Komşular Yanarken Türkiye Nasıl Kazansın?

Vedat Kahyalar

Son yirmi–otuz yılın Ortadoğu haritasına baktığımızda çok dikkat çekici bir tablo görürüz: Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirdiği ülkelerin büyük bölümü savaş, darbe veya işgal süreçleriyle parçalanmıştır. Bu gelişmeler yalnızca o ülkelerin halklarını değil, Türkiye’yi de ekonomik ve sosyal açılardan derinden etkilemiştir.

Kalifornia Üniversitesinden ekonomist  Prof Jeffrey Sach "ABD, AB ve NATO, Türkiye'nin iktisadi, teknik, ahlaki ve kültürel gelişme potansiyelinin %99'unu imha etti."diyerek konuyu bir cümlede özetlemiş aslında.

Bugün Ortadoğu’daki krizleri sadece “bölgesel çatışmalar” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü bu krizlerin ekonomik, sosyal ve kültürel sonuçları doğrudan Türkiye’ye yansımaktadır. Bu yansımalara tek tek bakalım:

IRAK

Irak bizim en önemli dış pazarlarımızdan biriydi. Neredeyse tamamen yok edildi.

2003’te başlayan ve tarihe Irak-Amerika Savaşı olarak geçen süreç yalnızca Irak’ı değil, Türkiye ekonomisini de derinden sarstı.

Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından biri olan Irak kısa sürede istikrarsızlık, yıkım ve iç çatışmaların sahnesine dönüştü. Bir zamanlar kamyonların kilometrelerce kuyruk oluşturduğu sınır kapılarından ticaret akardı. İnşaat, gıda, tekstil ve sanayi ürünleri Irak pazarında büyük yer tutuyordu.

Savaşla birlikte Irak’ın ekonomisi çöktü. Hazinesi, altyapısı ve üretim kapasitesi yok edildi. Bunun sonucu olarak Türkiye yalnızca büyük bir ihracat pazarını kaybetmedi; aynı zamanda güvenlik sorunları, sınır ticaretinin çökmesi ve bölgesel istikrarsızlığın maliyetleriyle karşı karşıya kaldı.

Irak halkı yoksullaşırken Türkiye de ekonomik ve sosyal bedeller ödedi. Oradan gelen göç ve bunun ağır faturasını uzun yıllar boyunca Türkiye devleti ve halkı ödedi.

SURİYE 

Sınırın öte yanındaki felaket Irak
benzeri bir tablo ile Suriye’de yaşandı.

2010’ların başında Türkiye ile Suriye arasında ticaret hızla artıyor, vizeler kaldırılıyor ve sınır ticareti gelişiyordu. Halep ile Gaziantep adeta ekonomik olarak birbirine bağlanmıştı.

Ancak savaşın başlamasıyla birlikte:

Türkiye’nin Suriye ile ticareti neredeyse sıfıra indi.
Milyonlarca insan Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı.
Sosyal ve ekonomik maliyetler Türkiye bütçesine ağır bir yük getirdi.
Bu felaketin en büyük mağduru elbette Suriye halkıdır. Ancak bu yıkımın ikinci büyük ekonomik etkisini yaşayan ülke de Türkiye olmuştur.

Şu Suriye kirli savaşına ve sebeplerine biraz detaylarıyla bakarsak...

Suriye 2011 yılında Amerika ve İsrail tarafından karıştırıldı. Projenin adi  BOP projesiydi. Israil icin ARZ-I MEVUD, Amerika için petrol doğalgaz hırsızlığının güvenle artarak devamı, Avrupa için Rus doğalgazına bağımlılıktan kurtulma ...

HAMAS'ın siyasi ofisi Şam'da idi. Hamas'a giden silah ve teknoloji Suriye üzerinden gidiyordu.

Gazze'nin 32 km ötesinde, Akdeniz'deki Filistin e ait olan dogalgaz, israil, İngiltere  ve Amerika tarafından yasa dışı olarak çıkarılıyordu. Gasbedilen doğalgazın Avrupaya boru hattıyla nakledilmesi Suriye devleti tarafından kabul edilmemişti. Bütün bunlar Amerika ve israil'i kızdırmış, kudurtmuştu.

Bu bölgede CIA ve MOSSAD tarafından kurulan vekil örgüt ve cemaatler ABD ve İsrail tarafından fonlanıyor, eğitilip, donatılıyordu.

Öldürülen sünni halk denilenlerin büyük kısmı bu örgutlerdeki kişilerdi. Elbette ki savaş ortamında haksız ölümler, yanlışlar da yaşanmıştır.

