İlerici Solun Paradoksu: Şili Deneyimi

Hacı Hüseyin Kılınç

Dünkü yazımıza konu ettiğimiz Şili sadece geçmişiyle değil bugünüyle de ' başka bir dünya mümkün ‘ diyen çevrelerin ilgi odağında bulunuyor. Belki de dünyanın en ilerici, demokratik ve özgürlükçü anayasasını yazan Şililer bu anayasanın % 62 gibi yüksek bir oranla reddedilmesinin hayal kırıklığını yaşıyor. 2019 yılında ulaşım ücretlerine yapılan zamları protesto ile başlayan toplumsal muhalefet bir iki yıl içerisinde Şili'yi ilerici insanlık açısından umut haline getirmişti. 2020 yılında yapılan halk oylamasında % 80’lik bir iç destekle yeni bir anayasa yapımına onay verilmişti. Mevcut anayasa 1980 yılında Pinochet diktatörlüğü döneminde kabul edilmişti. Anayasa tüm yetkileri diktatöre devretmişti. Gerçi bu anayasa değişen siyasal süreçlerin etkisiyle adeta yamalı bir bohçaya dönmüştü. Pinochet görev süresini uzatmak için 1988 yılında bir anayasa değişikliği önermiş, bu teklif halk tarafından kabul edilmeyince 1990 yılında görev süresi dolduğu için iktidarı bırakmıştı. 2019 yılında ortaya çıkan toplumsal muhalefet artık yeni bir anayasa ile Pinochet dönemini tarihe havale etmek istiyordu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Nedenlerine geleceğiz. 

Yeni anayasanın bir kurucu meclis tarafından yapılmasına karar verildi. Kurucu meclis temsilcilerinin seçimine katılım oranı oldukça düşük kalmıştı %43. Kurucu meclisin kompozisyonu siyasi partiler ağırlıklı değildi. Toplumsal hareket içinden çıkan ve bağımsız olarak seçilen isimler önemli bir oran tutuyordu. Yerli halklara 17 temsilcilik verilmişti. Sağ koalisyon ise 37 temsilcilik kazanmıştı. Gabriel Boriç'in başkan seçildiği seçimlere katılım oranı ilk turda % 47'de kalmıştı. Rakibi Kast ilk turda ipi önde göğüslemişti. Aynı gün yapılan parlamento seçimlerinde sağ partiler meclisin yarıya yakınını % 48'lik bir orana ulaşmışlardı. Merkez eğilimli parti ise % 23'ü bulmuştu. Şili'nin siyasi katlarında ilginç bir iktidar konfigürasyonu ortaya çıkmıştı. Başkanlık öğrenci hareketinin içinden gelen ve otonomist bir siyasi görüşe sahip bulunan Boriç tarafından kazanılmış, kurucu meclis seçimlerinde çoğunluğu bağımsız olan sol güçler ekseriyete ulaşmış, ancak parlamentonun 3/2'si sağ ve merkez güçlerin eline geçmişti. 

Anayasa yapım süreci çok demokratikti. Hem halkın hem de temsilcilerin maddeler konusunda öneri getirme hakları güvenceye alınmıştı. Halk dilekçeler ile teklifte bulunabiliyor, yerli halklardan gelen talepler değerlendiriliyor ve kurucu meclis üyeleri öneri getiriyordu. Yedi tematik komisyonda birleştirilen öneriler kabul edildikten sonra genel kurula indiriliyor ve burada  3/2 çoğunlukla kabul ediliyordu. Genel kurulda kabul edilen maddeler dil bilgisel uyum ve tutarlılık sağlayabilmek için uyum komisyonuna gönderiliyor yeniden görüşülüp oylanarak süreç tamamlanıyordu. Ancak bu aşamada da 16 kurucu meclis üyesinin son bir tadilatta bulunabilme hakkı vardı. Son aşama ise metnin halk oyuna sunulmasıydı. 

Hazırlanan anayasa 500'e yakın maddeden oluşmuştu. Bunların yaklaşık 50'den fazlası geçici maddelerdi. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili kısım yüz küsur maddeden ibaretti. Kurucu meclis de çoğunluğu elinde bulunduran ilerici sol haklar yelpazesini o kadar geniş tutmuş ve her şeyi anayasaya taşımak istemişti ki kaleme alınan anayasa dünyanın en geniş, en tafsilatlı anayasasına dönüşmüştü. Her türlü hakkı güvenceye almak kaygısı ağır basmıştı. Yerlilerin hakkı, su hakkı, ekoloji hakkı, kürtaj hakkı, sosyal yardım hakkı dahil onlarca başlık yeni anayasaya yazılmıştı. Anayasa yazım tekniklerinin sınırları alabildiğine zorlanmıştı. Anayasadan geleneksel, muhafazakar çevrelerin hassasiyetlerini yansıtacak tüm unsurlar ayıklanmıştı. Bayrak, marş, ulus gibi gibi simgesel yanı güçlü unsurlara yer dahi verilmemişti. Başlangıç maddeleri şöyleydi; ' 1- Şili hukukun egemen olduğu çok uluslu, kültürler arası, bölgesel, ekolojik, sosyal ve demokratik bir devlettir. 2- Dayanışmacı bir cumhuriyet olarak kurulmuştur. Demokrasisi içerici ve eşitlikçidir (...) 5- Şili devletin birliği içinde farklı halkların ve milletlerin bir arada yaşamalarını tanır. ' Bu haliyle yeni anayasa kapitalist ilişkiler çerçevesinde Şili'yi ' özgürlükçü ve demokratik bir cumhuriyet ' haline getirmek istiyordu. Lenin'in kapitalizm için en ideal olduğunu söylediği siyasi formdu bu. Gelişmiş bir kapitalizmi en sorunsuz biçimde yeniden üretecek siyasi rejim bir demokratik cumhuriyetti. Yurttaş olmanın önündeki tüm engellerin kaldırıldığı ve insanlar arasındaki eşitsizliklerin sadece üretim ilişkilerinden kaynaklandığı ideal form. Gelişmiş bir kapitalizmin böyle bir siyasi kabukla sorunu olamazdı. Ama gelişmiş olması kaydıyla. Şili ise böyle bir ülke değildi ve olması da imkansızdı. 

