Gömlek cebine sığdırılan sevginin adı; Çocuk

Remzi Yıldırım

Gömlek cebine sığdırılan sevginin adı; Çocuk


Sol gömlek cebinde saklı bir dünya vardı.

Kalbin üstüne denk gelen o küçük kumaş parçası, aslında bir sığınaktı.

Oraya konulan her çocuk gülüşü, bir dua gibi atardı insanın içinde.
Bir baba yürüyordu sabahın serinliğinde…

Çocuğunun elini bırakırken okul kapısında,
parmaklarından kayıp giden sadece küçük bir el değildi;
bir ömürlük emanetin titrek gölgesiydi.

Anne, evin penceresinden bakıyordu ardından…

Perdeyi aralamış, gözlerini yola sermişti.
Çünkü bilirdi;
dünya bazen bir sokak kadar dar,
bazen bir savaş kadar acımasızdır.

Ve çocuk…
Gülüyordu.
Hiçbir şeyden habersiz,
güneşi cebine koymuş gibi yürüyordu.

Oysa dünyanın başka köşelerinde
aynı gülüş, bir bomba sesiyle yarım kalıyordu.

Bir oyuncağın yanına düşüyordu karanlık,
bir annenin yüreğine ateş oluyordu.

İşte bu yüzden.
Anne olmak sadece doğurmak değildi,
baba olmak sadece korumak hiç değildi.

Asıl mesele;
görünmeyeni görmekti.
Bir çocuğun sessizliğinde saklı fırtınayı duymak,
gülüşünün ardındaki ihtimali sezmekti.

Mahalledeki bakkalın selamında,
yoldan geçen bir yabancının bakışında,
okul kapısının önündeki bekleyişte
hep bir dikkat, hep bir bilinç gerekiyordu.

Çünkü kötülük artık gizlenmiyordu…
Bir köşe başında duman olup yükseliyor,
küçük ellerde zararsız sanılan alışkanlıklara dönüşüyordu.

Ama umut da vardı.
Bir annenin sezgisi kadar güçlü,
bir babanın duası kadar derindi.

Ve insan, ne yaparız diye değil,

“Ne yapabiliriz?”

diye sorduğunda
işte o zaman değişirdi kaderin yönü.

Sol gömlek cebine bir gülüş daha koydu o baba;

“Eksilmesin,” dedi 

içinden,

“hiçbir çocuk, hiçbir gülüş…”

Çünkü her çocuk,
bir ülkenin yarını değil sadece—
bir kalbin en temiz yeriydi.

Ve o kalp;
ancak sevgiyle, dikkatle, emekle korunurdu.