İran'a Ne Olacak? (3)

Hacı Hüseyin Kılınç

Önceki yazımızı İran'ın öyle kolay lokma olmayacağını söyleyerek bitirmiştik. İran'daki mollalar rejimi kendi halkıyla ciddi bir yabancılaşma yaşıyor olsa dahi böyledir. Çünkü mesele son tahlilde bir rejim meselesi olmayıp İran gibi yaklaşık üç bin yıllık bir tarihi derinliğe ve zenginliğe sahip bir ülkenin varkalıp

kalmayacağıyla ilgilidir. Bu üç bin yıllık tarihin yalnızca çok küçük bir bölümünde İran ülkesi bağımsızlığını kaybetti. Büyük bölümünde ise her zaman, yalnızca sıradan bir ülke olarak değil ayrı bir medeniyet bilincine sahip bir yer olarak yaşadı. İran batı Asya ile Uzak Asya arasında bir tampon, bir aktarma kayışıydı adeta. Persler zamanında Anadolu'nun Batı kıyıları değil Yunan anakarası bile zaman zaman egemenlikleri altına girmişti. İran tarihin en eski, en dayanıklı ve en etkileyici uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştı.

Gücünü sadece topraklarının büyüklüğünden, batı ile doğunun karşılaştığı bir yer olmasından değil yarattığı eşsiz kültür birikiminden alıyordu. Persler döneminde Batı Asya uzun süre İrani etkiler altında kalmıştı. Romalılar döneminde ise Roma'nın doğuya doğru genişlemesi İran etkisinin başladığı yerde sona eriyordu. İran ülkesi tarih boyunca hep bir medeniyet sürekliliğine sahip oldu. Tarih boyunca ayrı bir dile ve kültüre sahip olması medeniyet sürekliliğini sağlayan en önemli etkendi kuşkusuz. Persler tarihten çekildiğinde uzun bir aradan sonra İran toprakları Sasanileri doğuracaktı. İslamiyeti kabulleri kendi özgün medeniyet ve kültür birikimlerini kaybetmeleri anlamına gelmedi. Arap kavmiyetçiliğinin yarattığı Arap üstünlükçülüğü karşısında medeniyet birikimleri sayesinde asimile olup teslim bayrağını çekmediler.

Toprakları İç ve Uzak Asya'da kurulan imparatorluklar karşısında işgallere uğramış olsa dahi ayağa kalkmayı becerdiler. Sasaniler sonrasında İslam orduları, akabinde Cengiz oğulları arasında pay edilmesi, Timur zamanında yine topraklarının önemli bir bölümünün farklı egemenlikler altına alınması ve Safevi kuruluşu öncesinde ise İran toprakları tarihe Büyük Selçuklular olarak geçen Türk hanedanlığının kontrolüne girecekti. Ancak en sonunda Safeviler ile birlikte İrani medeniyet özgün kimliğini yeniden elde edecekti. Ezilenlerin dini olması ve yoğun protestocu içeriği ile Şiilik İrani medeniyetin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Aslında Şiilik İslamın Arabi asabiyesine verilmiş bir yanıttı. İslam kavim aşırı olduğunu, ümmetçi yani evrenselci bir içeriğe sahip olduğunu iddia etmiş olsa bile Arapların İslamı kavmiyetçiliği kıramadı. Şiilik bu yayılmacı tavra karşı verilmiş doğal bir İrani yanıttı.

Şiilik yalnızca bir inanç olmayıp, bir kültür, bir medeniyetti. Dabaşi'nin dediği gibi oğulun katlini babanın katline, yası ise mateme dönüştürmüştü. Yoğun bir protestocu içeriğe sahipti. Matem ve protestonun birlikteliği geniş yığınları biraraya getiriyor ve kitleleri çok çabuk kavrayarak politize kılıyordu. Şiilik İrani halkların tutkalına dönüşüyordu. O nedenle Kaçar hanedanı Türk kökenli olmasına ve bir kriz zamanında doğudan gelerek Tahran'a inmesine rağmen yadırganmamış ve hanedan içerilmişti. Ancak Ruslarla İngilizler arasında Hint altkıtasının ve etrafındaki coğrafyanın ve aşağıya doğru inen yolların kontrolü için yaşanılan rekabet kızıştığında İran ülkesi giderek büyük güçlerin etkinlik sahası haline gelecekti. Ruslar İngilizlerin İç Asya'ya girişini engellemek, İngilizler ise Hint'e inen yolların Ruslar tarafından kontrolünü engellemek için İran ülkesinde rekabet edecekti.

Dabaşi'nin yine ürettiği önemli bir kavramda sömürgeci moderniteydi. İran ülkesine modernite sömürgecilik deneyimi üzerinden girdiğinden halk modernliği doğal yollardan edinememiş, modernliğin tüm belirtileri karşısına sömürgecilik pratiği olarak çıkmıştı. Halk İrani medeniyetlerin birikimini taşıyan unsurlara meyil ederken modernlik işbirlikçi, emperyalizm yanlısı unsurların üzerinde kalmıştı. Bu nedenle Dabaşi çıkışı bu medeniyet birikiminin edinimi ve karakteri sömürgecilik olmayan başka bir modernitede görüyordu. Mollalar modernitenin her türüne karşı çıkarken Dabaşi başta Şiilik olmak üzere tüm İrani birikimin başka bir modernite içinde eritilmesini savunuyordu.

Tüm şu anlattıklarımızdan işin askeri, siyasi yanını bir yana bıraktığımızda dahi kendi medeniyet birikimine kıskançlıkla sahip çıkacak ve ülkesinde tepeden inme bir rejim değişikliğine yanaşmayacak bir halk gerçeği olduğunun anlaşılacağını umuyoruz.