Bireylerin, toplumların, devletlerin tarihinde utanç sayfaları vardır. Bu utançlar, devlet eliyle olduğu gibi, bazen de toplulukların kendi elleriyle, isteyerek ürettiği utançlardır.
Seyirci kalarak, destekleyerek, içinde olarak utanca katkı koyabilirler...
Yakın tarihimizi esas alırsak yüzleşmemiz gereken; kültürel, toplumsal, siyasal utançlarımız mevcuttur.
6-7 Eylül olayları, Sivas Madımak Katliamı, 12 Eylül öncesi meydana gelen iç savaş, devlet ve toplum olarak imza attığımız insan hakları ihlalleri…
Bu durumlar, olaylar bittikten sonra yüzümüzü kızartan, herkesin bildiği nahoş hadiseler.
Bir de normal hayatın akışı içerisinde fark edilmeyen, sıradanlaşan hatta alkışlanarak destek verilen rezaletler var ki onları ıskalıyoruz.
Son günlerde, sosyal medya vesilesiyle, yakın tarih sayılabilecek bir zaman diliminde, benim yaşadığım döneme denk gelen yeni bir utançla karşı karşıyayım.
Bu durum ve dönemin özeleştirisini bireysel ve toplumsal olarak vermeliyiz.
İbo Show programından bahsediyorum.
İbrahim Tatlıses’in hazırlayıp sunduğu ve o dönemde Türkiye’nin en çok seyredilen programı.
Yurdun dört bir tarafından bir sürü insanın seyirci olarak katıldığı ve desteklediği program.
Milletçe, istisnasız hepimizin utanç duyması gerektiğini, geriye bakıp seyrettiğimiz bölümlerde rahatlıkla görüyoruz. Aman Allahım orada neler olmuş. Bir toplum bunca rezalete nasıl göz yummuş?
Programa konuk olarak katılan kadınların alenen taciz edildiği, konuklara hakaretlerin havada uçuştuğu, İbrahim Tatlıses’in edindiği nüfuz sebebiyle genç sanatçılara şantaj yapıldığı bir aleniyetten bahsediyorum.
Konukları azarlamalar, kadınların bacağına elini koymalar, tehditler, orantısız güç kullanımı…
Devlet neredeymiş, RTÜK neredeymiş, hukuk neredeymiş ama esas mesele koskocaman bir toplum bu kadar çirkinliği seyretmekle kalmamış, alkışlamış. Toplum sağ duyusu neredeymiş?
Tanrı vergisi sesinin dışında, üzerine hiçbir şey koymadığı vandal kişiliği ile İbrahim Tatlıses, tüm bir toplumu, tüm bir kültürü nasıl da aşağılamış.
İşin ilginç yanı, o dönemler, sanatçıların rol model olarak topluma sunulduğu, zariflikleri ve kibarlıklıklarıyla ön planda oldukları, kabalığın kutsanmadığı bir dönem.
Arabesk söyleyen Müslüm Gürses, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur örneklerini hatırlayalım. Toplumda beyefendilikleriyle takdir edilen sanatçılar olarak zihinlere kazındılar.
O dönemin sanatçılarının tamamı için aynı ifadeyi kullanabiliriz. Toplumun sanatçılara biçtiği rol ve sanatın gücü böyle bir görüntünün oluşmasını sağladı.
İbrahim Tatlıses ise sanatın dönüştürücü gücünü bünyesine hiçbir zaman katmadan, sanattan aldığı gücü kabalığa ve vandallığa çevirmeyi bir metod olarak belirlemiş bir kişilik.
Bunca yıl Türkiye’nin tüm önemli sanatçıları ile aynı havayı soluyup, sanatın zarafetinden nasiplenmemek gerçekten büyük maharet.
Hatta sanattaki gücünü artırdığı oranda kabalığını artırmayı becermiş bir kişilik.
Tüm bu çerçevede İbo Show programını ve İbrahim Tatlıses’i tarihimiz içerisinde utanç sayfalarından biri olarak ıskalamadan tartışmalı ve yüzleşmeliyiz.
Bu konuda komisyonlar kurulmalı, bilim insanları bir araya gelmeli, sanat dünyası toplanmalı, o dönem aleni taciz edilen, tehdit edilen insanların itirafları alınmalı. Gün yüzüne çıkmayan başka itiraflar da muhakkak gelecektir, bunlar kesinlikle kayıtlara geçmeli.
Milyonlarca insanın seyrettiği program esnasında bunlar olmuş olmuşsa, perde arkasında neler olmuştur?
Asena’nın ve Derya Tuna’nın vurulmasından, canlı yayında Yıldız Tilbe’nin tehdit edilmesinden daha rezil bir fotoğrafın ortaya çıkmasını ima ediyorum.
Okyanusun öbür tarafındaki Epstein rezaletlerini haklı olarak buradan paralamak kolay. Temel mesele, kendi rezilliklerimizle yüzleşmek. İyi bir toplum olabilmek yolunda ilerlemek istiyorsak ilk önce kendi tarihimiz ve gerçekliğimizden başlamak gerekiyor.