EVRİLMEK Mİ, HATIRLAMAK MI?

Remzi Yıldırım

Zaman, insanın omzuna sessizce dokunan bir rüzgâr gibidir…

Her yirmi beş yılda bir yön değiştirir,
her neslin kalbine başka bir dünya fısıldar.
Bugün doğan çocuk, gözlerini açtığında ışığı gökyüzünde değil, ekranında buluyor.
Parmak uçları toprağa değil, cam yüzeylere değiyor.

Ve hayat…
artık kuş sesleriyle değil, bildirim sesleriyle başlıyor.
Ama bir de başka bir zaman vardı…

Toprağın konuştuğu,
rüzgârın dua taşıdığı,
ve gençliğin yaşla değil, yürekle ölçüldüğü bir zaman…

Bir an için geri dönelim…
Tam 111 yıl öncesine…
Toprağın kızıl, göğün kurşuni olduğu o günlere…

Çanakkale Savaşı
Henüz bıyığı terlememiş çocuklar,
ellerinde tüfek, yüreklerinde iman…

“Çanakkale Geçilmez!” 

diye haykırdılar.
Onlar teknolojiyle büyümedi,
ama tarihin en büyük direnişini yazdılar.
Onlar oyun oynamadı,
ama dünyaya bir milletin nasıl ayağa kalktığını öğrettiler.

Ve bazıları…
daha 14’ünde, 15’inde
bir merminin gölgesinde
sonsuzluğa yürüdü.

Dün…
18 Mart’ın ağır ve vakur akşamında,
Çukurova Çanakkale Parkı
çam ağaçlarının göğe uzandığı yerdeydim.

Sanki her ağaç bir askerdi…
her dal bir dua…
her yaprak bir hatıraydı.

Adana Şair ve Yazarlar Platformu üyeleri,
ellerinde bayraklar ama yüreklerinde tarih şiirler okudular…
öyküler anlattılar…
Şehitler için…
Gaziler için…

Ve belki de en çok, unutulmaya yüz tutan o ruh için…
Sözler yükseldi göğe,
ama bir eksiklik vardı yerde..!

Etrafıma baktım…
Aileler vardı.
Yazarlar, şairler vardı.
Hatırlayanlar vardı…
Ama…
o on beşliler yoktu..!

Ne bir lise öğrencisi,
ne bir genç kalabalık,
ne de o yaşlarda bir yürek çarpıntısı…
Oysa bir zamanlar,
o yaşlardakiler tarih yazmıştı.

Adana’nın bayırında,
isim levhalarıyla dizilmiş şehitler…
Sessizce bekliyordu.

Rüzgâr geçiyor,
isimler titriyordu…
Ama kimse o isimleri yüksek sesle okumuyordu.

“Adanalıyık… Allah adamıyık…” 

yazılı levhaların altında
bir milletin karakteri duruyordu.
Ama o karakteri okuyacak gözler neredeydi..?

Evrilmek…
Sıkça duyduğumuz o kelime…
Değişmek, dönüşmek, yenilenmek…

Peki ya unutmak?
O da evrilmenin bir parçası mı..?

Eğer öyleyse,
biz bu evrimi istemiyoruz.
Çünkü biz biliyoruz ki;
bir millet geçmişini unutursa
geleceğini başkaları yazar.
O gün parkta,
çam ağaçlarının arasında dizilmiş
temsili Onbeşli askerler vardı…
Tek sıra…
sessiz…
ama vakur…
Onlara baktım…
Gözlerim doldu.
Sanki biri bana şöyle dedi:

“Biz geldik…
siz hatırlayın diye…”

Ey zamanın içinden geçen insan…
Ey teknolojiyle büyüyen yeni nesil…
Bil ki;
senin özgürce nefes aldığın bu topraklar,
bir zamanlar nefesini vatan için verenlerin mirasıdır.

Evrilmek istiyorsan…
unutarak değil,
anlayarak evril.
İlerle…

Asla köklerini koparma.
Yüksel…
ama geçmişini ezme.
Ve bir gün yolun düşerse
Çukurova Çanakkale Parkı’na…
Bir ağacın altında dur…
Bir ismi oku…
Bir dua et…
Çünkü bazı ruhlar
ancak hatırlandıkça yaşar…

Ve biz…
Adanalılar…
Evrilmek istemiyoruz
eğer bu, unutmaksa…

Biz istiyoruz ki;
Çanakkale ruhu,
her nesilde yeniden doğsun.