Abdullah Öcalan PKK ve KCK ile bağlantılı tüm yapıları içine alacak yasayı "kök yasa" olarak adlandırmıştı. Şimdi Meclise sunulan ismi farklı olsa da çıkarılacak yasanın Öcalan'ın söylediği gibi bir "kök yasa" olup olmadığını gelişmeler gösterecek. Eğer tamamlayıcı yasalar ile süreç mantıksal sonuçlarına ulaştırılır ise bu yasaya gerçekten "kök yasa" diyebiliriz. Yine Abdullah Öcalan her uzun yürüyüşün bir ilk adımla başladığından bahisle bunun bir başlangıç adımı olduğunu ve devamının mutlaka geleceğini belirtiyor.
Evet Türkiye tarihi bir adım ile karşı karşıya. Baskıcı, despotik ve demokrasiden uzak devlet geleneğimiz düşünüldüğünde atılan adım tek kelimeyle tarihidir. Devlet silah bırakılması karşılığında ilk defa her hangi bir pişmanlık dayatmasında bulunmaksızın kendisine karşı isyan ederek dağa çıkan ve haklarını silah aracılığıyla almaya niyetlenenlere mahsus kısmi, kademeli bir af girişiminde bulunuyor. Elbette devlet ilk defa af çıkarmıyor, ilan etmiyor. 12 Mart sonrasında ve 12 Eylül'den sonra da devlet TBMM aracılığıyla af ilan etmiş ve bu aftan bölücülükten yargılanan ve cezasını çekenler kapsam dışı bırakılmıştı. Anayasa Mahkemesi eşitlik itirazı yönündeki başvuruları kaale almamış ve reddetmişti.
Getirilen kanun taslağı sadece PKK ve KCK üyelerini kapsasa ve cezası infaz edilenler ile soruşturma ve koğuşturması devam edenleri içine alsa bile bu bir ceza infaz indirimi olmayıp teknik tabiriyle bir aftır. Anayasaya göre af çıkarma yetkisi münhasıran TBMM'ne ait olmasına ve bunun içinde 2/3'lük bir nitelikli çoğunluk gerekli olmasına rağmen kanun taslağı Meclise özenle af çağrışımı yapmaktan uzak bir şekilde getirildi. İçeriği son dakikaya kadar herkesten gizlenen, ancak imzaya açıldığı anda kapsayıcı olması için özen gösterilen ve genel kuruldanda kahir ekseriyetle geçmesi beklenen taslak af için gerekli nitelikli çoğunluk yakalanıp geçtikten sonra yasalaştığında Anayasa Mahkemesi'ne yapılacak teknik ve hukuki itirazların bir kısmı da geçersizleşecek.
Teknik olarak münhasır bir yasa olmasına ve ancak içerik itibarıyla bir af niteliği taşımasına karşılık yasa taslağının af olarak nitelendirilememesi sahiplerinin yasa taslağını siyasal olarak sahiplenmek konusundaki mahcubiyetlerine vermeli. Çünkü af muhataplarını eşitsiz bir ilişkinin tarafı olarak konumlandırsa da affeden irade açısından sorunun varlığını kabullenmek ve bu konudaki kabahat veya kusurunu da ikrar anlamına gelir. Zaten daha şimdiden ciddi anayasa hukukçuları ile ceza kanununun müellifleri yasa taslağının eğer yasalaşır ise bir yığın teknik sorun ortaya çıkartacağını ve uygulanmasında ciddi bir karmaşa yaşanacağını söylüyor.
Bize özel, patenti bize ait Kürt sorununun çözümü ve silahlı bir isyanın şiddetten arındırılarak hal yoluna konulması da, ancak böyle olabiliyor. Bu özel durum çatışma çözüm literatüründeki hiçbir örneğe benzemiyor. Zaten metolojisi de bize özgüydü. Normal şartlarda silahlı örgütün silahlı şiddete son vermesi ve feshi en sonunda konuşulacak iken bizdekinde en başa alındı ve PKK'nin kendini fesih kararı ile sembolik gücü çok yüksek silah yakma, süreci kabul edilebilir bir momente taşımakta işleri oldukça kolaylaştırmıştı.
Öcalan'ın söylediğinde tüm ihtiyat payına karşılık bir doğruluk var. Türkiye'nin geleneksel iktidar pratiği, devlet zihniyeti, Kürt meselesini idrak biçimi ve kendisine karşı gerçekleşen isyanlar karşısındaki yaklaşımı hesaba katıldığında en küçük bir tavize, esnemeye ve isyanın taraflarını muhatap kabul etmeye yanaşmadığı görülecektir. Hiç kuşkusuz bu süreçte de devlet eşyayı adıyla çağırmayarak, kitabı ortasından tutmayarak, kamuoyunu ve egemenliğin mihengi Meclisi manipüle ederek bile olsa kendisine isyan edenlere pişmanlığı dayatmayarak, ancak bir affa da cesaret edemeyerek bir örtülü af ile olsa dahi muhataplarına tepeden değil göz hizasından bakıyor. Az birşey mi?