Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (3)

Hacı Hüseyin Kılınç

Doğan Avcıoğlu'nun Yalçın Küçük için söylediği iddia edilen bir söz vardır. Doğruluğundan emin değiliz, ama yine de bu söz Hocayı anlamada işimize yarayabilir: 'Delilik ile deha arasında çok ince bir çizgi vardır ve bu çizgi bazılarında çok geçişgendir'. Avcıoğlu'nun bu saptamayı Hoca için yaptığı söylenir. Önce biraz Avcıoğlu'ndan konuşalım ki bilmeyenler bu büyük insanın kim olduğunu öğrensin.

Hoca mahkemelerde kimlik sorgusu yapılırken işi mizaha çevirir ve atasının Namık Kemaller olduğunu söylerdi. Bir aydın, bir yazar için sembolik ata kendinden öncekilerdir. Dostoyevski'nin 'biz hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık' lafı bunun en müşahhas örneğidir. Büyük yazar burada Gogol'ün palto isimli uzun öyküsünün Rus edebiyatında herşeyi yeniden başlattığını ve yazmayı, edebiyatı bir iş, tutku edinmeyi bu öyküye bakarak öğrendiklerini söylemek ister.

Hoca eylemci aydını yüceltttiği için Namık Kemal'in sembolik atası olduğunu belirtir. Çünkü Hocaya göre Türk aydını tercüme odasında doğmakla birlikte eylemli aydın Yeni Osmanlılar denilen ve Namık Kemal'in başını çektiği hareketle başlamıştır. Namık Kemal ve arkadaşları Sultandan habersiz ve ona rağmen Belgrad ormanlarında ilk örgütlenmeyi kurmuşlar ve Sultana ait sayılan topraklarda ilk defa vatan kavramını ortaya atmışlardır. Artık yaşanılan topraklar Sultanın özel mülkü olmadığı gibi üzerinde yaşayanlarda onun tebaası değildir. Orası bir vatandır artık. Özel mülk olmaktan çıkmış yurt bilgisinin bilincine ulaşmış herkesin ortak vatanıdır. Hoca bu nedenle mahkeme sorgularında Namık Kemal sembolik atamdır demek ister.

Ancak kamu yaşamından çekilmeden önce Hocanın sembolik atasının Doğan Avcıoğlu olduğunu söyleyebiliriz. Hoca arkadaşı da olan Avcıoğlu'na saygısını hep yüksek tuttu. Onun bıraktığı bayrağı kendisinin devraldığını söyledi. Avcıoğlu tam bir geleneksel aydındı. Kurtuluşu devlette arıyordu ve iktidarı istiyordu. Çünkü geri kalmış veya geri bıraktırılmış bir yerde toplumsal dönüşümün ancak devleti ele geçirmekle başlatılacağına inanıyordu. Emperyalizme tam bağımlı, hakim sınıflarının işbirlikçi, bağımlı sınıflarının yüzlerce yıllık atalet içinde 'gönüllü kulluğa' rıza gösterdiği bir ülkede kurtuluşa giden yol bir aydın hareketini canlandırmakla mümkündü. Avcıoğlu 60'lı yıllarda çıkardığı Yön ile önce bu türden aydınları memleket ve dünya sorunları konusunda ideolojik bir eğitimden geçirecek, Devrim dergisi ile birlikte de iktidara doğru yürüyecekti.

Gerilere gidelim biraz. Avcıoğlu Sorbonne'dan siyaset bilim okuyarak Türkiye'ye dönmüştü. Frankofon Türk aydın geleneğine has mükemmel bir Fransızca ve İngilizce öğrenmişti. İsmet Paşa 30'larının başında olan bu adamdaki özel yeteneği görecek ve onu partisinin araştırma bürosunun başına getirecekti. Demokrat Partinin üstüste kazandığı seçim başarıları karşısında Paşa CHP'yi ataletten çıkarmak ve yenilemek istiyordu. Bir yanda Hürriyet Partisinin CHP ile birleşmesiyle gelenler ki bunlar Anglo-Sakson geleneğe daha yakın ve liberaldiler diğer yanda Avcıoğlu gibi Jakoben mirası sırtlanmışlar aynı çatı altındaydılar. 27 Mayıs Jakoben ruhu diriltecek ve kurtarıcı aydını heyecanlandıracaktı.

Avcıoğlu 27 Mayıs'tan sonra Yön ile sahneye çıkacak ve giderek Kemalizm ile Marksizm arasında konumlanacaktı. Yöncülere göre Türkiye emperyalizme bağımlı, hakim sınıflarının işbirlikçi olduğu, geniş halk yığınlarının parlamenter oyunlarla aldatıldığı yoksul bir ülkeydi. Kemalizm kurtuluş savaşının dayandığı sınıflar nedeniyle demokratik devrimini tamamlayamamıştı. Gazi Paşa inkılapçı yanına rağmen bu sınıfların gücünü kıramamıştı. İkinci savaş ve Demokrat Parti iktidarları ile Türkiye emperyalizme birkez daha tam bağımlı hale getirilmiş ve kurtuluş savaşı ile kazandığı görece bağımsızlığı tamamıyla kaybetmişti. Kurtuluş ülkeyi emperyalizme bağımlılıktan kurtararak hızlı sanayileşmekten geçiyordu. Bağımsızlığını yeniden kazanamamış ve sanayi devrimini yapamamış bir ülkenin ayakta kalma şansı olmadığı gibi halkın yoksulluğuna son verebilmekte imkansızdı. Yön adeta bir okul gibi okur yazar nüfusu eğitti ve kurtarıcı bir aydın bilinci aşılamaya çalıştı.

Avcıoğlu için kurtarıcı güç aydındı, ama iktidarı almak ve aklındakileri yapmak için bir vurucu güce ihtiyacı vardı. Bunun yolu Türkiye gibi ülkelerde ordudan geçiyordu. Hakim sınıflar işbirlikçiydi. Emperyalizme bağımydılar. Aracılık faaliyetleri ile zenginleşmişler ve en fazla montaj sanayisine varabilmişlerdi. Bağımsız bir sanayileşmeye öncülük etme gibi bir hevesleri ve kapasiteleri yoktu, onlardan birşey beklenemezdi. Devlet hakim sınıflarla bütünleşmiş ve emperyalist kontrol altına girmişti. Avcıoğlu yalnızca aydının bağımsızlığına ve ordu içindeki geleneğe güvenebilirdi. Halk ise yüzlerce yıllık ataleti içinde siyasetçiler tarafından kolaylıkla aldatılabiliyordu.

9 Martta geleceğine inanılan ve Avcıoğlu'nu da Başbakanlığa taşıyacak olan darbe son anda Hava ve Kara Kuvvetleri Komutanlarının yan çizmesiyle gerçekleşmeyince, Avcıoğlu Ziverbey Köşkünde Natocu sorgucuların elinde çok ağır işkencelerden geçecekti. Hocanın sembolik atası saymamız gereken ve onunla ilgili belki de en doğru teşhisi yapmış olan Avcıoğlu bundan sonraki hayatını Büyükada'da derin bir yalnızlık içinde ve Tarihistan'a sığınarak geçirecekti. Geleneksel aydın devleti fethedememiş, iktidarı ele geçirememiş ve bunun bedelini bir köşkte bedenini tutsak eden işkencecilere direnerek ve en sonunda inzivaya çekilerek ödemişti.