Eşik

Hacı Hüseyin Kılınç

Türkiye son sürat bir eşiğe doğru ilerliyor. Tıpkı bir kum saatinin içindeki kumun boşalması gibi bu monoton zaman da bir yerde ritmini kaybedip, kesintiye uğrayacak. Eşiğe doğru yaklaşırken muhalefet üzerindeki ölü toprağı kısmen de olsa silkeleyip, gündem yaratma önceliğini Erdoğan’ın elinden aldı. Edinilen özgüveni dağılan, rasyonalitesini yitiren Erdoğan karşısında sadece bir hamle üstünlüğü. Köklü bir siyasal dönüşümü düşünmeyen, toplumsal değişimin ise yanına yaklaşmayan muhalefet, Erdoğan’ın tıkanmasının, teklemesinin keyfini sürüyor.  Siyasal dönüşümden kasıt eskinin beğenilmeyen, gözden düştüğü herkes tarafından bilinen parlamenter rejiminin tadil edilmiş bir yeni sürümünden ibaret. Siyasal ufuk bununla sınırlanmış vaziyette. Muhalefetin hedefine ulaşabilmesi için daha aşması gereken sapaklar var. Öncelik başkanlık sistemi denilen ucubenin ortadan kaldırılmasına verilmiş. Muhalefetin ufkunu yeniden parlamenter sisteme dönüş ve bunun dolayımı olarak da Erdoğan’ın gitmesi belirliyor.

Diyalektik, çelişkiler üzerine metodik düşünmeyi gerektirir. Gücünüz zayıflığınızı fark etmeyi engeller, güzelliğiniz başınıza bela olur, zekanız bazı duyularınızı köreltir. 15 Temmuz’un yol açtığı olağanüstü hal altında yaşamayı artık kanıksamak istemeyen  toplumu Erdoğan ısrarla o haleti ruhiyenin içinde tutmaya çalışıyor. ‘ Lütuf ‘ dediği şeyin ayağına vurulmuş bir prangaya dönüştüğünün farkına varamıyor. Tek adamlığa dönüşen rejimin kendisini sınırsız bir ufka değil, çıkmaz bir sokağa getirip bıraktığının bilincinden yoksun. İdari yetkileri sınırsız, kararnamelerle Türkiye’yi yönetmesinin önünde hiçbir engel yokken, her istediği kararı alamamanın ikilemiyle yaşıyor. 

Ucube rejim devlet hayatından rasyonaliteyi, öngörülebilirliği sildi. Kurumsal kapasitesi zayıf, klientalizmin ruhuna işlediği bir rejimin güçlü iktidarlar karşısında boynunun kıldan ince olacağı bir sabiteydi. Rasyonalite yokluğu Erdoğan’ın sağlıklı karar alabilme zeminini yok etti. Günübirlik, anlık, geçici ve değişken bir devlet idaresi var karşımızda. Kendine göre kurguladığı, her daim seçilebileceği hesabıyla tasarladığı, 50+1’lik çıta şimdi ayağına dolanıyor. Devlette boşalan kadroları keyiflerince aralarında oranlayıp paylaştığı MHP, şimdi ona daracık bir manevra alanı bırakıyor.

Erdoğan MHP ile köprüleri atamayacağından kendini dar bir patikaya mahkum etti. Elindeki seçeneklerin sayısı çok fazla değil. İttifakını genişletme zemini hemen hemen kalmadı. Ya karşısındaki ittifakı dağıtacak ya da zayıf halka olarak gördüğü HDP’yle millet ittifakı arasındaki bağları yok edecek. HDP’yi kapatmak, Suriye’ye yeni bir sefer açmak, muhalefeti Batı’nın piyonu olarak göstermek, elindeki enstrümanlardan bazıları.

Erdoğan’da topluma bir gelecek ufku çizemiyor. Sürekli korkulara, endişelere  sesleniyor. Reform kapasitesini çok uzun zaman evvel kaybetmişti. Şimdi elindeki korku jeneratörünü 2015 Kasım’ın da olduğu gibi yine kendi iktidarına mecbur bıraktırmak üzere çalıştırmak istiyor. Heraklitos aynı suda iki defa yüzülmez dediyse de bu durum toplumsal diyalektik için söz konusu olmayabilir. ‘ Hadise ‘ zuhur etmediği taktirde aynı şeyleri iki defa değil kezlerce yaşama ihtimalimiz var. Muhalefetin ufuksuzluğu, kırılganlığı, toplumun önüne bir siyasal proğram koymaktan yoksunluğu, Erdoğan’a dar da olsa hala bir çıkış aralığı bırakıyor. Erdoğan’ın tabanının erimesi, iki ittifakın oylarının at başı hale gelmesi, HDP’yi çantada keklik sayan muhalefeti rehavete sürükleyebilir. Erdoğan köklü bir siyaset üretmekten kaçınan, kitleleri heyecanlandırmakta yoksun, iktisadi soruna çok yüzeysel yaklaşan  muhalefet karşısında seri adımlar atmaya başlayabilir. 

Muhalefet birliği dağılmadığı, HDP’de  idare edilebildiği müddetçe , zamanın lehine , işlerin de iyiye gideceğini düşünüyor. Ancak halkın 2/3’ü hala iktisadi sorunun muhalefet tarafından çözülebileceğine inanmıyor. Seçmen mevcut iktidardan kurtulma noktasına geldi. Ama muhalefetin de aşması gereken pekçok sapak ve viraj bulunmakta. Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı, nasıl belirleneceği, ittifakların nasıl olacağı, yeni ittifakların doğup doğmayacağı ve Erdoğan karşıtı ittifakın HDP ile ilişkisinin biçimi, içeriği, düzeyi kriz yaratma potansiyeli yüksek meseleler. Erdoğan’ın merkezinde olduğu ittifakın bu tür sorunları bulunmuyor. Devlet olarak örgütlenmiş bir siyasete tutundukları için tek gaye ellerindekini muhafaza etmek. Muhalefetin önündeki çok bilinmeyenli sorunlar ise daha fazla. 

Ve andaki durağanlığın devam etmesi mümkün değil. Temposu, harareti yüksek bir döneme doğru ilerliyoruz. İki tarafın da mevcut siyaset tarzı ile yoluna devam edemeyeceği bir eşiğe hızla yaklaşıyoruz. Geleceğin, ufkun ne getireceği belirsizliklerle dolu. Hiçbir şeyin garantisi bulunmuyor. Siyaset de bir mümkünler sanatı olarak tam da konjonktürün hakkını vermenin adı değil mi? Her şey öngörülebilir, zamanın bizi götüreceği yer belli olsaydı, siyasetin kendisine gerek kalmazdı. Kum saati kumunu boşaltmaya aynı hızda devam ederken hadise yüklü bulutlarda gökyüzünü kaplamaya başlıyor.