İlyada (3)

Hacı Hüseyin Kılınç

Has edebiyat siz onu bırakmak isteseniz de yakanızdan düşmez. Troya savaşlarını ölümsüzleştiren İlyada’da böyledir. Ozanın dili tılsımlıdır, anlatılanlar büyüleyicidir, çünkü tanrılarla beşerin yazgısı birbirine karışmıştır. Her tanrının bir ruhu, kudreti vardır. Tanrılar Olimpos’a çekilmiş olsa da insanların işlerine karışmak için yeryüzüne inerler. Tanrılar da tıpkı insanlar gibi kaprislidir, kıskançtır ve birbirleriyle çekişirler. Baş tanrı Zeus bir aile babası gibi zaman zaman otorite kurmakta zorlanır, sıkıntıya düşer. Onun da dikkat etmesi, göz önünde bulundurması gerekli aile içi dengeler vardır. Herkesi aynı anda memnun edebilmesi mümkün değildir. Bir yeri onarırken diğer tarafı küstürür. Tanrılar insanlardan daha kaprisli ve kıskançtır. 
 
Kolombiya Kültür Bakanlığı 1990 yılında ülkenin ücra yerlerine kitap göndermek üzere bir proje başlatır. Ulaşımın zor olduğu dağlık bölgelere kitapların eşeksırtında gönderilmesine karar verilir. Köyün ileri gelenlerine ve öğretmenlere teslim edilen kitapların büyük bölümü teknik kitaplardır; arıcılıkla, tarımla, biçki ve dikişle ilgilidir. Köylüler kitapları işleri bittikten sonra iade etmektedir. Görevlilerin dikkatini bir şey çeker, bir kitap hariç diğer kitaplar iade edilmiştir. Verilmeyen kitap İlyada’dır. İstenilmesine rağmen köylüler İlyada’yı teslim etmez. Bu anekdotu Manguel aktarır.  Benzer bir hikâyeyi Michel Lövy ‘ Che’nin Düşüncesi ‘ isimli kitabında Don Quıjote ile ilgili aktarır. Sierra Maestra’dan karaya çıkan gerillalar yoksul köylülere propaganda yaparken Don Quıjote’den bölümler okurlar, bunlar siyasi çalışmanın bir parçasıdır. Gerillanın halkla kaynaşmasını sağlar.  

İlyada’da bizi kendine çeken şey gerçekliğin büyülenmiş bir halde sunulmasıdır. Çünkü Weber’in söylediği gibi modernlik dünyayı büyüden arındırmıştı. Rasyonalite her şeyi hesaba, ölçeğe indirgemiş, tasnif etmişti. Bürokratik akılcılık hayatı demirden bir kafesin içine kapatarak boğmuştu. Modernlik yine de bu sıkıntılı halin ayrımındaydı.  Romantiklerin tepkilerinin altında dünyayı yeniden büyülemek isteği vardı. Benjamin’e göre 20.yüzyılın asıl devrimini sürrealistler gerçekleştirmişti. Sürrealistler Ekim Devrimi’nin büyük kahramanı Leon Trostky’de etkilemişti. Sürrealist Manifestonun altına imza atmıştı. Andre Breton ile bir dönem çok yakın çalışmışlardı. 

İlyada’nın başkahramanı Akhilleus olsa da trajik figürler Agamemnon ile Hektor’dur. Her ikisi de kardeşleri nedeniyle savaşa girmek zorunda kalmıştır. Agamemnon Manileos, Hektor’da Paris yüzünden düşman olurlar. Paris Helene’yi kaçırarak Troya’ya getirmişti. Akhilleus’un nasıl öldüğünü bilmiyoruz. Hektor’un cesedi Priamos’a teslim edildikten sonra da Troya kuşatması devam etmişti. Odeysseia’daki anlatımlardan Akhilleus’un Troya kuşatma sürerken öldüğünü öğreniriz. Akhilleus bir kahraman gibi ölür. Akha krallıklarının tamamında Akhilleus’tan kahraman olarak bahsedilir. Ölüler ülkesinde Odysseus ile karşılaşan Akhilleus durumundan şikâyet ederek şöyle der; ‘’ Ballandırma bana ölümü şanlı Odysseus, - bütün geçmiş göçmüş ölülere kral olacağıma – el kapısında kulluk edeydim keşke, - varlıksız, yoksul bir çiftçinin yanında ırgat olaydım, ‘’ Homer uzmanları bu bölümün destana sonradan eklendiğini iddia ederler. Ölüler ülkesinde kral gibi davranılan Akhilleus, yaşamayı ve sıradan birisi olmayı arzular. İktidara, erke düşkün  olanların, geride böyle bir imge ile anılmak isteyenlerin alacağı dersler yok mudur Akhilleus’dan?

