Emperyalist Savaş (2)

Hacı Hüseyin Kılınç

Trump 12 Gün Savaşı ile yumuşatttıkları İran hava sahasını diledikleri gibi kullanacaklarını, İran semalarında kesin bir hakimiyet kurduktan sonra kısa bir sürede İran devlet aygıtını çökerteceklerini ve bir kurtarıcı bekleyen İran halklarının hemen sokağa ineceklerini ve yeni kurtarıcılarını şükranla karşılayacaklarını zannediyordu. Kafası sadece ticarete çalışan bu adamın İran tarihi ve medeniyeti ile ilgili en küçük bir bilgi kırıntısına dahi sahip olmadığını düşünüyoruz. Elinin altındaki Amerikan savaş makinası ile herkesi hizaya getireceğini ve istediği herşeye kolay yoldan ulaşacağını zanneden bir şarlatandandan başka biri değil.

Gücünü önünde diz çöken liderlerden aldığı aşikar. Her biri ülkelerini Amerika'nın birer uydusu haline getirdiğinden ve ülkeleri ile halklarına en küçük bir inanç bile duymadıklarından, kurulu düzenlerinin devamı için Trump karşısında sinmeleri olağan. Ancak biraz tarih okumuş olsalardı nice güçten, azametten başı dönenlerin nasıl rezil rüsva olduğunu da görürlerdi. Küçücük Vietnam'ın 15 yıl kibirli Fransız emperyalizmine akabinde bir 15 yıl daha Amerikan emperyalizmine direndiğini görürler ve 1975 yılında Paris'te yapılan bir anlaşma ile Amerikalıların façaları bozulmuş halde Vietnam'ı nasıl terk etmek zorunda kaldığını anlarlardı.

Bu direnç çok çeşitli kaynaklardan gelir. Vietnam halkı ülkelerinin işgali karşısında anti emperyalist bir savaş verdiklerinin bilincindeydi. Buna karşı bir gerilla mücadelesi veriyorlardı ve mücadele halktan destek alıyordu. Amerikalılar ellerinin altında en gelişmiş savaş teknolojileri olmasına karşılık Vietkonglu gerillaların basit silahlarına yenildiler. Çünkü halk onları işgalci olarak görüyordu ve gündüzleri Amerikan askerlerine hizmet eden halk geceleri karşılarına birer gerilla olarak çıkıyordu. Bu söylediklerimizi duygusal bulan, artık gerilla tarzı mücadelenin devrini tamamladığını düşünen ve savaşların insan zekasına bile ihtiyaç duymayacak bir aşamaya geldiğini düşünerek sinikliklerine mazeret arayanlar çıkacaktır. Onları sinizmleriyle başbaşa bırakıyoruz.

Trump birkaç gün içinde hedeflerine ulaşacağına, İran'ın teslim bayrağı çekeceğine inanıyordu. Mollaların eziyet ettiği halkın sokakları dolduracağına, her defasında yarım kalmış ayaklanmaların şimdi dışarıdan aldıkları cesaretle İran devletinin zor aygıtlarıyla karşı karşıya geleceğini ve milyonların öfkesinin bu aygıtları gerileteceğini ve yerine emperyalizm önünde diz çökmeyi kabul etmiş unsurların geleceğini hesaplıyordu. İran halklarının teokrasi ile yaşadıkları sorunu kendi emellerine alet ediyorlar ve yanlış bir okuma ile yanlış sonuçlara ulaşıyorlardı.

Bu türden stratejik hesapları birçok yerde sonuç vermişti. Tarihi derinlikten yoksun, medeniyet bilincinden uzak ve köklü devlet geleneğine sahip olmayan ülkelerde son dönemlerde turuncu devrimler denilen ve devrimden başka herşeye benzeyen dışarıdan müdahaleler ile sonuçlar alınmış ve komedyenlerden devlet başkanı bile yapılmıştı. Ülkelerin medyaları satın alınmış, siyasi elitleri eğitilmiş ve şartların oluşturulması ile emperyalizmle uyumlu güçler iktidara taşınmıştı. Emperyalizmin kibri onu kendinden geçirmiş ve Trump örneğinde olduğu gibi herşeyi yapabileceği duygusunu yerleştirmişti. Kendi hedefleri için laboratuvar gibi gördükleri ülkelerin ne tarihi derinliklerini ne de özgünlüklerini hesaba almadıkları bir kibre kapılmışlardı.

İran halklarının kendilerini düğünle, bayramla beklediğine inanıyorlardı. İran'ın devlet binalarını, hava savunma sistemini, silah depolarını, füze rampalarını, havaalanlarını ve rejimin kalbini oluşturan zor aygıtlarına ait yerleri yok ettiklerinde rejimden illallah eden halk sokaklara çıkacak ve rejime nihai darbeyi indirecekti. İlk yanılgıları İran'ın herhangi bir yer olmadığı ve tarihsel tecrübesi geniş bir medeniyet bilincine sahip oldukları konusunda yaşadılar. İran halkları ile rejim arasında ne kadar sorun olursa olsun öncelikli mesele rejimin varlığı değil ülkenin bağımsızlığı ve savaşın niteliğiydi. Bu savaş açıkça emperyalist bir savaştı. Ve emperyalistlerin bir ülkeye barış, demokrasi ve özgürlük götürmedikleri açıktı. Kimki bu savaşın yandaşı, taraftarı ve destekçisi olmayı kabul ederse onurundan ve şerefinden olmayı kabullenmiş olacaktı.

İran halkları emperyalizmin desteği ile kendi rejimleri ile savaşmayacak kadar ulusal onurlarına düşkün ve tarihsel bilince sahiptiler.

Meşruiyet devrimlerini yani burjuva devrimlerini kendi özgün dinamikleri ile yüzyıldan önce yapmayı başarmış bir halk vardı karşımızda. Şahlığı getiren emperyalizmin açık desteğiydi ve Şahlığa karşı her zaman direnişler, kalkışmalar yaşanmıştı. Musaddık'ın iktidara gelmesi ve yaptığı kamulaştırmalar halktan büyük destek görmüş, Şah ülkesinden kaçmış ve oligarşik sınıflar Şahsız yapamadıkları için bir darbe ile Musaddık devrilmiş ve tekrar dönmüştü. Devrimden önceki son on beş yıl içinde kitlesel muhalefetin liderliği peyderpey Molların eline geçti. İran devrimi bir turuncu devrim değil gerçek bir devrimdi ve Şahı yıkan Mollalar değil kitlelerdi. Ancak tüm devrimlerde olduğu gibi asıl mücadele devrimden sonra başladı ve kitlelerin yaptığı devrime Mollalar el koydu.

Şimdi yeni bir tarihsel eşikte bu onurlu halk kendi ulusal, tarihsel ve dinsel birikiminin getirdiği tecrübe ile ülkesine karşı açılmış emperyalist bir savaşı bahane ederek emperyalizmin dümen suyuna gitmeyecek kadar onuruna düşkün olduğunu birkez daha ispatlayacak ve Pedefoli suçlularının heveslerini kursaklarında bırakacak.