İt İrfan

Yaşar Erkmen

          “Reklamın iyisi kötüsü olmaz.” diye bir söz vardır.

Bu söz; bir kişi, kurum veya ürün hakkında yapılan her türlü tanıtımın ya da eleştirinin -olumsuz bile olsa- farkındalığı artırarak ilgi çektiği için yararlı olduğunu savunur. Reklamın amacı, hedef kitlenin gözünde görünür ve bilinir olmaktır. Bir markanın veya kişinin sürekli konuşulması, adının akıllarda kalmasını sağlar.

Bu düşünceyi haklı çıkaracak bir olayı, Ocak 2026’daki Çukurova Kitap Fuarı’nda yaşamış ve yazmıştım. Terörsüz Türkiye düşüncesini eleştiren bir yayınevine ait standa zarar verilmesi ve kitaplarının yerlere saçılması olayını anımsayacaksınız. Bu çirkin olay sosyal medyada ve basında yer alınca ziyaretçisi pek olmayan yayınevinin standının önünde kuyruklar oluşmuştu. Bu skandal olay, yayınevinin reklamını ve kitaplarının merak edilmesini sağlamıştı.

Okuduğum son kitabın da buna benzer bir hikâyesi olduğu için bu olayı anımsamış oldum. Çukurova Kitap Fuarı’nda, Kent Konseyi Standında kitapseverlerle sohbet ederken karşımızdaki Seyhan Belediyesine ait stantta bir gürültü koptu. Bir yazar arkadaş, kitaplarını kucaklayıp yan tarafımdaki boş masaya söylenerek yerleşti. Arkadaşın anlattıklarına inanmakta zorlandık. Bir kitabın adını beğenmeyen Seyhan Belediyesinin bir yetkilisi, yazarın stanttan çıkarılmasını istemiş. İlk başta bu olaya çok sinirlenen yazar, günün sonunda bu işten kazançlı çıkan taraf olmuştu. Belediyenin yetkilisi, deyim yerindeyse, kendi ayağına sıkmış, herkesin diline düşmüştü. Bu olaydan dolayı kitabı herkes gibi ben de merak etmiştim. Kitabın adına duyulan tepki, kitaba olan ilgiyi ve merakı artırmış, satışına olumlu katkı sağlamıştı.

Bu olay sonrasında kitabın ve yazarın adını dahi bilmeyenler, duymayanlar kitabı ve yazarı bilir ve tanır oldular. İt İrfan bir anda gündem olmuştu.

Gelelim kitabın eleştirisine. Kitabın kapağında roman yazsa da kitabın anı olduğunu söylemek daha doğru olur. Hadi, biraz esneterek otobiyografik roman diyelim.  Kitap çok samimi ve akıcı bir üslupla yazılmış. Kolay okunuyor. Yazarın her şeyi olduğu gibi anlattığını sanıyorsunuz ama bilinçli ya da bilinçsiz gözden kaçırdığı durumlar da yok değil! Hani, terzi kendi söküğünü dikemez diye bir söz vardır ya, o hesap! Eşinden ayrılan kahramanımız, her şeyi anlatıyor da ayrıldığı eşinden ve ayrılma nedeninden pek söz etmiyor. Varsa yoksa Hülya!

Yazarımızın şair ruhlu ve vicdanlı biri olması, davranışlarına da yansıyor. Aşkın gözü kör olduğu için sevdiğinin tutumundaki yanlışları bir türlü göremiyor. Hülya’nın, kör gözüm kör parmağına dedirten davranışları ve Murat’ın bunları bir türlü görememesi anlaşılır gibi değil. İt İrfan’ın Hülya’yla ilişkisi ise gizemini koruyor.

Kitapta, yazarımızın geniş okuma yelpazesinden elde ettiği birikimle, ünlü kişilerden yaptığı alıntılar dikkatimizi çekiyor:

“En vefakâr dostumuz gölgemizdir, bilirsiniz. Ama unutmayın ki o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler.” (Hegel)

“Güzellik için sevilmez, sevdiğin güzeldir.” (Tolstoy)

“Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir, kadın gider ve bir şair doğar bundan.” (Haydar Ergülen)

Zaman zaman kendi şiirlerinden güzel dizeler ve dörtlükler de görürüz:

“Gülüşünden deste deste güller derledim.”

“Müslüman geçinir, dilinde yalan

Ağzının salyası akar İrfan’ın

Kuyruğuna basma ısırır yılan

Mazisi çirkeflik kokar İrfan’ın”

Yazar, ders niteliğindeki atasözlerini ve uyarılarını da yazıya yerli yerince serpiştirmiş:

“Bozuk olunca maya ne ar tanır ne de haya.”

“Üç tip insandan uzak dur

Yanlışı savunacak kadar cahil olandan

Doğruyu görmeyecek kadar kör olandan

Ve iyiliği inkâr edecek kadar nankör olandan”

“Dostuna paranı, düşmanına yaranı gösterme, zayıf düşersin.”

“Akrabanın akrabaya yaptığını akrep yapmaz.”

“İncindiğim kadar incitseydim, dünyanın en zalim insanı ben olurdum.”

Şair ruhlu yazarımızın kimi zaman mektupla, kimi zaman da İt İrfan’ın yüzüne karşı söylediği dizeler ve sözler de yenir yutulur gibi değil! Bunları duymak ise okuru şaşırtıyor:

“Gülmesin asla yüzün hiçe saysınlar seni

Öyle bir hâle gel ki piçe saysınlar seni”

“Alçak, tacizci, şerefsiz, pezevenk…”

“Senden on sekiz yaş küçük bir kadına âşık olman çok normal ama sen evlisin dümbük!”

Son değerlendirmeyi de yayıneviyle ilgili yapayım: Yazılı anlatımda ikinci bir göze her zaman gereksinim vardır. Yazarımızın gözünden kaçmış yazım, noktalama ve anlatım bozuklukları yer yer dikkat çekmektedir.

Naçizane önerim, mizanpaj ve editoryal açıdan kitap yeniden düzenlenmeli, eklemeler ve çıkarmalar yapılmalıdır.

*İt İrfan-Aşka Engel Olan Köpek- (Murat Ölmez, Roman, Karahan Kitabevi, 236 sayfa