Melekgirmez'e İnat: Zikrin Çarşısı

Remzi Yıldırım

MELEKGİRMEZ’E İNAT: ZİKRİN ÇARŞISI


Sabah henüz uykunun koynundayken, gün ışığı usulca dokunur demir kepenklere.
Bir ses yükselir önce; bir daraba, bir diğerine ses verir.

Sanki görünmeyen bir maestro yönetir bu çarşıyı,
tenekeden bir senfoni başlar Melekgirmez’de.

Adı serttir bu yerin
“Melek girmez” der gibi, kapılarını göğe kapatmış sanırsın.
Ama içeri girince anlarsın,
yanılmışsın.
Bir çay söylenir hemen—
daha müşteri selamını tamamlamadan.

“Hoş geldin”den önce bir sıcaklık,
çayın buharında yükselen bir muhabbet.
Ve ardından gelir o tanıdık cümle:

“Allah seni inandırsın…”

Bu söz, bir satışın değil, bir teslimiyetin mühürüdür aslında.

Her dükkânda ayrı bir hikâye,
her tezgahta ayrı bir alın teri,
her yüzde saklı bir dua vardır.
Tespihler döner parmaklarda,
ama sadece boncuklar değil—
zaman da döner, sabır da, şükür de.

Bu çarşıda pazarlık bir hesap işi değil,
bir gönül alışverişidir.
Rakamlar konuşur ama,
asıl dili kalptir bu sokakların.

Ve insan sorar kendi kendine:
Madem her köşede bir 

“Bismillah”,

madem her ağızda bir 

“Elhamdülillah”,

madem her alışverişte bir dua,
o halde neden 

“Melekgirmez”?

Oysa ben gördüm…
Bir yaşlı esnafın titreyen ellerinde merhameti,
bir çırağın gözlerinde umudu,
bir müşterinin duasında şükrü.
Eğer melekler uğramazsa böyle yerlere,
nereye inerler ki?

Belki de isimdir yanıltan bizi.
Belki de çoktan girdiler,
ama biz tabelaya takıldık kaldık.

Bir gün değişir mi adı, bilinmez.
Belki bir referandum, belki bir ortak karar,
belki de sadece bir vicdan dokunuşu yeter.

Ama şunu bilirim:
Bu çarşıda melekler zaten var—
çayın buharında,
tespihin ritminde,

“Allah bereket versin” diyen dillerde saklılar.

Ve Melekgirmez,
adıyla değil,
ruhuyla anılacak bir gün:

Meleklerin çoktan uğradığı çarşı…