayrıcalıkların devam etmesi için oryantalist Arap imajının canlı tutulması, İsrail'in batının bölgedeki çıkarlarının en büyük savunucusu olduğunun sürekli yeniden üretilmesi gereklidir. İsrail Batının vazgeçilmez muhatabı ve ortağı olduğunu ispatlamak için tüm medya endüstrisini kontrol etmekte, ihtiyacı olan imaj ve kalıpları üretmekte, vazgeçilmezlik konumunu sürdürmektedir. Sürekili savaş, sürekli çatışma, sürekli kaos İsrail büyük stratejisinin olmazsa olmazıdır. İsrail siyonizmden kurtulamadıkça kendini Araplarla eşitleyemeyecek ve demokratik bir ülke haline gelemeyecektir