Tarihçi ve toplum bilimci İbn-i Haldun şöyle der:
“Halk, yöneticisinin dini üzeredir.”
Bu söz yalnızca dini bir anlam taşımaz; aynı zamanda toplum psikolojisini, devlet-toplum ilişkisini ve insan davranışlarını anlatan güçlü bir sosyolojik tespittir. Çünkü toplumlar, en çok kendilerini yönetenlerin karakterinden etkilenir. Güçlü olanın yaptığı; zamanla meşru görülür, sonra yayılır ve en sonunda “normal” kabul edilir.
Yöneticiler sadece yasa çıkarmaz.
Sadece bütçe yönetmez.
Sadece emir vermez.
Aynı zamanda bir toplumun ahlak iklimini, davranış standartlarını ve vicdan ölçülerini de belirlerler.
Bir ülkede adalet güçlü ise insanlar hakkaniyetli olmaya yönelir.
Liyakat değer görüyorsa insanlar çalışmanın ve emeğin karşılık bulacağına inanır.
Şeffaflık varsa güven artar.
Merhamet varsa toplum yumuşar.
Ama tam tersine;
Şiddetin, öfkenin,kutuplaştırmanın,
ötekileştirmenin, kayırmacılığın,
liyakatsizliğin, yolsuzluğun, hukiksuzluğun
normalleştiği bir yönetim anlayışında toplum da zamanla değişmeye/çürümeye başlar.
İnsanlar dürüst olmaktan çok, güçlü görünmeye çalışır.
Haklı olmaktan çok güçlüye yakın durmayı önemser.
Karakterin yerini çıkar,
emeğin yerini torpil,
adaletin yerini korku alır.
Bunun sonucunda toplumda üç büyük ahlaki deformasyon ortaya çıkar:
-Korku…
-Dalkavukluk…
-Sinizm…
Sinizm; insanların artık hiçbir iyiliğe, hiçbir samimiyete ve hiçbir ideale inanmaması halidir.
Herkesin gizli bir çıkar peşinde olduğuna inanılır.
Doğru söyleyenin bile menfaat için konuştuğu düşünülür.
İnsanlar iyiliğe değil, hileye güvenmeye başlar.
Bir de yahudileşme temayulleri vardır ki Allah saklasın.
Yahudileşmek, genellikle dini veya etnik bir Yahudi olmaktan ziyade, İslami literatürde ve bazı sosyolojik yorumlarda, Yahudilerin inanç ve davranış modellerini (dünyevileşme, çıkarcılık, hakkı gizleme, "kavmiyetçilik" gibi) benimsemek, bu zihniyete yaklaşmak veya o ahlakla ahlaklanmak anlamına gelen kavramsal bir ifadedir.
Bunlar, toplumların manevi çürüme evreleridir.
İslam düşüncesinde bunun karşılığı; inandığı gibi yaşamayan, göründüğü gibi olmayan “münafık karakterin” yaygınlaşmasıdır.
Çünkü güvenin öldüğü yerde samimiyet de ölür.
Toplumların çöküşü çoğu zaman ekonomik krizlerle değil;
ahlaki çözülmeyle başlar.
Bu yüzden yöneticilik sadece makam işi değildir.
Bir milletin ruhuna yön verme sorumluluğudur.
Adaletli yönetici adaleti büyütür.
Erdemli yönetici ahlakı güçlendirir.
Eğitimli, vizyon sahibi yönetici ülkesini ve halkini geliştirir.
Kavgacı yönetici öfkeyi çoğaltır.
Yolsuz yönetici çürümeyi yayar.
Yöneticilerin bilmesi gereken en önemli ilke tevazu ve adalettir.
Büyüklüğün alameti tevazu,
küçüklüğün alameti kibir ve gururdur.
Hz. Ali
Çünkü halk, eninde sonunda yöneticisini örnek alır.