Meral Hanım’a Çağrı!

Hacı Hüseyin Kılınç

Meral Hanımın işinin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Tarih yapmak da ancak bu zorlukların üstesinden gelindiği takdirde mümkün oluyor. Türkiye'nin çağdaş, medeni bir topluma dönüşebilmesinin manivelalarından bir tanesi Akşener'in elinde bugün. Ya içinden çıktığı siyasi hareketin tehditlerine, şantajlarına, ayartmalarına boyun eğecek yada Türkiye'de belki de ilk defa mümeyyiz vasfı anti-faşizm olan bir merkez sağ siyasi hareketi örgütleyecek. 

Akşener geçmişinin hatırlatılmasına çoğu zaman kızıyor. Kimse bu konuda  haksızlık yapmıyor, herkes olanı biteni hatırlatıyor kendisine. Akşener bu dönemin sadece bir yönünü öne çıkartıyor geçmişi konuştuğu vakit.

O da 28 Şubat'a karşı çıkması, askerler karşısında diklenmesi ve milli görüş hareketinin hamiliğini yaptığı hatırlatmaları. Meral Hanım bu konuda çok şey yaşamış, çok şey bilmiş insanların bilgeliğiyle konuşuyor onlar karşısında. Şunu demeye getiriyor herhalde; bu zor dönemde merkez sağın tüm siyasi aktörleri başta o dönemin Cumhurbaşkanı Demirel olmak üzere askerle iş tutarken sizlerin devlet katlarında  hak ve hukukunuzu elimden geldiğince ben  gözetmeye çalıştım.

O dönemin solcuları, Kürtleri ise Akşener'i başka türlü hatırlıyor.  On yedi bin Kürdün faili meçhule gittiği, İstanbul'un merkezinde gazete binalarının havaya uçurulduğu, kolluğun gece yarıları evler basıp, infazlar gerçekleştirdiği zor zamanlar bunlar. Akşener bu dönem rejim içinde öne çıkmış olan polis partisinin siyasi temsilcilerindendi. Ailesinin ülkücü geçmişi, kendisinin Asenalığı onu bu partinin sözcülerinden birisi haline getirip İçişleri Bakanlığı'na kadar yükseltmişti.   

Akşener bir göçmen kızı bununla da çok övünüyor. Muhacirliğin getirdiği direngenlik, zorluklar karşısında yılmamak ve özellikle çok parlak olmasa da akademik geçmişi Akşener'e bazı ayırıcı vasıflar edindirmiş. Akşener bugün siyasi haritanın merkezine yakın bir yerden konuşuyor. Fakat merkeze inmek için daha alınması gereken çok yol var.

İktidar bloku tarafından önce taşlanan, izzeti nefsiyle oynanan Akşener hareketini kurup gemisini dalgalı sularda yüzdürmeyi başardıktan sonra şimdi aynı çevreler tarafından  taltif edilip, ama her an aba altından sopa gösterilmek suretiyle yanlarına davet ediliyor. Bu çağrılar Akşener'in kuşkusuz özgüvenini daha da yükseltiyor.

Burnundan kıl aldırmayan, artık iktidarın vücut bulmuş hali olan Erdoğan ve Bahçeli'ye geri adım attırmak, söylediklerini yutturmak neresinden bakılırsa bakılsın bir başarı. Bir kadın olarak üstelik erkek kültürünün şahikalaşmış hali olan ülkücü geleneğin içinden koparak o topluluğa liderlik etmek hiç de azımsanacak işler değil.

 Meral Hanım kadın olmanın hem avantajlarını hem de dezavantajlarını yaşadı. Başlangıçta kabalığın, şiddetin, gözdağının siyaset yapma tekniği olduğu bir çevreden çıkarak bu saldırıları metanetle sırtlanarak yoluna devam etti ve şimdi bu alandan yapılan her saldırı ona puan kazandırıyor, kadınların ilgisinin bu hemcinsleri olan siyasetçiye yönelmesini sağıyor. Bir kadına yapılacak en ağır saldırıları olgunlukla göğüsledi ve rakiplerine karşı kullanacağı silahlara dönüştürdü. Bu konudaki başarısını inkar edemeyiz. 

Akşener tereddütsüz Cumhurbaşkanı olmayı da arzuluyordur. Her ne kadar bu isteğini asla Türkiye'nin ihtiyaçlarının önüne geçirmeyeceğini söylese de. Türkiye'ye seslenebilmek için samimi bir biçimde her çevre ile diyalog halinde olmayı başarmak gerekir. Halbuki Akşener'in formasyonu Türk sağının zihni koordinatları tarafından üst belirlenmiş vaziyette. Bu sola karşı hala zihinleri felç eden bir anti-komünizm saplantısı ile Kürtlerin varlığını tanımamaktan kaynaklı handikaplar. 

Akşener'in bu yolculuğunun başarılı olması için daha dönülmesi gerekli virajlar var. Türkiye'nin antikomünizm hastalığından kurtulmuş bir sağa ihtiyacı var. Solun her türünü, rengini onun en radikal hali ile özdeşleştirmeyecek ve hatta onun da meşrutiyetini savunacak bir sağdan bahsediyoruz.

Yine antifaşist olmanın  mümeyyiz vasfı olmasını sindirmiş bir sağ. Çok şey mi istiyoruz diye soruyorum bu satırları yazarken. Kamil bir demokrasiye ulaşmak ise hedefimiz bunları talep etmek de hakkımız.

Bugün Akşener içinden kopup geldiği  MHP ile tüm zihinsel bağlarını maalesef koparabilmiş değil. O taraftan gelen eleştiriler karşısında anında teyakkuza geçmesinden anlıyoruz bunları. Bir başka yazıda analiz ettiğimiz gibi Akşener'in ardındaki toplumsal güçlerin MHP ile ortak bağları son derece zayıftır. Kentlidir, hoşgörülüdür, diyalogdan yanadır ve her şeyden fazla Cumhuriyetçi değerlere bağlıdırlar.

Tek adam rejiminden ve alaturka Başkanlık sisteminden rahatsızdırlar. Akşener'in şanssızlığı siyasal formasyonlarını ülkücü müktesebat üzerinden edinmiş kadrolarla hareketini örgütlemiş olmasıdır. Etrafındaki kadrolar Akşener'in yaşadığı pratik deneyimlerden yosun oldukları için aralarında uyumsuzluklar çıkmaktadır.  

Bugün Türkiye'nin gerçek siyasal güçler sahnesinde üç temel kuvvet vardır. Kürt siyaseti bunlardan bir tanesidir. Yaşadığımız beş yıllık zor koşullara, alacakaranlığa rağmen bu böyledir. İktidar blokunun siyasetinin ana hedefi bu gücü dağıtmak, tasfiye etmek ve genel siyasetle bağlarını koparmak üzerine kurgulanmıştır. Akşener'in bu bedahatı şu anlattığımız yalınlıkta görmeye ihtiyacı vardır.

Söylediklerinde samimi ise, önceliği Türkiye'nin ve çocuklarımızın geleceği ise Kürtlere ilişkin ezberini terk etmelidir. Onlarla sağlıklı ve samimi bir diyalog başlatmalıdır.

Bunun için Demirtaş kendisine altın bir fırsat sunmuştu. Yürekli, cesur ve siyasetin künhüne varmış bir kadın olarak Akşener'in dönüşümü umarım umduğum sonuçlara ulaşır ve hep beraber daha medeni, demokrat, sorunlarının asgarisini çözmüş, barış içinde bir ülkede yaşamasını beceririz.