Gazeteci-yazar Gürbüz Evren, kaleme aldığı köşe yazısında Estonya yolculuğu sırasında tanıştığı iki hahamla yaptığı sohbeti paylaştı. Yahudilik tarihi, Siyonizm ve “Vadedilmiş Topraklar” üzerine ilerleyen konuşmada hahamların, Tevrat’ta geçen “Pichhon” ve “Ghion” nehirlerinin Türkçe karşılığının Seyhan ve Ceyhan olduğunu söylediğini aktaran Evren, yazısında dikkat çeken diyaloglara yer verdi.
Gürbüz Evren, yazısında şu ifadelere yer verdi:
"Geçtiğimiz 2025 yılı Kasım ayında, Estonya’nın başkenti Talinn’e giderken, yıllardır aklımda olan bir soruya yanıt bulma şansını yakaladım.
Uçağa girip yerime geldiğimde, yanımdaki koltuklarda 2 Haham oturuyordu.
50'li yaşlarda, siyah şapkaları, uzun sakalları, örgülü saçları ve siyah pardösüleri ile dikkatleri çeken bu 2 Hahamdan müsaade isteyerek, pencere yanındaki koltuğuma geçtim.
İnsanlarla kolay ve hızlı iletişim kurarım.
Yerime oturunca, koltuk komşularıma önce iyi yolculuklar diledim, sonra da kendimi tanıttım.
Kısa süren tanışma faslından sonra sohbete başladık.
Ne iş yaptığımı, neden Talinn’e ve Helsinki’ye gittiğimi anlattım.
Beni ilgiyle dinlediklerini görünce, nereden geldiklerini sordum.
Türk Hava Yolları (THY) Chicago-İstanbul seferiyle İstanbul Havalimanı'na inmişler.
Buradan da aktarmalı olarak yine THY’nin İstanbul-Talinn seferiyle Talinn’e gidiyorlarmış.
Estonya’dan komşu ülke Litvanya’ya geçeceklerini, buradaki Haredi Yahudi topluluğuyla bazı dini ayinlere ve düğünlere katılacaklarını söylediler.
Çok iyi İngilizce, Fransızca bilen Hahamlarla, 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudileri Osmanlı Devleti’nin kabul etmesini ve halen Türkiye’de yaşayan Yahudi toplumunu konuştuk.
Ben, “İspanya Yahudileri kovdu” dedim, onlar “Sultan 2. Bayezid gemiler gönderip Yahudileri aldırdı” dedi.
Ben, “İstanbul’a getirildiler” dedim, onlar “Selanik, İzmir, Edirne’ye de yerleştirildiler” dedi.
Ben, “Sabetay Sevi” diye söze başladım, onlar lafı ağzımdan alıp, “İzmirli sahte Mesih” dediler ve “Türkiye’de Aziz Mehmet Efendi’nin takipçisi Sabetaycılar hala var” dedi.
“Aziz Mehmet Efendi kim?” dedim, onlar “Sabetay Sevi sahte Mesihliği anlaşılınca Müslüman olup bu ismi aldı” dedi.
Kısacası, Yahudilerle ilgili hangi konuyu açtıysam, yaptıkları yorum ve paylaştıkları bilgilerle olaylara hakimiyetlerini gösterdiler.
Hatta, Ankaralı olduğumu söylediğimde, Hamamönü-Kale civarındaki Yahudi Mahallesinden bahsettiler.
“Belediye, bu mahalledeki Yahudi konaklarını restore ederek çok güzel bir iş yapmış” dediklerinde, Ankara’daki izlerini bile nasıl dikkatle takip ettiklerini anladım ve açıkçası çok şaşırdım.
Sohbet o kadar güzeldi ki, güler yüzlü hosteslerin yemek servisi sırasında bile ara vermeden sürdü.
Amerika Birleşik Devletleri’nden Avrupa’ya olan seyahatlerinde THY’yi kullandıklarını, uçakların konforunu, uçuş ekibinin nezaketini, servisi ve özellikle de Türk yemeklerini çok beğendiklerini söylediler.