İlyada’nın başlarında en etkili figür Agamemnon’dur. Tüm Akha ordularının başkomutanıdır.  Sırf kardeşinin intikamı için ordular toplayıp sefere çıkmıştır. Ama tanrıların gözdesi  Akhilleus’dur. Hera ve Atina ki biri Zeus’un eşi diğeri kızıdı güçlerini Akhilleus için seferber ederler. Agamemnon’u hatalarından geri döndürmek için yardımda bulunmazlar. Agamemnon yanlışlarından kendisi dersler çıkartır. İlyada’da cesareti Akhilleus, bilgeliği Nestor, zekâyı Odysseus temsil eder. Agamemnon kaba davranışları ile Akhilleus’u kızdırır. Bu davranış savaşın uzamasına ve yüzlerce askerin ölümüne neden olur. Tanrılarda Agamemnon’a gücenip verdileri desteği çeker. Akhilleus savaşa tekrar  döndüğünde artık başkomutan odur. 

Agamemnon’un trajik sonunu İlyada’dan değil Odysseia’dan öğreniriz. Agamemnon ülkesine döndüğünde karısının ihanetine uğrar. Ölüler Ülkesinde Odysseus’a şöyle dertlenir; ‘’ Çok kurnaz Odysseus, Tanrıya denk Laertesoğlu - gemilerimde alt etmiş değil Poseidaon beni – uğursuz yellerinin azgın soluğunu salıp üstüme, - beni düşman adamlar da yok etmiş değil karada  - Aigisthos’tur hazırlayan bana ölümü ve eceli, - o öldürdü beni hain karımın yardımıyla, ‘’. Trajik varoluşta ölümün sizi nerede ve nasıl karşılayacağını bilemezsiniz. Kaçıp kurtulma fırsatıda elinizden değildir. Yazgınızı engelleyemeden başınıza gelecekleri beklersiniz. On yıl sürmüş savaştan sağ  kurtulabilirsiniz, Poseidaon’un gazabına uğramadan denizleri aşabilirsiniz, ama trajik yazgıdan kaçınamazsınız. Ölüler Ülkesindeki Agamemnon işte bu nedenlerle kederlidir. 

Hektor ise Zeus’un gözdesidir. Priamos’un elliden fazla çocuğu için de en kıymetli olanıdır. Andromeka ile aralarındaki aşk dillere destandır. Troyalılar kendisine inanır ve güvenir. Paris’in Helene’yi kaçırması nedeniyle savaşa girmek zorunda kalmıştır. Zengin Troya ülkesinde mutlu bir hayat sürmekteyken tanrılar karşısına Akhilleus’u çıkartır. Savaşın dehşeti Hektor’u gaddarlaştırdıkça Zeus ondan soğur. Tanrıları memnun etmek ince bir diplomasi gerektirir. Akhilleus yiğitliği ile tanrılar katında hayranlık kazanırken, Hektor Zeus’un verdiği desteği iyi kullanamaz. Tanrılar arasındaki dengeleri doğru hesaplayamaz. Pandaros’u öldürünce savaşın kaderinin değiştiği yanılsamasına düşer. Akhilleus bu aşamada yeminini bozar ve arkadaşının öcünü almak için Hektor’un karşısına dikilir. 

İlyada kendisine gösterilen ilgiyi karşılıksız bırakmaz. Zengin vizyonu ile çağları aşar. Sürekli günceldir. Çünkü insanoğlunun kadim alışkanlıklarını, meselelerini, davranışlarını gündeme getirir. Alegorik, imgesel, tarihsel, ironik okumalara açıktır. Karakterleri trajiktir, canlıdır. Kurgusu ile kahramanları ile her dönem başka yapıtlara ilham kaynağı olmuştur. Okuma yazma dahi bilmeyen Kolombiya köylülerini cezbetmesinin sırrı da burada yatmaktadır.