Genetiğimiz Değişti (1)

Prof.Dr. Atabay Düzenli

Biberin patlıcanın genini değiştirdiler ne tadımız ne tuzumuz kaldı deniliyor ama hiç kimse 'Neden böyle oldu? Oldu da ne oldu? Bize olumlu veya olumsuzlukları ne oldu diye düşünüldü mü? Terk  edilenlerle  bizler  neler kaybettik veya kazandık araştırıldı mı? Ulaşım kolaylaştı da ne oldu? Bu kez insanoğlu özel yürüyüş turları yapmaya başladı. Her ikisinin yaşama olumlu ve olumsuz katkıları bellimi? Bunları bize anlattılar mı? Yahut biz bunları oturup sorduk ve araştırdık mı? Tercih hakkımız var mı? Doğal buz gibi su ile buzdolabı suyunun farklarını kaçımız biliyor? Sağlığımız için hangisi faydalı?Hesap edildi mi? Haberimiz var mı ?

 

DEĞİŞİM... ANA NASIL?

Son 20 yıldır hiç alışa gelmeyen olaylarla karşılaşmaya başladık. Tusunamiler, Kasırgalar, Fırtınalar, Seller, Heyelanlar, Çığlar, Kuraklık, Kışların bahara baharın kışa dönüşümü, yitirilen doğamız, doğal kaynaklarımız, biyoçeşitliliğimiz. Buna bağlı olarak insanoğlu da bildiğimiz gibi değil. Eskiden yağmur yağdığında dışarı çıkılır ıslanılır ve ıslak toprağın kokusunun hissedilmesi arzu edilirdi. Şimdilerde yağmur yağdığında tam tersine herkes evine kaçmaya çalışıyor. Ne olur ne olmaz diye. Tabii yağarsa......

 

DEĞİŞENLER VE KAYBETTİKLERİMİZ...

Nüfus gittikçe artıyor bununla beraber insanoğlunun gereksinimleri de artıyor. Gereksinimleri karşılamak için teknolojiler üretildi. Üretilmeye de devam ediyor. Birkaçını hatırlarsak: her türlü ulaşım ve iletişim aracı, giyecek, içecek ve içecek sanayi ve daha niceleri…

Bunların nedenini insanoğlunun mutluluğu ve refahı diye açıkladılar. Bu açıklama ve savunmalar hâlâ sürüyor. Teknolojiler elde edilirken doğayı kullanış ve etkileme şekli, doğadaki denge ile ilişkileri düşünüldü mü? İnsanoğlu nereden nereye geldi? O günkü yaşam şeklimiz terk edildi; bizlere modern adı altında bir hayat şekli sunulmaya başlandı. Kültürümüzü, sosyal yapımızı etik değerlerimizi gelenek ve göreneklerimizi modern hayat diye diye yitirttiler. Komşumuzu üç gün görmezsek dördüncü günü kapısını çalar ‘’Hayırdır birkaç gündür görmüyoruz ?’’ der hal hatır sorardık. Şimdi ise yılardır beraber aynı apartmanda oturduğumuz komşularımızı tanımıyoruz. Kapılarımızın üstünde kilitler hep dururdu hiç de kilitlenmezdi. Acıktığımız ve susadığımızda komşu ninenin kapısını çalar peynir ekmek ve su isterdik. Hiç kapıyı açmamazlık etmez kızmazdı. Oynarken para gibi kıymetli şeylerimizi bir kenara açıkta bırakırdık. Hiç kaybolmaz görseler bile birisinindir gelir alır derler ve dokunmazlardı. İş saatinde namaza giden dükkan sahibi dükkanını korumak için değil dükkanda olmadığını belirtmek için dükkanının kapısını çekip hiç kilitlemezdi yalnız dükkan kapısının önüne oturağını koyardı. Büyüklerimiz bir yere bizsiz gideceklerinde bizi komşulara emanet ederdi. Bizde bayram ederdik.Çünkü aşırı ilgi alaka ve ikram görürdük. Mahallenin kızları o mahallenin tüm erkeklerinin bacısı sayılırdı.Onları her yönüyle kollarlardı.Mahallelerindeki kızlarla arkadaşlık eden başka mahalledeki erkeklerde kız arkadaşını sokağın başına kadar getirir uğurlardı.Bunu o mahalledeki erkek arkadaşlarına duyduğu saygıdan yapardı.Hem evimizi ısıtan hem de çayımızı böreğimizi yemeğimizi aynı anda pişirme özelliğine sahip olan bazen de külünde ayva patates üstünde kestane pişiren kuzinemize ne oldu ? Kalorifer ve klimaların bu kadar çok kullanımının ekonomikliği var mı?

