Güçlüler neden Epstein Adası’nda yaşananlara benzer kirli ve şeytani işlere yönelir?

Vedat Kahyalar

Çünkü bu insanlar için haz alanı sınırsızdır. Büyük servetlere sahiptirler ve bu parayla, insanın hayatı boyunca ancak bir kısmına temas edebileceği her şeyi çok erken yaşta tüketmişlerdir. Nadir yiyeceklerden elmaslarla süslü kıyafetlere, pahalı arabalardan özel jetlere, dev yatlara kadar… Gücü, iktidarı, bedensel ve cinsel hazları defalarca deneyimlemişlerdir.

İnsan her şeye erken ulaştığında, hayat bir noktadan sonra iki yoldan birine girer:
Ya boşluk duygusuna yenilir ve kendini tüketir; ya da beyninde dopamini yeniden harekete geçirecek “daha önce hiç tatmadığı” şeylerin peşine düşer.

Birçok zenginin hayatı ilk yolla sona ermiştir. Kimi intiharla, kimi alkol ve uyuşturucu bağımlılığıyla, kimi de görünürde parlak ama içten içe çökmüş bir iflasla…

Geride kalanlar ise ikinci yolu seçer. Alışıldık hazlar artık yetmez. Sıradan ilişkiler, sıradan eğlenceler, sıradan güç gösterileri tat vermez. İşte tam bu noktada, ahlak devre dışı kalır, insanlık askıya alınır. Çünkü sınırsız para ve nüfuz, hukuku da vicdanı da aşabileceklerini onlara fısıldar.

Bu kirli düzenin merkezinde ise çoğu zaman güçsüzler vardır.

Kadınlar…
Çocuklar…
Yoksullar…
Göçmenler… 
LGBTİ+ bireyler.

Burada altını özellikle çizmek gerekir: Mesele cinsel yönelim ya da kimlik meselesi değildir. Mesele, eşitsizliktir. Toplumda zaten dışlanmış, korunmasız bırakılmış, görünmez kılınmış gruplar; bu çürümüş haz arayışının en kolay hedefi hâline gelir. Güçlü olan, zayıf olanı bir “deney alanı”na çevirir. Kadın bedeni metalaştırılır, çocuk masumiyeti kirletilir, LGBTİ+ bireyler ise çoğu zaman hem kullanılır hem de bir süre sonra bu şımarık tatminsiz insanlar da;  gay, lezbiyen, travesti vs deneyimi yaşamak ta isteyebilirler.

Aşırı güç, egemen iktidar anlayışı, bedeni ve insan onurunu tüketilecek bir nesne gibi görür. Haz, rızadan---
Güç, adaletten--
Özgürlük ise sorumluluktan koparılır. 

Ortaya çıkan şey artık sapkınlıktan da öte, örgütlü bir ahlaki çöküştür.

Romalıların dediği gibi:
“İnsan doyduğunda, ekmeğin tadını alamaz.”

Ama burada sorun yalnızca doymuş olmak değildir. Sorun, doygunluğun merhameti öldürmesidir. Çünkü bu insanlar için bir damla daha fazla dopamin uğruna başkalarının hayatını karartmak, onurunu çiğnemek, hatta yok etmek bir engel teşkil etmez.

Ve ne yazık ki bu çürüme yalnızca adalarda kalmaz. Medyaya, siyasete, kültüre, hatta gündelik hayata sızar. Normalleştirilir, örtülür, “özgürlük” ya da “özel hayat” kılıfıyla meşrulaştırılmaya çalışılır.

Oysa mesele özgürlük değil;
mesele güçle beslenen bir ahlaksızlığın, insanı insanlıktan çıkarmasıdır.

Ve bu düzen değişmedikçe, ekmeğin tadını kaybedenler açıkça şu mesajı veriyorlar :

"Soykırım, Pedofili veya Yamyamlık bile yapsak hiçbir mahkeme bizi yargılayamaz. Kimse bizi engelleyemez"

Bu mesajı veren Siyonist-Satanist ekabir, Âdeta "Tanrınız biziz. Bize boyun eğeceksiniz" diyor.

Dünya,  bunlara itaat eden ve onların kirleriyle kirlenenler ile bunlara direnenlerin mücadele alanı haline geldi. Ne mutlu tarihin doğru tarafında yer alanlara.