Amerikan devlet başkanı Donald Trump, bugünkü Suriye'yi israil ile birlikte kurduklarını defalarca hiç çekinmeden açıkladı. Bugün Suriyenin en değerli tarım arazilerinin bulunduğu  Golan Bölgesi savaşmadan İsrail'e teslim edildi. Suriye hava sahası Israil'e açıldı. Hamas'a silah-muhimmat sevkiyatı zinhar yasaklandı. Fransa'da, İsrail ile görüşülerek, israil'in güvenliği odaklı anlaşma imzalandı. Zaten Surye'ye ait askeri alanlar, silah ve mühimmat depoları, uçaklar, gemiler, tanklar önceden israil tarafından vurularak yok edilmişti.

O süreçte İran ve Rusya , Suriye hükumetinin resmi daveti ile Suriye'ye kısıtlı sayıda asker göndermişlerdi. Orada çatışanlar %95 oranında Suriye resmi ordusu ile  savaşan vekil örgütlerdi.Yıllar süren bu savaşın finansmanı büyük oranda Körfez arap  yönetimleri ve Amerika+israil tarafından sağlanmıştı. Suriye iç savaşında hem sünni hem alevi kesimden kayıplar yaşandı, 10 milyon Suriyeli başka ülkelere göç etti, kentler yıkıldı. Toplamda 1 milyona yakın insan yaşamını yitirdi.

Bütün bu vahşet ve zulumler ; Suriye'yi yıllarca diktatörce yöneten Esad ailesi ile CİA, MOSSAD ve onların kurdukları vekil örgütler marifetiyle, Amerikan-İsrail çıkarlarına hizmet eden Büyük İsrail (Ortadoğu) projesi için çalıştıklarının farkında bile olmayanlar tarafından cihad niyetiyle gerçekleştirildi.

Suriye 'de yaşanan bu olaylar en fazla Suriye halkı ile Türkiye ekonomisine zarar verdi. İhracat,  ticaret bittiği gibi olağanüstü göçlerle Türkiye'de sosyal ve ekonomik yönden sarsıldı.

MISIR

Bir dönem Türkiye ile Mısır arasında hızla gelişen ekonomik ilişkiler vardı. Türk sanayicileri Mısır’da organize sanayi bölgeleri kurmuş, tekstilden otomotive kadar pek çok alanda üretim başlatmıştı.

Bu süreçte Mısır’ın demokratik seçimlerle iş başına gelen cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, bölgesel iş birliğini güçlendirmeye çalışan bir siyaset izliyordu. Türkiye, İran, Pakistan ve Mısır arasında kurulabilecek yeni bir ekonomik, siyasi ve askeri iş birliği çabaları Mursi'nin hem iktidarına hem de canına mal oldu.

2013 te devrilen Mursi'nin  yerine ABD-İsrail ile uyumlu  Abdül Fattah el-Sisi yönetimi geldi.

Bu gelişme yalnızca Mısır’ın demokratik sürecini kesintiye uğratmadı; Türkiye ile gelişen ekonomik ortaklıkları da büyük ölçüde sona erdirdi.

LİBYA

Niye yıkıldığı hâla bilinmeyen bir dostluk? 

Türkiye’nin müteahhitlik sektörünün en önemli pazarlarından biri de Libya idi.

Libya’nın uzun süreli lideri Muammar Kaddafi, özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekatımızda Türkiye’ye ilk ve büyük destek veren isimlerden biri olarak biliniyordu. BM de yaptığı tarihi anti-emperyalist konuşmada, islâm ülkelerindeki sömürünün artık son bulmasını ve islam birligi benzeri düşüncelerini aktarmıştı.  Bu konuşma ve tavırlar birilerini fena kızdırmıştı.

2011’de Libya parçalandı. Ülke iç savaşa sürüklendi.
Türk müteahhitlerinin milyarlarca dolarlık projeleri yarım kaldı.
Türkiye büyük bir ekonomik pazarı kaybetti.
Bölgedeki istikrarsızlık Akdeniz’de yeni gerilimler doğurdu. Burada da en büyük zararı Türkiye  gördü. 

İRAN

Sürekli kuşatma, sürekli ambargolarla yaralanan ancak bütün bu haksızlıklara rağmen ayakta kalabilen ve 
Türkiye’nin önemli ticaret ortaklarından biri de Iran’dır. 

Ancak İran, uzun yıllardır ağır yaptırımlar ve ekonomik kuşatma altında yaşamanın halkı üzerindeki etkiyle yaşamakta ve zaman zaman da rahatsızlıklar gün yüzüne çıkmaktaydı. 

