Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (4)

Hacı Hüseyin Kılınç

Yazdıklarımız Hocayı anlamak için bir girişti sadece. Ama eksik bir giriş olduğunu da kabul ediyorum. Çünkü Hocanın başlangıçtaki gençlik eylemciliğini bir yana bırakırsak ki Hocanın en gurur duyduğu işlerdendi bu yönü, 60 yıla yakın sürmüş bir düşünce ve müdahale hayatından bahsediyoruz. Türkiye'nin her on yılda bir ciddi değişimler yaşadığını düşünürsek Hocada

bu on yıllar içinde birbirinden çok farklı konumlar, pozisyonlar aldı. Hocanın aşırılıklarını bir yana bırakacaksak eğer almak zorundaydı da.

Hoca ülkesini ve dünyayı değiştirmek için güç ve iktidar istiyordu. Bu yönü ile son derece gerçekçi bir aydındı. Güç ve iktidar olmadan hayallerinizi, toplum için düşündüğünüz şeyleri

nasıl hayata geçirecektiniz? Hocanın diğer aydınlardan ayrılan yönü bunu bir tutku boyutunda yaşamasıydı. Dediğim gibi hep gücü ve iktidarı istedi ve bunu bir tutku haline getirdi. Hoca için Marx bu yönüyle sadece bir filozof, bir bilim insanıydı. Marx'ı akademik biri olmaktan kurtaran Lenin olmuştu. Yoksa Marx sadece radikal fikirleri ile tanınan, adına kürsüler kurulan, ama zararsız biri olarak kalırdı. Onu eskilerin tabiriyle kuvveden fiile geçiren Lenin olmuştu.

Hocanın trajedisi veya çoğunluğa komedi gibi gelen yanı burada düğümleniyordu. Hoca bir aydın olarak ölü toprağı serpilen bir yere canlılık, heyecan ve tutku aşılamak istiyor hem de güç ve iktidar için çabalıyordu. Düşünce hayatına kazandırdığı kavramlar, yaptığı müdahaleler ve çubuk bükmeler iktidar arayışındaki konumları değiştikçe moloz yığınları altında kalıyordu. Hoca kavramı veya müdahaleyi salt düşünce hayatını değiştirmek için değil iktidara giden yolun önündeki çakıl taşlarını temizlemek için yapıyordu. Birbiri ile bağdaşmadığı düşünülecek kalıp ve pozisyonlara girip çıkmasının nedeni de buydu. Hoca bu yönü ile de gurur duyardı. Başkasının çelişki, tutarsızlık gördüğü yerde işini iyi yapan eylemci bir aydını görürdü Hoca.

Bugün Hoca ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına baktığımızda bunu net biçimde görebilirsiniz. Türkiye'de birbirine azılı bir biçimde düşman olan çevrelerin Hocaya saygı gösterdiğini, ancak o çevreler içindeki belli unsurlarında Hocadan nefret ettiğine şahitlik edersiniz. Bu Hocanın ele avuca gelmezliği, kabına sığmazlığı ile ilgilidir. Hoca kendini kavram yaratıcı ve öncü olarak görürdü. Kendine hayran bir egosantrizm ile maluldü. Hoca ne yapmışsa yerinde ve zamanında ve doğru yapmıştı. Ben söylerim, yolu açarım başkalarını kastederek onlar arkamdan gelirler derdi.

İktidar isteğini tutku boyutunda yaşamak ile yoğun egosantrizm bir dehada buluştuğunda karşımıza çıkan örnek Hoca olacaktı. Yaşadığı toprakların kısırlığı dehayı daha da yalnızlaştıracak, aydın sorumluluğu köşesine çekilip yalnızca düşünce işleriyle uğraşıp kavram üretmesine izin vermeyecekti. İktidar aradığı ve bunun için içine girdiği her çevre bir cemaat karakteri taşıdığından böylesine özgüven yüklü, deha ile delilik arasında sürekli gidip gelen birine tahammül edemeyecek ve alması gerekenleri alamayacaktı. Ya yoğun bir hayranlığın ya da o ölçüde bir nefretin muhatabı olacaktınız.

Deha karşılığını bulamayacağı topraklara düştüğünde yalnızca yaratmakla yetinemeyecek ve yapmanın yükümlülüğü de omuzlarına binecekti. Yapmak için iktidar ve güç isteyecek bunun içinde değişik kalıplara bürünecekti. Hocanın yaptığı işlerin kıymeti şu söylediklerimiz ve Hocanın deha yönü anlaşılmadan mümkün olmayacaktır. Onun bu yönünü kavrayamayanlar karşılarında bir oportünist, bir şarlatan görüp ruhlarını rahatlatacaklar. Ama aklı başında olanların buna izin vermemesi ve Hocayı bir bütünlük içinde yerli yerine oturtması gerekiyor. Şakirdi veya düşmanı olmadan bunu yapmanın yollarını aramalıyız. Üstelik sadece Hoca içinde değil bu topraklardan gelip geçmiş ve geçecek olan herkes için.