Hava ve cemre: Adana’da baharın nişanı

Remzi Yıldırım

Şubat’ın sonuna doğru,
güneş biraz daha cömert doğar Çukurova’ya…

İşte o vakit deriz ki:
Cemre düşmüştür.
Önce havaya…
Sonra suya…
En son toprağa…
Ve her düşüşünde
Adana’nın kalbi bir başka atar.
Cemre, baharın aşk veren habercisidir.

Hava ile cemre birleşince,
Adana Güneş’ten sıcak günlere ramak kaldığını fısıldar insanlarına.
Sokak aralarında bir kıpırtı,
insan yüzlerinde belli belirsiz bir tebessüm başlar.

Toprak ana uyanır…
Çukurova gerinir,
bereketli bağrını açar göğe.
Çiftçi sabahın seherinde traktörüne dokunur;
demir bile ısınmıştır artık umutla.

Toroslardan esen rüzgâr,
çiçeklerin polenlerini kanatlandırır.
Bir serinlik gelir yükseklerden,
ama içinde güneşin sözü vardır.

Portakal çiçekleri tomurcuklanır.
Mandalina, limon, turunç…
Hepsi papatya kadar saf bir hâle bürünür.

Şehir birden narenciye kokar.
Bir koku ki;
insanı çocukluğuna götürür,
annesinin avlusuna,
beyaz badanalı evlerin gölgesine.

Cemre sadece toprağa düşmez;
yüreklere de düşer.
Gonca gül açar insanın içinde.
Bir sevda,
bir başlangıç,
bir “yeniden” duygusu filizlenir.

Toros Dağları’ndan inen rüzgâr
ovaya hayat taşır.
Çukurova
bir cennet kokusuna bürünür.

Adana’da Şubat’ta baharı yaşamak
herkese nasip olmaz dostlar…

Burası güneşi erken seven şehir.
Burada cemre düştü mü,
insan da silkelenir.
Doğa ile kent iç içedir burada.
Toprak, insana küsmemiştir.
Güneş, yüzünü saklamaz.
Hava, cemreyle birleşti mi
şehir bir başka güzelleşir.

Adana,
sadece sıcak bir memleket değildir;
baharı yüreğinde taşıyan bir şehirdir.
Ve her yıl,
cemre düştüğünde
bir kez daha anlarız:

Bahar sadece mevsim değil,
Adana’nın kalp atışıdır.

İnsanlar ısınır, her yüreğe Doğa ve Adana ateşi kavuşur.