Estetik Ameliyatlar

Vedat Kahyalar

Es Sani, ustaca, tertipli yaratan en büyük Sanatçı, mimar olan Allah'ın isimlerinden sadece biridir.

Gün geçmiyor ki estetik operasyon yaptırmış sanatçı, spiker, manken yahut çevremizden birini görüp tanıyamayıp şaşırmayalım. Bu iş artık o kadar yaygınlaştı ki bir ucu  muhafazakar mahalleye de sıçradı.

Dudağını şişirenler, aşırı zayıflayanlar, burnunu , kulağını, çenesini, göğsünü şekilden şekile değiştirenler toplumda aşırı görünür oldu. 

Bunların buyuk kısmı taşıdıkları vücutla uyumlu olmadığından bazen komik, bazen tiksinti verici ama genellikle de kötü bulunuyor. 
Doğada her şey uyum içindedir ve hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır. 

İslâm düşüncesinde Allah’ın isimleri (Esmâü’l-Hüsnâ), yalnızca O’nu tanımaya değil, insanın varlık, ahlâk ve fiil anlayışını inşa etmeye de yön verir. Bu isimlerden biri olan Es-Sâni‘, “kusursuz biçimde yaratan, varlıkları sanat ve hikmetle inşa eden” anlamına gelir. Bu isim, yaratma fiilinin hakiki ve mutlak sahibinin yalnızca Allah (celle celâluhu) olduğunu açıkça ortaya koyar. Dolayısıyla insan bedenine yönelik müdahaleler, salt bireysel tercih meselesi değil; itikadî ve ahlâkî bir sorun olarak değerlendirilmelidir.

Es Sani olan Rabbimiz, Kuranda;
“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır.”
(Haşr, 59/24)

Bu ayette geçen “el-Musavvir” ve “el-Hâlik” isimleriyle birlikte Es-Sâni‘ manası, yaratılışın rastlantısal değil; bilinçli, ölçülü ve estetik bir ilâhî planlama ile gerçekleştiğini bildirir. İnsan, kendi bedeninin mimarı değil; emanetçisidir. Şekil verme yetkisi, mutlak anlamda yalnızca Allah’a aittir.

Yine Kur’an’da:

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
(Tin, 95/4)

ayetinde, insan bedeninin “ahseni takvîm” üzere yaratıldığı vurgulanır. Bu ifade, yaratılışın eksik ya da düzeltilmeye muhtaç olmadığına dair ontolojik bir ilkeyi ortaya koyar.

Yaratılışa Müdahale

Estetik müdahalelere yönelik en güçlü uyarılardan biri, Nisa Suresi’nde şeytanın sözü üzerinden gelir:

“Onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”
(Nisâ, 4/119)

İslâm âlimleri bu ayeti, fıtratı bozma, yaratılışı beğenmeme ve ilâhî tasarıma itiraz olarak yorumlamışlardır. Buradaki “değiştirme”, tedavi amaçlı müdahalelerden ziyade; keyfî, arzulara dayalı ve estetik kaygılarla yapılan dönüşümleri kapsar.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) de bu konuda açık bir uyarıda bulunmuştur:

“Dövme yapan ve yaptıranlara, kaşlarını aldıranlara, dişlerini estetik için törpületenlere Allah lanet etmiştir.”
(Buhârî, Libâs 83; Müslim, Libâs 120)

Hadiste özellikle “estetik için” kaydının geçmesi, meselenin tedavi değil; yaratılışı beğenmeme ve yapay güzellik arayışı olduğunu göstermektedir.

Estetik Algı, Modern Zihin ve İlâhî Sanata İtiraz

Modern çağda estetik operasyonlar, çoğu zaman “özgürlük”, “kendini gerçekleştirme” ve “beden üzerinde tasarruf hakkı” söylemleriyle meşrulaştırılmaktadır. Oysa bu yaklaşım, insanı yaratılmış bir kul olmaktan çıkarıp, kendi kendinin tanrısı konumuna yükseltme riskini taşır.

Es-Sâni‘ ismi açısından bakıldığında, bedeni yeniden “dizayn etme” iddiası; açık ya da örtük biçimde ilâhî sanata itiraz, hatta onu yetersiz görme anlamı taşır. Bu durum, yalnızca fıkhî değil; tevhidî bir problemdir. Çünkü tevhid, sadece Allah’ı yaratıcı kabul etmek değil; O’nun yarattığını razı olarak kabul etmeyi de içerir.

İstisna: Tedavi ve Zaruret İlkesi
İslâm hukukunda genel kaide şudur:
Zaruretler haramları mübah kılar.

Doğuştan gelen ciddi bir deformasyon, yanık, kaza sonucu oluşan bozulmalar veya kişinin hayatını ve ruh sağlığını ciddi şekilde etkileyen durumlar, tedavi kapsamına girer. Bu tür müdahaleler, estetik değil; ıslah ve tedavi olarak değerlendirilir. Burada amaç güzellik üretmek değil; fıtrata dönüşü sağlamaktır.

Sonuç itibariyle, Es-Sâni‘ ismi, insana şunu öğretir:
Yaratmak Allah’a, kabullenmek kula aittir.

Keyfî estetik müdahaleler, insanın kendi bedenine değil; Allah’ın sanatına müdahalesi anlamına gelir. Bu nedenle, estetik ameliyatlar yalnızca bireysel tercih ya da modern yaşam tarzı meselesi olarak değil; iman, teslimiyet ve tevhid bilinci çerçevesinde ele alınmalıdır.

İnsan, kendisini yeniden tasarlayarak değil; yaratıldığı hâliyle anlamlandırarak kemale erer.