NATO ZİRVESİNİN ARDINDAN

Hacı Hüseyin Kılınç

Nato zirvesi öncesi planladığımız yazı dizisine ancak şimdi başlayabiliyoruz. Çünkü kafamızdan geçirdiğimiz, planını yaptığımız bir yazıyı günlük hayatın dertleri içinde maalesef dakik olarak yetiştirme fırsatımız olmuyor. Ama Türkiye'de yapılan Nato zirvesi günceli aşan sonuçlar doğuracağı için bu gecikmenin telafisi de mümkün.

Biz zirvenin geride bıraktığı hayhuya, şatafata, kuru gürültüye aldanmayacağız. Türkiye zirveye damga vurabilmek için ölçüsüz bir gösterişe başvurdu. Bir yanda yeniçeri kılıklı adamlar diğer yanda mehteran ölçüsüzlüğün dışa yansıyan enstantaneleriydi. Türkiye'yi yönetenler dışarıya karşı bir güç gösterisi yaparken Osmanlı geçmişine sığınıyor. Osmanlı'nın bir dönem Avrupa'yı titrettiği, annelerin çocuklarını korkutmak için Türkler geliyor dediği bir vakıa. Ama tarihi bir güç gösterisine çevirenlerin unuttuğu bir başka geçmişte var. O da aynı Osmanlı'nın Batı karşısında yarı sömürgeleştiği ve bir hasta adam muamelesi gördüğü.

Bunun tarihle barışık olup olmamakla bir ilgisi yok. Çünkü tarih dediğimiz alan bugünün ihtiyaçlarından bağımsız değil. Tarih de bir ideolojik mücadeleler alanı. Her güç günün ihtiyaçlarına göre tarih denilen ambara dalıyor ve oradan gereksinim duyduğu şeyi alıp çıkartıyor. Eğer yoksa bile muhayyileyi devreye koyuyor ve ihtiyaç duyduğu şeyi icat ediyor. Mevcut iktidar imgesi Cumhuriyeti bir kaza, bir kayıp gördüğü için Cumhuriyet mirasını değil çok daha gerilere giderek Osmanlı mirasını yüceltiyor. Türkiye yüzyılı dediği hikayenin ilhamını Osmanlı geçmişinden devşiriyor.

Örneğin bu hikayede buradan gelmiş geçmiş kültürlere, medeniyetlere yer yok. Çünkü yaşanılan topraklara ürettiği medeniyet değerleri ve kültürel zenginlikleri açısından bakılmadığı için sığınılan yerde boş bir şişinme oluyor. Herkes sanki bu tarihten habersiz ve zır cahilmiş gibi zirveye gelen liderlerin şaşkınlığından ve hayretinden söz ediliyor. Evet bir şaşkınlık var ve bu şaşkınlık zırvalığın verdiği bir şaşkınlık olsa gerek. Yoksa heybetin, haşmetin ve ihtişamın yarattığı bir şaşkınlık değil. Batılı gözler bu ihtişamın nasıl bir çöküşle noktalandığını iyi biliyor. Çünkü Türkiye'yi yönetenlerin Batılılara vermek istediği mesajı onlar bizimkilerden daha iyi biliyor.

Batılı emperyalist güçler bu şaşanın sadece ülkeyi yönetenlerin değil ahalininde en temel kimlik sorunu olduğunun farkında. Her millet geçmişiyle gurur duymak, şereflenmek ister. Ama milletlerin tarihi tek yönlü değildir. O tarihte gurur kadar utanç, şeref kadar küçük düşmelerde vardır. Çünkü milletlerin tarihinde güç ve ihtişam kalıcı değildir. Ve sadece güç ve ihtişam ile uygarlığın bir parçası olamazsınız. Uygarlığı ancak geçmişinizle abartıdan uzak bir biçimde hesaplaşarak, bu alanı komplekssiz bir biçimde araştırmacıların hizmetine açarak ve medeni değerleri yücelterek özümseyebilirsiniz.

Yoksa dünyanın giderek kaba kuvvetin iş gördüğü, uluslararası norm ve ölçülerden uzaklaşıldığı ve bu norm ile ölçüleri hayata geçirecek kurumların etkisizleştiği bir yer haline geldiği günümüzde, Nato zirvesini düzenleyenlerin gelenlere sadece pazularını göstermesi gidişat ile uyumlu aslında. Olağan olmayan şey bunun ölçüsünün kaçırılması, binlerce insanın sırf protestolar olmasın diye gözaltına alınması, tutuklanması ve bunun kanıksanmış olması; anti emperyalist bir savaşla kurulan bir ülkenin topraklarında dünyanın en büyük emperyalist örgütü zirve düzenlerken anti emperyalist seslerin solcular dışında kimseden çıkmamış olması ve bu haydutluk örgütünün işleyeceği yeni cinayetler kararlaştırılırken bunun bir övünç gibi sunulması.