Öğrenmenin Sonu Yoktur

Yaşar Erkmen

Öğrenmenin yaşı yoktur, insan her yaşta öğrenebilir.

En başarılı okul, hayattır; insanlar da bu devasa okulun doğal öğrencileri. Hem de yaşamının ilk gününden son gününe kadar.

Bazı insanlar,

“Ben hayat üniversitesini bitirdim.” derken küçük bir yanılgıya düşüyorlar.

Aslında,

“Ben hayat üniversitesinde eğitim görüyorum.” demeleri gerekir.

Hayat üniversitesi diploma vermez, çünkü henüz mezun olabilen çıkmamıştır. Her insan, son nefesini verene kadar da sürer bu öğrencilik.

Sınıf geçmek, sınıf atlamak ya da sınıf değiştirmek de mümkündür ama büyük çoğunluk başarısız olduğu için sınıf tekrarı yapmaktadır.

Sonra?

Sonra, devamsızlıktan kaydı silinir.

Öğrenmenin yaşı başı yoktur. Her yaştaki insan, her gün yeni şeyler öğrenir.

Ta ki ölene kadar!

Her alanda bu böyledir ve değişmez kuraldır.

Bilimde de tüm dinlerde de…

Her siyasetçi, her kanaat önderi ve her dinî lider, insanlara çalışmanın önemini ve yararını anlatırken tembellikten de uzak durmalarını söyleyip durmuşlardır tarih boyu.

Hz. Muhammet de miskin Arapları uyarmak için,

“İki günü eşit olan, zarardadır.” diye buyurmuştur.

Her günü aynı geçen insan, o günlerini boşa harcamıştır ve dolayısıyla da yeni şeyler öğrenememiş, bilgi ve deneyim yönünden yerinde saymıştır. Bu hayatta durmak, duraksamak gerilemekle eş değerdedir.

Ömür dediğimiz kavram, yaşam süresidir ve sonsuz değildir. Bu sınırlı süreyi verimli şekilde geçirmek gerekir. Geçen günleri hayıflanarak, ah-vah ederek geri getiremeyiz. Son pişmanlık fayda etmiyor.

Keşke dememenin, daha bilinçli ve kaliteli bir yaşam sürdürmenin yolu; aklın, mantığın ve bilimin yol göstericiliğinden ayrılmamaktır. Bu konuda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün özdeyişini bir kez daha anımsamak yararlı olacaktır:

“Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.”

Her sabah dünya yeniden kurulur. Her yeni gün taze bir başlangıçtır.

Her yeni günde insanoğlu yeni şeyler öğrenir.

Öğrenmenin çeşitli yolları vardır.

Dinleyerek, okuyarak, görerek ve yaşayarak. Bu öğrenme yollarından en önemlisi ve kalıcı olanı ise yaşayarak öğrenmedir. Dinlediklerini, okuduklarını, gördüklerini zamanla unutursun ama yaşadıklarını unutmazsın.

Akıllı insanlar, yaşadıklarından mutlaka neden-sonuç ilişkisi kurarak bir şeyler öğrenir ve bunlardan dersler çıkarır.

Bir çukura bir defa düşersen buna kaza denir. Bu kaza, o çukura bir daha düşmemen konusunda sana bir ders verir. Sen de bu konuda bir deneyim kazanmış olursun. Ama aynı çukura ikinci defa düştüğünde bunun adı kaza olmaktan çıkar, düpedüz aptallık olur.

Bir Çin atasözü şöyle der:

“Duyarsam unuturum, görürsem hatırlarım, yaparsam öğrenirim.”

Yapılan işler, yaşanılan olaylar unutulmaz. Bellekte yer edinir.

O nedenledir ki teorik bilgiler, uygulama yapılmadan işe yaramaz. Pamuk tarlasını görmemiş bir ziraat mühendisinin, köylünün karşısında düştüğü duruma düşebiliriz.

Hocasının yanında defalarca ameliyata girmeden mezun olan bir cerrahın, kasaptan farkı kalmaz.

Hayat en yüce öğretmendir. Akıl ise kişinin sermayesi.

Unutmayalım ki ancak ikisi bir araya gelince her şey çok daha iyi ve çok daha güzel oluyor.