Nato Zirvesinin Ardından (2)

Hacı Hüseyin Kılınç

7-8 Temmuz tarihlerinde toplanan Nato zirvesi ittifak tarihindeki dönüm noktalarından birine denk geldi. Dijital dünya giderek gerçek dünyanın yerine ikame edildiğinden dünyayı açıklamak ve anlamlandırmak için daha fazla bu dünyanın diline müracaat ediyoruz. Nato'nun bu zirvesine bu nedenlerle olsa gerek Nato 3.00 denildi. Yani tıpkı bir bilgisayarın yeni sürümünde olduğu gibi Nato 3.00 ile ittifakın yeni bir sürümü ile karşı karşıya olduğumuz ima edildi.

2021 tarihinde başlayan ve biteceğine dair umutların her geçen azaldığı ve artık kanıksanmaya başlayan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş zaten Ukrayna'nın Nato üyeliği adaylığı üzerine başlamıştı. Soğuk savaş sona erdikten sonra Varşova paktı dağılmış ve artık Nato'nun da gereksizleştiği düşüncesi daha fazla konuşulmaya başlanmıştı. Çünkü Nato kuruluş senedine göre ittifak özellikle Batı Avrupa'yı komünizm tehditinden korumak ve Atlantik bölgesinin güvenliğini sağlamak üzere kurulmuştu. Yıkılmış Avrupa ABD yardımları ile toparlanmaya çalışırken kendi güvenlik ihtiyacını karşılayacak imkan ve kabiliyetten yoksundu. Faşizmi yenmenin prestijine sahip Sovyetler Avrupa'nın yarısında Halk Demokrasileri denilen rejimler yaratmıştı.

Sovyetler yalnızca Kızıl Ordu'nun ilerleyebildiği bölgelerde Halk Demokrasileri kurmakla kalmamış Batı Avrupa'nın güney kuşağı istisnasız bir devrimci durum içine girmişti. Yunan partizanları önce Nazilere direnmiş ve sonra İngiliz işgaline karşı çıkmak için direnişi devam ettirmişler ve 1949 yılına kadar dağlarda partizan mücadelesini sürdürmüşlerdi. Aynı şey İtalya için de geçerliydi. Mussolini faşizmine karşı direnmenin onuru İtalyan komünistlerine aitti. Mussolini'yi kaçarken yakalayan ve yargılayıp kurşuna dizen komünistler olmuştu. Ülke savaş sonrasında komünistlerin liderlik etttiği fabrika işgalleri ve genel grevlerle çalkalanıyordu.

Aynı şey Fransa içinde geçerliydi. Naziler çok kısa bir sürede ülkeyi işgal etmişler ve kukla bir işbirlikçi rejimi iş başına getirmişlerdi. Tıpkı 1871 Paris Komünü öncesinde yaşanılan Prusya-Fransa savaşında olduğu gibi ülkede işbirlikçi bir rejim ortaya çıkmıştı. Burada da direnişe komünistler önderlik ediyordu. Bu nedenle savaş sonrasında prestijleri çok yüksekti. Güney kuşağında bir tek İspanya 1938 yılında iç savaşın Franko tarafından kazanılması ile bir devrimci durum yaşamıyordu. Hem Hitler hem de Mussolini iç savaş sıradında Franko'ya her tür desteği vermiş ve iç savaş ikinci savaşın bir provasına dönüşmüştü. Ama gelişmiş kapitalist batının bağrında bir devrimden her zaman ürken Stalin'in önderliğindeki 3.Enternasyonal'in yanlış politikaları devrimin ezilmesine yol açmıştı.

İtibarı yüksek bir Sovyetler ile faşizme karşı direnişin haklı prestijine sahip komünistler her yerde ülke siyasetinin merkezine yerleşmiş ve bir alternatif haline gelmişti. Ancak Yalta ve Postdam zirveleri ile Avrupa Stalin, Rosweld ve Churchill arasında çoktan pay edilmişti. Bu anlaşmaya göre Kızıl Ordu'nun ilerleyebildiği ve kontrol edebildiği yerler Sovyetlere kapitalizmin geliştiği Batı ise ABD'nin denetimine bırakılacaktı. İngilizler kazanan tarafta olmakla birlikte savaştan yıpranarak çıkmışlar ve kapitalist batının liderliğini ABD'ye devretmek üzereydiler. Fransa galip tarafta yer alıyordu, ancak savaşta ülke işgal edilmiş ve yanıp yıkılmıştı. Almanya'yı ise anlatmaya lüzum yok.