Cicili bicili giyinilmiyordu, yöresel ve doğal yiyecek içecek tüketiliyordu. İçeceğini, reçelini, tarhanasını, turşusunu, salçasını, kışlık domates, biber, patlıcanını kendi yapıyordu. Yerli malı haftasını kutluyordu. Yapamadıklarının tadını ve kokusunu, önündeki yıla ve mevsimine kadar duyumsuyor, hasretlik çekiyordu. Onu hayata bağlayan unsurlardan biri de bu olamaz mı? Mutluydu ve sıhhatliydi.  Ayranın, koruk suyunun şalgamın ne zararı vardı ki içittirmemeye bunun içinde bize kolayı fantayı ıce tea yi sevdirmeye çalışıyorlar. Hatta oyuncağını kendi yapıyor, gelenek ve göreneklerini öğrenip onlarla yaşıyordu. Yaşam biraz da bu değil mi? Limon veya gül kokulu domates yetiştirmek ve bizlere yedirmek mi teknoloji ve modern yaşam. Başımıza bunlarda mı gelecekti! Gelenler yetmiyor mu? Yediklerimiz içtiklerimiz havamız mı bizi bu hale getirdi? Eskiden böylemi idik? Olanaklarımız azdı ama derdimiz hastalıklarımızda azdı.

 

KAYBETTİĞİMİZ DUYGULAR

Şimdi teknoloji adı altında sunulan bilgisayarlarla bize bunları yaptırmaya çalışıyorlar. Bizi sanal ortam diye bir cendereye soktular. Özümüzü sözümüzü yitirdik. “Hasret nedir? Kavuşma nedir?” bilmez olduk. Bayramlar çok önceden karşılanırdı, hazırlıklar yapılırdı. Buram buram deri kokan iskarpinler ve Sümerbank’ın ürettikleri giyilirdi.

Bayram hediyemiz para, mendil, akide şekeri, leblebi ve güllü lokum değil miydi? Yufkalar merasimle açılır, cevizli baklavalar, hakiki tereyağı ve pancar şekeriyle yapılırdı? Yılbaşları

da öyle değil miydi? Aileler bir araya gelir. Hediyeler alınır verilir, yenilir içilir, tombalalar oynanırdı. Alınır yenir oynanırdı da bunların anlamı yok muydu? Çinkolar, tombalalar için beklediğimiz bir numara ile yeni yılda özlemlerimizden birisinin gerçekleşme beklentisi ile arasındaki fark neydi? Söz büyüğün su küçüğün değil miydi şimdi ise sözün kimde değil ne olduğu suyu kimin içtiği değil suyun içilebilir olup olmadığı belli değil.

 

İLKELLİK Mİ? DOĞALLIK MI?

Büyüklerin yanında sigara alkol içilmez çünkü herkesin bir duruş şekli ve bu duruşun bir anlamı vardı. Ama artık kimin büyük kimin küçük olduğu değil para yetki ve olanağın kimde olduğu önemli. Bugüne bakalım: Ev ziyaretleriyle bayramlaşma, yerini telefonlara ve e-maillere bıraktı. Herkes bayramları fırsat bilip tatil yapıyor. Peki küsleri dargınları hasretleri kim kavuşturacak. Kısacası olanaklar ve seçenekler çok değildi, ama doğaldı, içtendi. Bazıları bu yaşam tarzına “doğal yaşam” bazıları ise “ilkel yaşam” diyor. İlkel yaşam tarzını ortadan kaldırmak, mutluluk ve refahı sağlamak amacıyla sunulan teknolojinin getirdiklerine bakalım: Renk renk giysiler, ama onları boyayan kimyasal maddelerin insan sağlığı ile ilişkileri ne oluyor? Acısıyla tatlısıyla raflarda çeşit çeşit yiyecek ve içecek var, ama onların ömrünü ve albenisini artırmak için kullanılan kimyasallara ne demeli? İçlerinde ne var? Her yerde, her mevsimde taze sebze ve meyve bulmak mümkün ama bu sebzelerin genlerinin kendine ait olup olmadığı, insan sağlığı ile ilişkileri konusuna ne demeli? Ankara ,Çorum Sungurlu kavunumuz, Diyarbakır karpuzumuz nerede? İki günde tuz buz olan eriyip giden bunun yerine kabak gibi tat veren karpuza mı teknolojik ürün deniyor. Bizi rahata götürecek teknoloji bumu? Nüfus artışının hızla sürmesi, artan bu nüfusun özellikle büyük yerleşim yerlerinde kendilerine yeni olanak aramaları ne olacak? Sonuçta ister istemez ekonomik büyüme zorlanmaları. İşte tüm bu gereksinmeler dünyayı içinden çıkılmaz bir hale getirmeye başladı.

 

Devam edeceğiz

 

Prof. Dr. Atabay Düzenli

Doğa ve Yaşam Bilimci

atabayduzenli@gmail.com