Önce savaşın nasıl başladığına bakalım. Savaş diplomatik müzakerelerin devam ettiği ve olası bir anlaşma için umutların arttığı bir sırada başladı. Müzakereler önce Umman'da başladı ve bir süre sonra Avrupa'ya taşındı. Tarafların müzalere çerçeveleri birbirinden farklıydı. ABD İsrail'in hedefleriyle uyumlu bir biçimde İran'a üç koşul dayatıyordu: 1- İran nükleer silah üretmeye hizmet etmese bile seyreltilmiş uranyum elde etme çabasından tümüyle vazgeçecekti, 2- İran balistik füzelerinin menzilini 300 km ile sınırlayacaktı ve 3- İran bölgedeki vekil güçlerine yönelik desteğini tümüyle çekecekti. Bu koşulların kabulü İran'ı İsrail karşısında tam anlamıyla silahsızlandırmış ve eli kolu bağlı hale getirmiş olacaktı.
İran zaten Nükleer Silahların Önlenmesi Anlaşması'nın (NPT) altına imza atmış ve nükleer tesislerini uluslararası denetime açmıştı. Bu anlaşmayı imzalamayan ve imzalamaya yanaşmayan ülke İsrail'di. Ancak hiçbir ülke İsrail'in neden bu anlaşmayı imzalamadığını sorgulamıyor ve gündeme getiremiyordu. İran müzakereler sırasında seyreltilmiş uranyum miktarının seviyesini aşağı çekmeyi ve hatta bunu %20'nin altına indirmeyi bile kabul etmişti. Hatta güvenilir bir üçüncü ülkeye bile transfer edebilirdi. ABD tarafı bu pozisyonu kıymetli bulmuş olmalıydı ki Umman Dışişleri Bakanı Washington'a kadar gitmiş ve Beyaz Saray yetkililerine İran'ın pozisyonu ile ilgili doğrudan bilgi vermeye karar vermişti. Gelişmeler bu yönde umut verici halde iken tarafların Viyana'da biraraya gelecekleri ve bir önanlaşma çerçevesi açıklayacakları duyuruldu.
Tüm bunları şundan anlatıyoruz. Savaş başladıktan sonra Amerika'nın müzakereleri İran'ı oyalamak, zaman kazanmak için kullandığı yönündeki iddialar haklılık kazanmıştı. ABD güçlerini bölgeye yığmak, hazırlıklarını tamamlamak için zamana oynamış ve savaşı öyle başlatmıştı. Halbuki gelişmeler, açıklamalar bunun hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Eğer ABD savaşa ciddi bir planlama yapmadan ve stratejik hedeflerini belirlemeden girmişse bu olgu savaşın sonucunu doğrudan etkileyecektir. Çünkü savaş ancak uygulanabilir bir strateji ile kazanılabilir. Strateji ile hedefler uyumlu olmalı ve eldeki imkanlarda bunu gerçekleştirmeye hizmet etmelidir.
Savaş Hamaney'in ve kurmay kadrosunun öldürülmesi ile başladı. Ve bu durum bir dizi spekülasyonun yapılmasına yol açtı. İran gibi devlet aklı ile meşhur bir ülke savaşın eşiğinde iken böyle bir hatayı nasıl yapardı? Demek bu akıl hiç de abartıldığı gibi değildi. Bunu mazur göstermeye çalışanlar ise Hamaney'in yerin altında bir sığınakta yaşamayacak kadar halkı ile içli dışlı olduğundan söz etti. Ama vurkaç taktiğinin bir İsrail yöntemi olduğunu unutmamak gerekiyordu. İsrail, Filistin halkına karşı terörist yöntemler uygulayarak kurulmuş bir ülkeydi ve kurucuları bu faaliyetlerin içinden geliyordu. Herkes İran'ı vekil güçler kullanmak ve Robert D.Kaplan örneğinde olduğu gibi 'postmodern bir devlet altı oluşumlar imparatorluğu yönetmekle' suçlarken İsrail bu yöntemler uygulayarak kurulduğunu es geçiyordu.
İsrail devlet altı örgütlere Mossad aracılığıyla uyguladığı yöntemi İran gibi kadim bir devlet aklı ile medeniyet bilincine sahip bir ülkeye karşı da uygulayarak sonuç alabileceği yanılgısına ABD'yi de ortak etti. Hamas'ın askeri ve siyasi liderliğini öldürmek, Hizbullah genel sekreteri Nasrallah'ı yerin altında katletmek elbette hem Hamas'a hem de Lübnan Hizbullah'ına onulmaz zararlar vermişti, ama İran bir devlet altı güç değil kadim bir devletti. Hamaney'in kurmayları ile biraraya gelmesini fırsat bilen İsrail bilindik refleksi ile böyle bir fırsatı kaçırmak istemedi. Ve Epstein'ci güçlerin elinde bir esir haline gelmiş olan Trump bu savaşa hazırlıksız bir biçimde girmek zorunda kaldı.Savaşın bu kadar uzayacağını ve İran'ın bu ölçüde savaşı yaygınlaştıracağını hesaplayamadılar.
Beklentileri başı gövdeden kopardıklarında İran devletinin çalışamaz, işleyemez hale geleciğiydi. Devlet içindeki güçler birbirine girecek ve rejimi değiştirmek isteyen güçler ya bir darbe ile yönetime el koyacaktı ya da patlamaya hazır kitleler İran liderliğinin yok edilmesi üzerine sokaklara çıkacak ve rejimi yıkacaklardı. İran'ın beyin takımının yok edilmesinin alternatifleri üzerine önceden çalıştığını ve savaşın kurmaylığını tek bir merkezde toplamak yerine otonom güçlere dağıttığını ve elindeki sınırlı imkanlarla canını yakanların canını yakabileceğini öngöremediler. Halbuki İsrailliler Davut'un Golyad'ı yendiği hikayelerle büyümüştü ve Davut'u ataları sayıyorlardı. Demek kibir insana ne hatalar yaptırırmış.