Gazze: Bu Çağın Vicdan Sınavı

Vedat Kahyalar

Bir düşünün: İran ve Yemen olmasaydı Gazze bugün ne durumda olurdu?

Gazze'de insanlar öldürülürken, şehirler yıkılırken, çocuklar açlık ve korkuyla hayatta kalmaya çalışırken kimler sesini yükseltti, kimler sustu, kimler yaşananları uzaktan izlemekle yetindi?

İsrail'in Gazze'deki askerî operasyonları ve bunların yol açtığı büyük insani yıkım karşısında, İsrail'e siyasi, askerî ve diplomatik destek veren ülkelerin sorumluluğu da sorgulanmalıdır. Medyanın neyi gösterdiği, neyi görmezden geldiği; uluslararası hukukun kimler için işletildiği, kimler için askıya alındığı da bu sorgulamanın parçasıdır.

Çünkü mesele yalnızca silahların gücü değil, hakikatin kim tarafından dile getirildiği ve kimin susturulmak istendiğidir.

BÜYÜK GÜÇLERİN HESABI, BÖLGE HALKLARININ BEDELİ

Ortadoğu'da yaşananları birbirinden bağımsız olaylar olarak okumak büyük resmi kaçırmamıza neden olabilir.

Rusya'nın Ukrayna savaşıyla meşgul olması, Çin'in Tayvan meselesiyle karşı karşıya bulunması ve Ortadoğu'daki ülkeler arasındaki gerilimler, küresel güç mücadelesinin önemli başlıklarıdır.

ABD'nin ve İsrail'in bölgesel politikalarını da bu güç mücadelesinden bağımsız değerlendiremeyiz. 

Bölgemizin ülkeleri birbirleriyle çatışırken bundan kim kazançlı çıkıyor, kim güç kaybediyor, kimlerin hayatı altüst oluyor?

Asıl sorulması gereken budur.

Ortadoğu ülkeleri birbirlerini zayıflatmak yerine ortak sorunlarına çözüm arayabilselerdi; Filistin meselesinde, ekonomik kalkınmada, güvenlikte ve insani yardımlarda daha güçlü bir iş birliği kurabilirlerdi.

Bölge halklarının ihtiyacı yeni düşmanlıklar değil; akıl, feraset, adalet ve dayanışmadır.

 MEZHEPÇİLİK, HAKİKATİN ÖNÜNE GEÇMEMELİ

Gazze söz konusu olduğunda bile insanların bir kısmının ilk refleksi, öldürülen çocukların kimliğini sorgulamak oluyor.

Şii mi, Sünni mi? İranlı mı, Yemenli mi? Hangi siyasi hareketten yana?

Oysa bir çocuk, bir kadın, bir doktor, gazeteci... öldürülürken mezhebi mi önemlidir, insan olması mı?

Bir insan açlıktan ölürken hangi siyasi görüşe sahip olduğu mu sorulmalıdır, yoksa ona yardım mı edilmelidir?

İran'ın politikalarını eleştirmek mümkündür. Yemen'deki Husilerin uygulamalarını sorgulamak da mümkündür. Hiçbir devlet veya siyasi hareket eleştiriden muaf değildir.

Ancak bir ülkenin ya da hareketin bütün politikalarına karşı çıkmakla, Gazze'ye verdiği desteği peşinen değersiz saymak aynı şey değildir.

Mezhepçilik, adalet duygumuzu körelttiğinde en çok mazlumlar kaybeder.

Hakikati savunmak, yalnızca karşı tarafın yanlışlarını göstermek değil, kendi tarafımızın yanlışlarını da görebilmektir.

GAZZE'DEKİ YIKIM KADAR, DÜNYANIN SESSİZLİĞİ DA ÖNEMLİ

Gazze'de yaşananları yalnızca bombalarla, yıkılmış binalarla ve hayatını kaybeden insanlarla ölçemeyiz.

Bir de insanlığın ahlaki kaybı var.

