Mekke İttifakı

Hacı Hüseyin Kılınç

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Mekke'de askeri bir ittifakın altına imza attılar. Ülke temsilcileri yaptıkları açıklamalarda ittifakın caydırıcılık amaçlı olduğunu ve taraflardan birine yapılacak saldırının diğerine de yapılmış sayılacağını deklare ettiler. Yapılan açıklamalarda böyle bir ittifakın bu yıl başlarında kurulmasının hedeflendiği, ancak İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşın ittifakın kuruluşunu geciktirdiği belirtildi. Anlaşma gizli olduğundan ve sözcüler çok sınırlı açıklamalar yaptığından mahiyetini ve çerçevesini bilemiyoruz. Hangi saldırılar, hangi tehditler ortak savunmanın kapsamına dahil edilecek ve bunun için nasıl bir mekanizma oluşturulacak belli değil. Örneğin ortak bir savunma ordusu kurulacak, bu ordu tek bir komutanlık altında birleştirilecek ve müşterek tatbikatlar yapılacak mı yoksa her bir ülke kendi askeri kapasitesi ile ittifaka dahil mi olacak meçhul. Yine ittifak üyelerinden birine yapılacak hangi türden saldırılar müşterek mekanizmayı harekete geçirecek bilinmiyor. Yoksa ortak savunma gibi güçlü bir ifadeye sığınılarak güçlü bir caydırıcılık mesajı mı verilmeye çalışılıyor bu da belli değil.

Ama tüm bu bilinmeyenlere rağmen böylesi bir girişimin bölgede taşları yerinden oynatacağı aşikar. Anlaşma ile bölgede yeni bir denklem oluşuyor. Trump imzalanan anlaşmadan memnun olduğunu açıkladı. İsrail herhangi bir açıklama yapmış değil. En net tavrı İran aldı ve anlaşmanın kendilerine karşı yapıldığını açıkladı. Trump memnun olduğuna, İsrail sessiz kaldığına göre İran üzerine alınmakta haksız değil. İran, Suudileri hedef aldı ve ABD korumasının bile başına gelenleri önlemeye yetmediğini, güvenliğinin asıl olarak izlediği politikaları gözden geçirdiğinde sağlama alınacağını tavsiye etti.

İmza atan ülkelere baktığımızda Suudilerin bu ittifakın finansörü olacağını, Pakistan'ın nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke olarak nükleer korunma sağlayacağını, Türkiye'nin ise savunma sanayisindeki atakları ile hem silah ve mühimmat tedarikçisi hem de askeri koruma sağlayacağını tahmin ediyoruz. Suudiler uzun bir süredir ABD'ye olan askeri bağımlılıklarını azaltmayı başka alternatiflerle çeşitlendirmeyi hedefliyordu. Rusya ile ilişkilerini geliştiriyor ve Çin'le işbirliğini arttırıyordu. Hatta İran savaşı başlamadan önce Çin aracılığıyla İran ile görüşüyordu. Suudiler, Pakistan'a ciddi anlamda mali yardım yapıyor, işgücü tedarilinde bu ülkeye ayrıcalıklı ülke muamelesi yapıyordu. İran savaşı başladıktan sonra Pakistan, Suudilere yirmiye yakın savaş uçağı ile on bine yakın asker göndermişti. İran, Suudi ülkesindeki Amerikan tesislerini bombalamasına dolayısıyla savaşın Suudilere de sıçramasına rağmen Pakistan herhangi bir yanıt vermemiş ve hatta İran ile ABD arasında arabuluculuğa soyunmuştu.

Sınır komşuluğu olmayan, birbirinden binlerce kilometre uzakta bulunan ve ortak tehdit algılamaları olmayan bu üç ülke neden böyle bir anlaşmanın altına imza atmış olabilir? Pakistan için en büyük sorun Hindistan ile yaşadığı Keşmir meselesi. Bugüne kadar dört defa savaştılar ve bu sorun her an patlamaya hazır vaziyette duruyor. Pakistan nükleer caydırıcılığının Hindistan'a yönelik olduğunu söylüyor. Türkiye Nato üyesi ve bu ittifakın sağladığı caydırıcılıktan istifade ediyor. Bilindiği gibi Nato kuruluş senedinin beşinci maddesi ittifakın bir üyesine yapılmış saldırıyı tamamına yapılmış sayıyor. Ancak bu madde bugüne kadar bir defa o da 11 Eylül saldırılarından sonra ABD'nin isteği üzerine hayata geçmişti.

Türkiye ve Pakistan'ın böylesi bir ittifaka askeri açıdan ihtiyaçları olmadığına göre geriye bir tek Suudiler kalıyor. Ve görünen o ki bu ittifak bölgesel denklemi değiştirmek, İran ve direniş eksenine göz dağı vermek ve Suudileri korumaya almak için kuruluyor. Trump 'ın memnuniyeti de bu yükümlülüğün üzerinden alınmasından kaynaklanıyordur. Yoksa bu ittifakın İsrail'e karşı kurulduğu iddiası bir martavaldan ibarettir. Bu ülkelerin üçü de Trump'ın Gazze için açıkladığı planın bir parçası olup sırf onunla aynı masada oturabilmek için 1 milyar dolar para verdiler. Anlaşma somut olarak İran'ı ve direniş eksenini karşısına almasa İsrail böyle bir gelişmeden rahatsız olabilirdi. Çünkü İsrail bölgede Amerikan eksenindeki ülkelerin kendinden bağımsız biraraya gelmesinden rahatsızlık duyar. Ama mesele İran ve direniş ekseni olduğunda işin rengi değişir.

ABD koruması Suudileri tatmin etmiyor. Bunu İran savaşında yaşadılar. Suudilerin bu savaşa katıldığı ve ülkelerinde bulunan Amerikan askeri üslerinden kalkan uçakların İran'ı bombaladığı ortaya çıktı. İran'da buna mukabele ederek Amerikan üsleri ile petrol tesislerine füzeler göndermişti. Kısa bir süre önce Suudiler ABD ile birlikte Irak'taki İran sempatizanı yarı resmi Haşdi Şabi milislerine saldırılar düzenledi. Yine Şii nüfusun yoğun olduğu Yemen'de Husiler İran'a yardım amacıyla Kızıldeniz'deki gemi trafiğini kontrol ediyor ve Babul Mendep'i kapatma girişiminde bulunuyordu. Ensarullah Gazze savaşında İsrail'i vuruyordu. İran savaşı hem körfezin diğer ülkeleri için hem de Suudiler için ABD korumasının yetmediğini net biçimde ortaya çıkarmıştı.