Eğitimde Şiddet: Sessiz Kalınacak Bir Mesele Değil

Remzi Yıldırım

Bazen bir haber düşer gündeme. Sadece bir olay değildir o; bir kırılmadır, bir uyarıdır, bir çığlıktır.

Eğitim-Bir-Sen Adana Şubesi’nin aldığı iş bırakma kararı da tam olarak böyle bir çığlığın yansımasıdır.

Siverek’te yaşanan menfur saldırı, yalnızca bir öğretmene ya da bir eğitim çalışanına yapılmış bir saldırı değildir. 

Bu, doğrudan geleceğe, çocuklara, topluma yapılmış bir darbedir. Çünkü eğitim dediğimiz şey; sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda güven ortamıdır. 

Güvenin olmadığı yerde ne eğitim olur ne de gelecek inşa edilir.

Bugün 15 Nisan’da okullarda hayat bir günlüğüne duracak. 

Ders zilleri çalmayacak belki. Ama aslında çok daha güçlü bir ses yükselecek:

“Eğitimde şiddete hayır!”

Adana’da İstasyon Meydanı’nda saat 11.00’de yapılacak basın açıklaması, sadece bir sendikal eylem değil; vicdanların meydanıdır. 

O meydanda öğretmenler olacak, eğitim emekçileri olacak. Ama aslında olması gereken herkes olacak: veliler, öğrenciler, toplumun tüm kesimleri.

Çünkü bu mesele tarafsız kalınacak bir mesele değil.
Bugün bir öğretmen hedef alınıyorsa, yarın bir öğrenci korku içinde büyüyecek demektir. 

Bugün sınıf içinde şiddet varsa, yarın toplumda huzur aramak hayal olur. Eğitim kurumları; korkunun değil, umutların yeşerdiği yerler olmalıdır.

Ama burada bir parantez açmak gerekiyor.

Evet, iş bırakmak güçlü bir tepki. Evet, ses yükseltmek gerekiyor. Ama bu noktaya nasıl gelindiğini de sorgulamak zorundayız.

Eğitimde şiddet sadece bir günün, bir olayın sonucu değildir. Bu, yılların birikmiş öfkesinin, iletişimsizliğin, değersizleştirmenin ve belki de en önemlisi “duyarsızlaşmanın” sonucu olabilirmi?

Öğretmeni itibarsızlaştıran dil, şiddeti normalleştiren davranışlar, sorunları görmezden gelen anlayış.
Hepsi bu tablonun bir parçası.
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Bir gün iş bırakmak mı çözüm, yoksa kalıcı bir farkındalık mı?

Belki de her ikisi,
Çünkü bazen bir gün durmak, yıllardır görmezden gelinenleri görünür kılar. Bazen bir meydanda toplanmak, dağılmış vicdanları bir araya getirir.

Ama asıl mesele, 15 Nisan’dan sonra ne olacağıdır.
O gün meydanda söylenen sözler, ertesi gün unutulacak mı?

Yoksa eğitimde şiddete karşı gerçek bir seferberliğin başlangıcı mı olacak?

Bu sorunun cevabı, sadece sendikaların değil; toplumun tamamının elinde.

Unutmayalım,
Bir öğretmenin güvenliği, bir toplumun geleceğidir.

Ve o gelecek, susarak değil; konuşarak, sahip çıkarak ve birlikte hareket ederek korunur.