İran'a yönelik askeri abluka hergün artarken diplomasi alanındaki sıkıştırmada hız kesmeden devam ediyor. ABD savaş uçağı gemilerini körfeze doğru yola çıkarıyor. Bölgedeki Amerikan üslerindeki askeri hareketlilik artıyor. Trump somut bir gelişme olmadığı tarihte vuracağı tarihi bile açıklıyor. Dünya eli kulağında saldırının başlayacağı saati bekliyor. Türkiye ise yandaş medyada yazılanlara bakılacak olursa sanki bölgeyi ve dünyayı felaketten kurtaracak bir diplomatik misyona soyunmuşluk havasını yaymaya çalışıyor. Uluslararası arenada Türkiye'nin yaptıklarını bire onbin ekleyerek pazarlayanlar, Erdoğan'ın yaptıklarını sanki insanlık için ve uluslararası barışa hizmet için yaptığını vazedenler halkın gerçekleri görmesini engelledikleri gibi yoğun bir bilgi kirliliğine de neden oluyorlar. Bununla en başta muhalefetin uğraşması gerekirken, muhalefet bunu yapmanın Türkiye'nin düşmanlarına hizmet anlamına geleceği sendromundan bir türlü kurtulamadığından dolayı bu konularda ya sessiz kalıyor ya da söyleyeceklerini çok alt perdeden söylediğinden sesi işitilmez hale geliyor.
Hep söylediğimiz gibi muhalefetin dünya baştan ayağa değişmişken ve artık uluslararası bir düzenin kalmadığı Davos zirvelerinde zengin ülkelerin Başbakanları ve büyük fon yöneticileri tarafından ilan edilirken sanki küreselleşme çağında yaşıyormuşuz algısını devam ettirmesi bir akıl tutulması değil ise eğer tam bir jeopolitik körlüktür. Artık içerisi ile dışarısı ayrımının kalmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu ayrım ülkelerin egemenlik haklarının yalnızca kağıt üzerinde kalmadığı, uluslararası anlaşmaların şu veya bu biçimde uygulandığı ve uymayanlarında uluslararası yaptırımlara maruz bırakıldığı bir dünya için geçerliydi.
Kağıt üzerinde devletlerin egemenlik hakkı tanınmaya devam etse de bu hak sadece kırılgan ülkeler için değil zengin ve güçlü olduğunu düşündüğümüz ülkeler için bile söz konusu değil artık. Kaynak savaşları yoğunlaşırken, güçlü emperyalist ülkeler yakın çevrelerini tıpkı Hitler'in yayılmacı Alman sermayesi için Orta ve Doğu Avrupa'yı bir tür yaşam sahası ilan etmesinde ve kendine hak görmesinde olduğu gibi yakın çevrelerini lebensraum ilan etmeye ve bunu da de facto kabul ettirmeye zorluyor. Geçmişin enerji savaşları devam etmekle birlikte yerini değerli mineraller ve kıymetli madenler için verilen mücadeleye bırakıyor. Bu alanda Çin'in açık üstünlüğü ABD'yi iki savaş arasının Almanyası gibi saldırganlığa zorluyor. Dünyadaki fosil yakıtları dışındaki değerli minerallerin %70'i Çin'in kontrolündeyken işlenmeleri için gerekli rafineri çalışmalarında bu oran Çin lehine %90'a ulaşıyor. Çin bu konularda neredeyse bir tekel konumuna gelmiş görünüyor.
Çin bu konuda açık bir üstünlüğe sahipken fosile dayalı enerjide dışarıya bağımlığı devam ediyor. Bu konularda bağımlı olduğu iki ülke ise Rusya ve İran. ABD'nin Avrupa'ya rağmen Ukrayna savaşında Rusya'nın beklentilerine yakın durmasının nedeni Rusya'yı Çin'den uzaklaştırma stratejisiyle ilgili. Amerika Nixon döneminde aynı şeyi Kissenger aracılığıyla yapmış ve Sovyetler ile Çin'i birbirine düşürerek bu işten büyük stratejik kazançlar elde etmişti. Çin ile Sovyetler arasındaki mücadele en büyük zararı uluslararası komünist harekete vermiş ve KP'ler Sovyet ve Çin yanlısı olarak ayrışmıştı. Bu ayrışma komünist hareketlerin güçlü olduğu yerlerde provakasyonlara açık haller yarattığı gibi devrimci hareketlerin bağımsız gelişmesini de yolundan saptırmıştı.
ABD Ukrayna Savaşı'nda Rusya'nın tezlerini destekler görünür ve Avrupalı müttefiklerini derin bir endişeye sürüklerken Rusya'ya bir tür sessiz mutabakat öneriyor. Yani ben senin çıkarlarını kollarken sen de benimkilere sesini çıkarma. ABD için asıl hedef ise Çin. Eğer İran Rusya ve Çin'den beklediği desteği alamaz ise asıl kaybedenler Rusya ve Çin olacak. Çünkü Kissinger stratejisi aynı anda iki büyük düşman ile savaşmamaya dayanıyordu. Asıl hedefine doğru ilerlerken diğerini yansızlaştır ve nötralize et ilkesine dayalıydı. Asıl düşman ABD için o dönem Çin değil Sovyetlerdi. Aradaki savaş iki büyük gücün değil iki ayrı sistemin savaşıydı. Kissinger Çin'i Sovyetlerden uzaklaştırdığı an soğuk savaşı kazanmıştı.
Şimdi Rusya'nın yakın çevresine müdahalesine göz yumulur ve Rusya İran meselesine ilgisini kaybederse ne BRICS ne de Şangay İş Birliği Örgütü'nün bir anlamı kalacak. Doların egemenliğini sarsmak ve ülkeler arası ticareti dolarizasyondan kurtarmak için yapılan bu birlikler birer askeri ittifaka dönüşemediği için ölü doğum yapacak ve ABD küresel eşdeğerin kontrolünü daha bir süre elinde tutacak. O nedenle İran meselesi yalnızca İranla sınırlı olmayıp meselenin bölgesel ölçeği aşan ve tüm dünyayı ilgilendiren böylesi bir yanı da var. İran düştüğünde Çin en önemli enerji tedarikçisinden yoksun kalacağı gibi İran'ın yaşayacağı yalnızlık diğer ülkeler tarafından bir yana yazılacak ve dünyanın savaş ve çatışmalarla yüklü bir yere doğru seyri sırasında Çin'in yalnızca ticari işbirliğine dayalı küresel vizyonu askeri güvenlik arayışı içindeki ülkelerin Çin ile mesafelenmesini de beraberinde getirecektir.
Bu yazılarda önce Haziran 2024'te yaşanılan 12 gün savaşlarının askeri ve politik yanına değindikten sonra en sonunda İran'a yönelik abluka her saat artarken olası senaryolar üzerinde de duracağız.