Ebu El Zuhur'da Ne Oldu?

Hacı Hüseyin Kılınç

Suriye'nin kuzey batısındaki İdlip Vilayeti kırsalında bulunan Ebu El Zuhur hava üssüne 18 Ağustos günü sabahının çok erken saatlerinde İsrail savaş uçakları tarafından saldırıda bulunuldu. Üs, Türkiye sınırına kuş uçuşu 70 km uzaklıkta bulunuyordu. Saldırı ile birlikte pistler kullanılamaz duruma getirildi. Hangarlar başta olmak üzere tüm askeri tesisler hedef alındı. Saldırı Suriye topraklarında gerçekleştirilmesine karşılık hedefin Suriye değil Türkiye'ye gözdağı olduğunu kestirmek zor değil. İsrail basını ve devlet yetkilileri bunu olabilecek en açık dille ifade etti. İsrail tarafının iddiasına göre Türkiye, sınırına çok yakın yerde bulunan üssü yeniliyor, kullanıma hazır hale getiriyordu. Yenilendikten sonra üsse radarlarla birlikte İHA ve SİHA'lar yerleştirilecekti. Üssün yenilenmesinin anlamı pistlerinin elverişli hale getirilmesinden ibaret değildi. Bu sayede Suriye'deki yeni rejim ülkenin hava sahası üzerinde kontrole sahip olacaktı. Ama bu durum İsrail'in isteyeceği en son şeydi.

İsrail'in amacı Suriye'yi istediği gibi at koşturacağı bir yer haline getirmekti. Türkiye'nin bu konuda yaptığı her hamle sert karşılıklar gördü. İsrail, Türkiye'ye meydan okuyor ve üstlendiği her askeri insiyatife sert cevap veriyordu. Öncede benzer gelişmeler yaşanmış ve ne Suriye ne Türkiye etkili yanıtlar verememişti. Şam'a yakın Hama kırsalındaki T-4 askeri üssünde Suriye'nin talebi üzerine Türk Genelkurmayı benzer yenileme çalışmalarına başladığında İsrail, pisti ve çevresini bombalamış ve kullanılamaz duruma getirmişti. İsrail yaptıklarını açıkça ilan edip savunurken Suriye ve Türkiye meseleyi unutturmaya çalışmıştı. Bu durum Suriye'nin egemen bir devlet olmaktan oldukça uzak olduğunu, İsrail'in Suriye topraklarında dilediğince cirit atabileceğini gösteriyordu.

Halbuki Suriye ile Türkiye arasında pekçok anlaşma yapılmış ve bunların içinde en önemlisini askeri işbirliğine yönelik anlaşmalar oluşturuyordu. Türkiye, Suriye'de yeni devlet inşasının bütün sorumluluklarını üstlenmişti. Rejim ve iktidar çökmekle birlikte Suriye'de devlet büyük bir çöküş yaşamamış, ayakta kalmıştı. Şam merkezli yeni rejimin ülke topraklarının tamamı üzerinde bir kontrolü yoktu. Devlet tam anlamıyla çökmemiş, bürokrasi rejim değişikliği ile birlikte saf değiştirmişti. Ancak Şam'daki rejim ülkeyi yönetebilecek kadrolardan yoksundu. Elindeki insan kaynağının hızla yeni devlet inşasına adapte olması gerekiyordu.

Tüm bu konularda sorumluluğu Türkiye yüklendi. Esat rejiminin yıkılması için tüm sorumluluğu nasıl Türkiye üstlendiyse yeni rejimin tepeden tırnağa inşası işi de Türkiye'ye ihale edildi. Emevi Camiinde namaz kılma hayalleri en sonunda gerçekleşmişti. Suriye devletinin yöneticilerinin büyük bölümü Türkiye'de eğitim görmüştü. İki ülke her konuda sıkı bir işbirliği içinde bulunuyordu. Ama emperyalizmin en ayırıcı özelliği kurnazlığı, kestaneleri ateşten kime aldıracağı konusundaki tecrübesiydi. Trump tarafından büyük iş çıkarmakla övülmek, emperyalistlerin iltifatını almak Suriye'nin patronu olmaya yetmiyordu.

İsrail ile Suriye arasında Türkiye'nin de katıldığı Amerikan patronajında yapılan Paris toplantısında bir uzlaşmaya varılmış ve imzalanan anlaşmadan en büyük zararı Kürtler görmüştü. Anlaşmaya göre Suriye Şam merkezi sınır olmak üzere kuzey ve güney olarak ikiye bölünüyor, kuzey Türliye'nin güney İsrail'in kontrolüne geçiyordu. T-4 askeri üssünde yaşanan hadiseden sonra Türkiye ile İsrail Azerbaycan'ın arabuluculuğunda olası askeri hareketlilikleri yönetmek üzere bir çatışmasızlık mekanizması kurmuştu. Ebu El Zuhur'da yaşananlar bu mekanizmanın bir işe yaramadığını da ispatlamış oldu.

Ebu El Zuhur saldırısı ile İsrail el yükseltmiş oldu. Paris anlaşmasını tedavülden kaldırdığını ilan etti. Suriye hava sahasının denetimi İsrail'in kontrolünde olacaktı. Onun haberi olmaksızın bir kuş bile uçamayacaktı. Bu hem Türkiye'ye hem de Suriye'ye karşı güçlü bir meydan okumaydı. Ama asıl hedefe konulan Türkiye'nin Suriye'deki niyetleriydi. Hava sahasını kontrol edemeyen bir ülke egemen devlet vasfına sahip olamayacak onunla yakın işbirliği içindeki Türkiye böylesi büyük bir avantajdan yoksun kalacaktı. Hava sahasını kontrol Doğu Akdeniz, Körfez başta olmak üzere bu imtiyazdan yararlanana büyük avantajlar sağlayacaktı. İsrail niyetini ve hedefini net koydu ve açık bir meydan okudu. Suriye'yi yönetenler vesayet altında olduklarından sesini çıkartamadı. Ya bizimkilerin hali pür melali. Onu da bir başka yazıda konuşalım.