Böylesi bir anayasanın haklar ve özgürlükler alanının sınırlarını genişleteceğini ve siyasi kabuğun bir süre sonra içinde devindiği üretim ilişkileri ile bağdaşamayacağını sınıf bilinçleri ile fark eden mülk sahibi sınıflar böylesi bir anayasayı engellemek için ellerinden gelen her türlü imkanı kullandı. Milliyetçi ön yargıları kışkırttılar,  Katolik inancının güçlü olduğu bu ülkede kürtaj hakkının anayasal bir hak olarak tanınması kiliseyi teyakkuza geçirdi. Yerli halklara ait toprakların yeniden onlara devredilmesinin vaat edilmesi bu toprakları haksızca işgal etmiş çevreleri ayağa kaldırdı. Su hakkının, ekolojinin anayasaya yazılması dünyanın bakır yataklarının çoğunluğuna sahip ülkenin maden sahiplerini endişeye gark etti. Çünkü kimse keyfince maden arayamayacak ve ekolojik dengeler hesaba katılacaktı. 

Anayasanın karşısında dikilen ve hakim sınıflardan oluşan tarihsel blok elindeki tüm olanaklarla anayasayı ret  ettirmek için çalıştı. Medya onların kontrolü altındaydı. Kiliseyi harekete geçirmişlerdi. Şili halkının geleneksel değerlerine savaş açıldığı yaygarasını kopartarak amaçlarına ulaştılar. Anayasa % 62 gibi yüksek bir oranla reddedildi. Hakim sınıflar şimdi siyasi krizi tırmandırarak ülkeyi erken bir seçime götürmek istiyorlar. 

Şili deneyimi ilerici sol için çıkartılması gereken derslerle dolu. Bunların birkaçına değinelim. 
1-En ilerici anayasayı dahi kaleme almış olsanız üretim ilişkilerine müdahale etmeksizin siyasi rejimi değiştirmenin sınırları vardır. Hakim sınıflar siyasi biçimin gelişmişliğinin mülkiyetlerine helal getirmeye başlayacağı konusunda çok uyanıktırlar. 
2-Toplumsal hareketin zirvesinde kazanılan momentumu kalıcılaştırmak için özel siyasi müdahalelere ihtiyaç vardır. Siyasi ve örgütsel müdahaleler olmaksızın salt hareket mantığıyla var olanlar dahi korunamaz. Gezi hikayesi önümüzde duruyor. 
3-Yeni toplumsal hareketlerin seferberliği köklü bir siyasal dönüşüm için yeterli değildir.  Boriç dahil kurucu meclistekilerin çoğunluğu bu hareketlerden gelmişti. Radikal bir dönüşümün güvencesi üretim ilişkilerinde düğümlenmektedir. İşçi sınıfını kazanmadan, örgütlemeden, onun lokomotifini harekete geçirmeden esaslı bir değişim yaşanamaz. Bu zor bir iştir, ancak asıl yapılması gereken işte budur.
4-Gerçek bir emekçi halk seferberliğine ihtiyaç vardır. Orta sınıf mensuplarının hareketliliği kalıcı sonuçlar doğuramaz. Halkı örgütlemek için bölüşüm ilişkilerine müdahale etmek, halkın yönetme yeteneğini geliştirecek adımları atmak gereklidir. 
5- En son her şeyi yerinden sarsacak bir devrimden geçmeden toplumsal ilişkileri radikal biçimde dönüştürebilmek mümkün değildir. Seçim kazanmak başlangıçtır, arkasını  getirmek için radikal adımlar atılmalıdır.

Not: Yazıyı tamamladıktan sonra yeniden Kapital’e bakarken Engels’in İngilizce çeviriye yazdığı önsözde şu satırlara rastladık. “ (...) İngiltere’nin, en azından Avrupa’da, kaçınılmaz toplumsal devrimin tümüyle barışçıl ve yasal araçlarla gerçekleştirileceği tek ülke olduğu sonucunu çıkarmış bulunan bir adamın sesine kulak vermeli. Elbette, İngiltere’nin egemen sınıflarının, bir ‘ proslavery rebellion ‘ çıkartmadan bu barışçıl ve yasal devrime boyun eğmesini neredeyse hiç beklemediğini eklemeyi asla unutmadı “. Alıntı için de geçen İngilizce deyim ‘kölelik yanlısı isyan’ olarak çevrilmiş dipnotta. Amerikan İç Savaşı’nda köle sahiplerinin köleliğin kaldırılmasına isyanı anlamına geliyor deyim. Engels kendisinin ve Marx’ın o günkü aşamada kapitalizmin en gelişmiş ülkesi olan İngiltere’de bir barışçı geçişin imkanını görseler dahi bunun hakim sınıfların bir karşı isyanını tetiklemeden  başarılmasının mümkün olmadığına inandıklarını söylüyor. İlerici sol Marksizmi çoktan unuttuğu için bu söze kulak veren de yok artık. Ama yaşam bu sözü unutanlara her defasında tekrar hatırlatmaktan geri de durmuyor. Hakim sınıflar en barışçıl formlar altında olsa bile egemenliklerini kolayca bırakmazlar. Onları bundan yoksun bırakmanın devrimden başka bir formülü yok.