Dünya savaşları numaralandırılırken ülkeler arasındaki savaşlar tarihe ya savaşın yaşandığı bölgenin adı ya savaşa katılan ülkelerin isimleri ya savaşın yaşandığı yıl ya da savaşın süresi ile geçirilir. İsrail ile Suriye ve Mısır arasındaki savaş 1967 Altı Gün savaşları olarak geçmişti. Arjantin ile İngiltere arasındaki Falkland adası nedeniyle yaşanılan savaş adanın adıyla kayda geçirilmişti. İran ile İsrail ve ABD arasında 2025 yılının Haziran ayında yaşanılan savaşta daha şimdiden 12 Gün Savaşı olarak anılmaya başladı.
Bu savaş ilk kez vekalet savaşları boyutunu aşarak ülkeler arası bir savaşa dönüştü. Savaşa katılan iki güç özellikle İsrail ve ABD savaş teknolojisinde ulaştıkları düzey ile yanlarına kimsenin yaklaşamayacağı ülkelerdi. İsrail bölgesel düzeyde ABD ise küresel ölçekte caydırıcılıklarını savaş teknolojisinde ulaştıkları düzeyden ve kapasitelerinden alıyorlardı. 12 Gün Savaşı bir kara savaşına dönüşmeden savaşan tarafların hava savunma sistemleri ile hava saldırı güçlerinin karşı karşıya geldiği bir savaş olarak yaşanıldı. Savaşa son anda doğrudan katılan ABD ise en etkili savaş bombardımanı uçaklarını devreye sokmakla yetinmedi ayrıca denizlerdeki egemenliğinin göstergesi sayılacak savaş filosunu da Doğu Akdeniz ile Körfeze yığmıştı.
İsrail'in saldırganlığının ardındaki en büyük destek hiç kuşkusuz ABD idi. İsrail İran'a saldırırken ve İran'ı yoğun bir iç kargaşa içine sürükleyerek bir rejim değişikliğini hedeflerken yalnızca kendi güvenliğini ön plana koymuyor.
İsrail'in koçbaşılığını yaptığı bu savaşta ardında İngiltere'sinden Fransa'sına topyekun Batı sistemi varken, İran'ın bölgesel gücünden hep rahatsız olmuş Suudiler başta Körfez ülkeleri ile Ürdün'de saldırılar sırasında İsrail uçaklarına hava sahalarını açtığı gibi İran'ın yolladığı süpersonik balistik füzeler karşısında İsrail'e istihbarat ve lojistik desteği dahil yardım ettiler. Bu savaşta İran belki Çin ile Rusya'nın görünür olmayan desteğini aldı. Ama İsrail'e bu saydığımız ülkeler tarafından verilen destek açık ve aleniydi. Dolayısıyla savaş aslında İran ile tüm bir Batı sistemi ile bölgede Batının uyduluğunu üstlenmiş ülkeler arasındaydı.
İsrail yalnızca bölgenin değil belki ABD'den sonra dünyanın en etkili hava gücüne sahip ülkesi. Savaş başladığında İsrail'in hava filosunda yaklaşık 45 tanesi F-35I olan savaş uçağı olmak üzere toplamda 340 muharip uçağı bulunmaktaydı. Bu uçakların neredeyse tamamı ABD tarafından hibe edilmiş, ancak İsrail bunlara kendi özel yazılımı ile programladığı özel füze başlıklarını ilave etmişti. Ayrıca bu uçaklar İran'da belirlenen hedefleri vurup geri dönecek menzile sahipti. Ve savaşın ilk iki günü yaklaşık 300 savaş uçağının kalktığı ve hedeflerini vurduktan sonra geri döndüğü ileri sürülüyor. İsrail daha savaş başlamadan hedef olmamaları için sivil havacılığını Güney Kıbrıs Rum Kesimine kaydırmıştı. Ayrıca sivil halkın yaşayacağı paniği önlemek için halkın bir kısmıda bu yere aktarılmıştı.
Savaş İsrail'in hava üstünlüğü ile başladı ve görüldü ki İran'ın hava savunma sistemleri etkisiz kalmış ve felç edilmişti. Özel olarak belirlenmiş askeri hedefler başta askeri komuta merkezi olmak üzere yok edilmişti. İran Genelkurmay Başkanı ile Devrim Muhafızları Komutanı hedef alınmış ve İran'ın zenginleştirilmiş uranyum elde etmedeki en yetkin personeli de korunamamış ve güvenlikleri sağlanamamıştı. Yoğun saldırılar askeri komuta merkezi ile unsurlar arasındaki bağı ortadan kaldırmış ve bunlara siber saldırılar eşlik etmişti. Dikkat çekici olan bu kadar etkili istihbarata ve vurucu güce sahip olan İsrail'in yalnızca askeri hedeflere yönelmesi, ülkenin dini lideri ile siyasi heyetini hedef almamasıydı. Bunun nedenlerine geleceğiz.
İran hava savunma sistemi tümüyle devre dışı kaldıktan sonra kendini savunmak ve İsrail'de bir paniğe yol açmak ve İsrail halkını savaşı durdurmak için hükümeti üzerinde baskı kurması için süpersonik füzelerle karşılık vermeye başladı. İsrail fiziken küçük bir ülke ve başta askeri tesisleri olmak üzere stratejik yerleri Hayfa ve Tel Aviv çevresinde toplandığından füzeler buradaki rafineriler hedeflenerek yollandı. İsrail halkının paniğini arttıracak, onları sığınaklarda yaşama zorlayacak ve günlük hayatlarını kesintiye uğratacak bir stratejiye yoğunlaştı İran. İsrail'e yollanan kamikaze dronlar İsrail hava savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilirken süpersonik füzelerin hedeflerini bulanlar ciddi zayiatlara yol açtı.
Savaş 12 gün sürüp en sonunda Amerikan ağır bombardıman uçakları B-52'ler devreye girerek İran'ın yeraltındaki nükleer tesislerinin vurulduğunun Trump tarafından ilanı ile sona erdiğinde her iki tarafta zafer kazandığını ilan ediyordu. İran askeri açıdan zafer kazanamamış olsa da elindeki balistik füzeler ile İsrail'in canını yakabileceğini ve kararlılığını yükselttiğinde yani daha çok sivili hedef aldığında İsrail açısından maliyetin çok yüksek olacağını göstermişti. İsrail ve ABD ise İran'ı askeri açıdan mahvedebileceklerini ispatlamıştı. İran hava savunma sistemi çalışmamış, askeri komuta heyetinin güvenliğini sağlayamamış, iletişim hatları tümüyle kopmuş, siber saldırıları önlemekten aciz bir ülke konumuna çekilmişti. İran askeri açıdan kolay bir lokma izlenimi bırakmıştı. Ama İran hiç kuşkusuz nükleer tesisleri vurulmuş olsa bile elindeki zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmını ya saklamayı ya da önceden dost ülkelere kaçırmayı başarmıştır. Bunu kullanmaya yeltendiğinde veya süpersonik füzelerinin menziline uydu ülkeleri aldığında veya Hürmüz'ü trafiğe kapattığında yaşanılacaklar tam bir felaket olacaktır.