Belediye zabıtası, şehirlerin düzenini sağlamak için vardır. Görevi; halkın huzurunu korumak, kaldırımları işgalden kurtarmak, kaçak yapılaşmayı önlemek, halk sağlığını tehdit eden unsurları denetlemek ve belediye mevzuatını uygulamaktır. Bu görevler, toplum düzeni açısından vazgeçilmezdir.
Ancak bir soru var ki, zaman zaman vicdanları rahatsız ediyor:
Bir seyyar satıcı kaldırılacaksa, neden ekmek teknesi paramparça ediliyor?
Kanun, kaldırmayı emrediyorsa; kırmayı da mı emrediyor? Hayır!
İşte üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele budur.
Bir sabah erkenden evinden çıkan bir zabıta memuru ile tezgâhını açmaya çalışan bir seyyar satıcıyı düşünün.
Birinin görevi mevzuatı uygulamaktır.
Diğerinin amacı ise akşam çocuklarına ekmek götürebilmektir.
Aslında ikisi de hayat mücadelesi vermektedir.
Sorun, bu iki insanın karşı karşıya gelmesi değil; çözümün yöntemi olmalıdır.
Elbette belediye, yasak bölgelerde izinsiz satış yapılmasına göz yumamaz. Kaldırımlar yayalarındır. Şehir düzeni korunmalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Fakat hukuk kadar önem taşıyan bir başka kavram daha vardır:
Kamu vicdanı.
Bir tezgâhı kaldırırken onu kullanılmaz hâle getirmek, sadece demir ve tahtayı kırmak değildir; çoğu zaman bir ailenin umudunu da kırmaktır.
Oysa belediyelerin teknik ekipleri, marangozları, kaynak ustaları ve teknikerleri vardır. Gerektiğinde tezgâh dikkatlice sökülüp muhafaza altına alınabilir. Hem kamu düzeni sağlanır hem de gereksiz maddi zarar oluşmaz.
Mevzutın gücü, kırıp dökmesinden değil; hukuk içinde, ölçülü ve insan onuruna yakışır şekilde hareket etmesinden anlaşılır.
Zabıta teşkilatı, vatandaşın korktuğu değil, güvendiği kurum olmalıdır.
Çünkü zabıta sadece ceza kesen bir görevli değildir; belediyenin gülen yüzü, devletin vatandaşa en yakın temsilcisidir.
Bir vatandaş, "Zabıta geliyor." dediğinde panik değil, adalet duygusu hissetmelidir.
Kurallar uygulanırken merhamet kaybolmamalıdır.
Disiplin sağlanırken saygı elden bırakılmamalıdır.
Çünkü şehirler yalnızca yollarıyla, parklarıyla, binalarıyla değil; insanına gösterdiği değerle de büyür.
Belki de artık yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Tezgâh kaldırılacaksa, kırılmadan kaldırılsın.
El konulacaksa, tutanakla teslim alınsın.
Vatandaşa önce uyarı yapılsın, çözüm yolu gösterilsin.
İhlal devam ediyorsa hukuk neyi gerektiriyorsa o uygulansın.
Böylece hem belediye görevini eksiksiz yapmış olur hem de vatandaşın ekmek teknesi gereksiz yere yok edilmez.
Unutmayalım.
Kanun uygulayan Belediyeci olmak önemlidir.
Ama Sosyal Belediye olmak daha büyük bir erdemdir.
Şehirleri güzelleştiren yalnızca kaldırımlar değildir.
İnsan onurunu koruyan uygulamalardır.