Önümdeki ekrandan uçağın Polonya üstünde olduğunu görünce, Talinn’e varmadan aklımdaki en önemli konuyu açmanın zamanı geldiğini düşündüm.
Aklımdaki konuya ilişkin bazı makaleler okumuş, birkaç tarihçiyle konuşmuştum, ama merakım giderilmemişti.
Birden söze girdim ve “Size çok merak ettiğim bir konuyu soracağım. Haham olduğunuz için sizdeki bilgilerin beni aydınlatacağını düşünüyorum” dedim.
Adı Eitan olan Haham, önemli bir konuyu açacağımı anlaşmış olacak ki, ciddi bir yüz ifadesiyle “Ben de arkadaşım Yaakov da bilgimiz dahilinde olan ne varsa seninle paylaşırız” dedi.
“Bazı İsrailli çevreler, Gazze Savaşı ve 12 günlük İran Savaşından sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini, İsrail’in Türkiye’ye saldıracağını söylüyorlar. Biz bu yorumları hiç ciddiye almıyoruz. Ama bu söylemleri Siyonistlerin Vadedilmiş Topraklar inancına bağlamaları merak uyandırıyor. Mesela Tevrat’ta geçen Aden Bahçesi, Türkiye’deki Adana mıdır? Eğer öyleyse Siyonistlerin Büyük İsrail fantezisi Adana’yı da kapsıyor mu?” diye sordum.
Adı Yaakov olan Haham, yerinden kalktı ve baş üstündeki bagaj kapağını açıp, çantasını indirdi.
Sonra çantadan İbranice bir kitap çıkardı.
Kitabın ortalarında bir sayfayı açıp kendi dilinde okudu.
Sonra da cep telefonunu açtı ve bir haritayı gösterdi.
Haritada Adana işaretlenmiş ve yanında parantez içinde İngilizce ve Fransızca "Cennet" yazıyordu.
Kendi dilinde okuduğu bölümü Fransızcaya tercüme ederek, “Fırat ve Dicle Cennet’in nehirleridir. Ama Aden Cennetinde 2 nehir daha vardır: Pichhon ve Ghion” dedi.
Son iki nehrin adlarını ilk kez duyduğumu ve bunların ne olduğunu sordum.
Yine cep telefonundaki haritayı büyüterek, nehirleri gösterdi ve Türkçe olarak adlarını söyledi: Seyhan ve Ceyhan.
Hahamlara, “Ne yani Yahudiler, Siyonistler Adana’yı bizden alacaklarına inanıyor mu?” diye sordum.
Adı Eitan olan Haham gülerek, “İsrail’deki Siyonist siyasetçilerin hayal gücü yüksektir. Hayal satmayı severler. Ama İsrail dışında yaşayan Yahudiler bu hayallere güler geçerler. Hele Türkiye ile ilgili hayal satanlara çok gülerler. Çünkü Türkiye üzerinden kurulan hayallerin komik olduğunu ve gerçekleşmeyeceğini bilirler” dedi.
Bunun üzerine daha kararlı bir ses tonuyla, “Yani kutsal kitabınızdaki cennet Adana mı?” diye sordum.
Yaakov, “Evet Aden yani Adana Cennetin tamamı değil ama önemli bir parçasıdır” yanıtını verdi.
Yazı uzamasın diye burada kesiyorum, ama konuyu yazmaya devam edeceğim.
Haham Eitan’ın yaptığı şu yorumu da paylaşarak bitireyim:
"İsrail’deki en çılgın Siyonistler bile Türkiye’den korkuyor ve çatışmaya girmeyi akıllarından bile geçirmiyor. Çünkü Türkiye’nin çok farklı bir gücü olduğunu biliyorlar. Türkiye’nin ne İran’a ne de başka bir ülkeye benzemediğini söylüyorlar."