Bu paylaşımda jeopolitik ve jeostratejik gereksinimler rol oynamıştı. Sovyetler dünya devrimine değil kendi jeostratejik ihtiyaçlarına öncelik vermişti. Ülkelerinin bir saldırı ve işgalden uzak kalabilmesi için doğu Avrupa'ya öncelik vermişlerdi. Kapiralist dünyanın yeni lideri ve hegemon gücü ABD ise gelişmiş kapitalizmi bir devrim ihtimalinden uzak tutmayı hedeflemişti. Soğuk savaş ile birlikte iki sistem arasında yoğun bir düşmanlık başlasa da taraflar birbirinin nasırına basmamaya özen gösteriyordu. Sovyetler batıdaki devrimci durumlara destek vermiyor ABD ise Kızıl Ordu üzerinden gerçekleşen Sovyet yayılmasının karşısına dikilmemişti. Taraflar birbirlerinin sınırlarını biliyordu.

Bu nedenle Nato sadece bir askeri ittifak değil asıl olarak gelişmiş ve sanayileşmiş Batı için komünizm tehdidini bertaraf etmek için kurulmuş askeri ve siyasal bir organizasyondu. Konvansiyonel savaşı esas alıyor ve ittifak üyesi orduları bu esas üzerinde yeniden yapılandırıyor, ancak caydırıcılığı ABD nükleer gücü üzerinden sağlıyordu. İki tarafta yani hem Varşova Paktı hem de Nato içine aldığı ülkelere Sovyet ve ABD ihtiyaçlarına öncelik verecek roller yüklüyordu. Ülkelerin güvenlik ihtiyaçları asıl olarak bu iki güç tarafından karşılanıyordu. Ancak Nato aynı zamanda ilgisini ittifak üyesi ülkelerdeki sol ve ilerici hareketlerin tasfiyesi ve pasifikasyonu üzerine kurmuştu. Öncelikli amaç olası bir Sovyet tehdidi ve yayılmasını bertaraf etmek değil içerideki komünizan cereyanları ve hareketleri bastırmaktı. Nato'nun askeri komutanı bir norm olarak daima ABD'den seçildiği için ittifakın bütün üyeleri ABD ordusunun öncelik ve ihtiyaçlarına göre konumlandırılmıştı. Nato soğuk savaş sona erip Sovyet düzeni yıkılıncaya kadar salt transatlantiğin güvenliğini sağlayan bir askeri ittifaktan çok ittifakın kapitalizm temelinde iç birliğini sağlayan bir siyasal organizasyon olmuştu.

ABD ittifak içindeki ağırlığı ve gücü ile ittifakın tüm üyelerinin devlet aygıtlarını dönüştürebilmiş kendi önceliklerini dayatabilmiş ve bu sayede hegemonik gücünü perçinleyebilmişti. Nükleer caydırıcılık nedeniyle bir savaş ihtimali oldukça düşüktü. Ancak ittifakı kendi önceliklerine uyduran ABD Nato aracılığı ile kapitalist dünyanın lideri haline geldi. Ancak bunun da bir diyeti vardı. Güvenliğini ABD'ye havale eden savaş sonrasının Batısı kaynaklarını askeri alana değil ülkelerinin imarına ve ihyasına ayırdığı için hızla kalkınacak ve toparlanacaktı. Çünkü savaşa ve militarizme harcanan her kuruş birer ölü yatırımdı ve geri dönüşü yoktu. Siyasal ve askeri hegemonyasını ABD'ye devreden batı 20 yıl gibi bir sürede kendini toparlayacak ve toplumsal istikrarını sağlayacaktı. Özerklik arayışı yalnızca Fransa'dan gelecekti. De Gaulle Fransa'yı ittifakın askeri kanadından çıkaracaktı.