Çocukların öldürülmesine karşı sessiz kalanlar...
Mezhep taassubunu adaletin önüne koyanlar...
İnancını yalnızca söylemde yaşayanlar...
İsrail'le ilişkilerini sürdürürken Filistin konusunda yalnızca kınama mesajlarıyla yetinenler...
Gazze için hamaset üreten ama somut insani yardıma, diplomatik baskıya ve hukuki mücadeleye katkı sunmayanlar...
Kendi siyasi çıkarlarını mazlumların hayatından daha önemli görenler...
BM, AB, NATO, İSLÂM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI..hepsi sınıfta kaldı. YA islâm coğrafyalarını yönetenler.

Kınamak önemlidir; ancak tek başına yeterli değildir.

İnsani yardım ulaştırmak, ateşkes için çalışmak, uluslararası hukuku savunmak, bağımsız soruşturmaları desteklemek, hukuka aykırı eylemlerin hesabının sorulmasını istemek ve sivillerin korunması için somut adımlar atmak da gerekir.

İnanç, adalet talebine; vicdan, sorumluluğa; söz ise eyleme dönüşmeliydi.

SOYKIRIMIN SINAVI SADECE GAZZE'DE VERİLMİYOR

Gazze'de yaşananların hukuki niteliği, uluslararası mahkemelerin kararları ve devam eden süreçler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak yaşanan insani yıkımın büyüklüğü, dünyanın ahlaki bir sınavdan geçtiği gerçeğini değiştirmiyor.

Bu sınav yalnızca Filistinlilerin sınavı değildir.

Müslümanların, Hristiyanların, Yahudilerin, bütün inançların mensuplarının; dindarların, sekülerlerin, devletlerin, siyasetçilerin, gazetecilerin ve sıradan insanların sınavıdır.

İnsan haklarını savunduğunu söyleyen devletler, bu hakları yalnızca kendi müttefikleri söz konusu olduğunda mı hatırlayacak?

Uluslararası hukuk, güçlülerin çıkarlarına göre mi uygulanacak?

İnsanlık, bir çocuğun hayatını siyasi hesapların üzerinde tutabilecek mi?

İşte asıl mesele budur.

TARİH HERKESİN TAVRINI KAYDEDECEK

Her çağın, her toplumun ve her insanın önemli sınavları vardır.

Bazen bu sınav adaletsizliğe karşı çıkmaktır. Bazen çıkarını kaybetme pahasına hakikati söylemektir. Bazen de kendi mahallesinin yanlışına itiraz edebilmektir.

Bu çağın en büyük vicdan sınavlarından biri Gazze'dir.

Yarın çocuklarımız ve torunlarımız bize bu günleri sorduğunda ne diyeceğiz?

"Bilmiyorduk" diyebilecek miyiz?

Görüntüler önümüzdeydi. Yıkım gözümüzün önündeydi. Çocukların çığlıkları dünyaya ulaşıyordu. İnsanlık yaşananları izliyordu.

Peki, biz ne yaptık?

Kimimiz yardım ulaştırmaya çalıştı. Kimimiz hakikati anlattı. Kimimiz hukuki mücadeleyi destekledi. Kimimiz de kendi siyasi hesabını, mezhep taassubunu veya ekonomik çıkarını her şeyin önünde tuttu.

Herkes kendi imkânı, konumu ve sorumluluğu ölçüsünde bu soruyla yüzleşmelidir.

Allah her şeyi bilir. İnancımıza göre insanın söyledikleri kadar sustukları, yaptıkları kadar yapabilecek durumdayken yapmadıkları da önemlidir.

Gazze'deki mazlumlara sahip çıkmak, bir ülkenin veya siyasi hareketin bütün politikalarını onaylamak değildir. Bu, öncelikle insan hayatını, adaleti ve hukuku savunmaktır.

Unutmayalım: Zulme karşı çıkmak için kusursuz bir siyasi aktör bulmak zorunda değiliz. Mazlumun hakkını savunmak için onunla aynı mezhepten, aynı milletten veya aynı siyasi görüşten olmak zorunda da değiliz.

Tarih yalnızca kimlerin savaştığını değil, kimlerin öldürülen çocukları savunduğunu; kimlerin adaleti istediğini, kimlerin çıkarları uğruna sustuğunu da hatırlayacaktır.

Ve günün sonunda herkes kendisine şu soruyu sormalıdır:

Gazze yanarken ben insanlığın, adaletin ve hakkın yanında durmak için ne yaptım?