Devrim sonrasında , Filistin'e, Yemen'e, direnis cephesine  verilen destekler, kendilerini yeryüzünün sahibi olarak gören küfür ve kibir abidelerini daha büyük önlemler almaya teşvik etmiş ve günümüzdeki Iran- Siyo/haçlı savaşı başlamıştır. Halen devam eden savaşın Türkiye'ye etkileri maalesef olumsuz olmuş, bir türlü düşürülemeyen enflasyon petrol fiyatlarının atmasıyla daha da azgınlaşmıştır.
 
Özellikle Iran islam devrimi  sonrası uygulanan yaptırımlar, Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ilişkilerin potansiyelini sınırlamıştır. 

Enerji, sanayi ve ticaret alanlarında çok daha büyük bir iş birliği mümkünken, yaptırımlar bölgesel ekonomik entegrasyonu ciddi biçimde engellemiştir.

En yakın komşumuzla çok iyi ticaret, sanayi ve tarım işbirlikleri de ABD, NATO, israil marifetiyle en diplerde kalmış ve bundan en büyük zararı yine Türkiye görmüştür. 

AFGANİSTAN 
Benzer bir trajedi Afganistan’da yaşanmıştır.

1979’daki Sovyet–Afgan savaşı, ardından gelen iç savaşlar ve 2001’de başlayan iç karışıklıklar Afganistan’ı dünyanın en istikrarsız ülkelerinden biri haline getirdi.

Bu durum yalnızca Afgan halkını değil, bölge ülkelerini de etkiledi. Sürekli göç hareketleri, güvenlik sorunları ve ekonomik kopukluklar bölgesel kalkınmayı engelledi. 

Türkiye Afganistan’da yaşanan bu iç ve dış savaşlardan ülkesine büyük göç dalgaları alarak buyuk zararlar görmüştür. 

FİLİSTİN

1948 de İngilizlerin marifetiyle Filistin'e başlatılan Yahudi goçü bitmeyen bir dramı tetiklemiş. Huzursuzluklar, ölumler, göçler ve çatışmalar hiç ara vermemiştir.

1948’de başlayan Nakba ile milyonlarca Filistinli evlerinden, yerlerinden edildi. Ardından gelen savaşlar ve işgaller, Filistin’in ekonomik ve siyasi olarak ayakta durmasını neredeyse imkânsız hale getirdi.

Bu durum yalnızca Filistin halkının dramı değildir. Aynı zamanda bütün bölgeyi sürekli bir gerilim ve istikrarsızlık ortamına mahkûm eden bir sorundur. 

Lübnan da Filistin benzeri bir zulmü yaşamış ve ekonomisi de çökertilmiştir.

Büyük Soru?

Bütün bu örneklere baktığımızda ortaya çıkan soru şudur:

Türkiye’nin ticaret yaptığı, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirdiği ülkelerin neredeyse tamamı neden aynı kaderi yaşamıştır?

İran, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Filistin, Mısır, Lübnan 

Bu ülkelerin her birinde yaşanan krizler yalnızca o ülkeleri değil, Türkiye’yi de ekonomik ve sosyal olarak etkilemiştir.

" Komşularınız yanarken sizin refah içinde yaşamanız mümkün değildir."

Bölgeniz sürekli savaş ve istikrarsızlık içindeyse ekonomik kalkınmanız da sınırlı kalır.

İslam coğrafyasının  kaderi birbirine bağlıdır. 100 yıldır geleceğimizi, vizyonumuzu batıya endeksledik. NATO'ya girdik, AB'ye girmek için harcadığımız para ve enerji ile orta boy bir devlet kurulabilirdi, ABD' nin sözde stratejik ortağıyız ..? 

Ne kazandık, neler kaybettik ?

Türkiye’nin gerçek kalkınması, yalnızca kendi sınırları içinde değil; komşu ülkelerle barış, istikrar ve ekonomik iş birliği kurabildiği ölçüde mümkün olacaktır.

Çünkü bölge halklarının huzuru ile Türkiye’nin refahı aynı zincirin halkalarıdır.

Küresel emperyalizmin sömürü düzeni; büyük bir sarsıntı ile çözülüyor, kırılıyor, çöküyor ve bitişe doğru gidiyor. Dünyamıza yeni bir küresel düzen gerekiyor.

Müslüman bilim otoritelerinin, siyasi güç sahiplerinin, alimlerin; yepyeni ve günümüzün tüm sorunlarına çözümler sunan; yeni bir adalet, yaşam ve ekonomi modelini oluşturmaları gerekir.

Bu çalışmalar şu anda islam aleminin en önemli işidir. Eminim bunu Allah ta istiyor ve Müslümanlardan bekliyor.