Pazardaki Sessizlik

Remzi Yıldırım

Sabahın erken saatleriydi.
Şehrin üzerindeki güneş henüz tam yükselmemişti. Pazarcılar tezgâhlarını kuruyor, emekliler ellerindeki küçük alışveriş listeleriyle fiyatlara uzaktan bakıyordu.

Bir zamanlar torbalar dolusu alışveriş yapan insanlar artık ürünleri tek tek sayarak alıyordu.

Yaşlı bir adam elindeki paraya baktı.

Bir domates aldı.

Bir salatalık aldı.

Sonra durdu.

Patlıcana uzandı, vazgeçti.

Biberlere baktı, geri çekildi.

Poşet hafifti ama omuzları ağırdı.

Çünkü insanı yoran aldığı yük değil, alamadığı şeylerdi.

Televizyonlarda ise başka bir dünya vardı.
Birbirine bağıran siyasetçiler.

Bitmeyen tartışmalar.

Karşılıklı suçlamalar.

Her gün yeni bir polemik.

Her gün yeni bir kavga.

Oysa pazarda kimsenin kavga edecek hâli kalmamıştı.

Bir annenin hesabı vardı.
Bir emeklinin ilacı vardı.
Bir öğrencinin okul masrafı vardı.
Bir esnafın ödeyemediği kirası vardı.
Bir işçinin eve götürmeye çalıştığı ekmek vardı.
Ama bunların sesi ekranlardan duyulmuyordu.

Siyaset elbette olacaktı.
Demokrasinin olduğu yerde fikirler yarışacak, insanlar konuşacak, partiler projelerini anlatacaktı.

Fakat siyaset, halkın derdine çare üretmek için yapılır.
Halkın derdini unutturmak için değil.

Bugün vatandaşın mutfağında yangın varsa, siyasetin ilk görevi o yangını söndürmektir.

Bugün insanlar pazar filesini dolduramıyorsa, öncelik seçim hesapları değil geçim hesapları olmalıdır.

Çünkü açlık, hiçbir siyasi görüş tanımaz.

Yoksulluk, hiçbir parti rozeti taşımaz.

Geçim sıkıntısı yaşayan insanın derdi ne sağdır ne soldur.

Onun derdi evine götüreceği ekmektir.

Elektrik faturasını nasıl ödeyeceğidir.

Çocuğunun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağıdır.

İnsanlar artık kavgadan yoruldu.

Televizyon ekranlarında birbirine bağıran yüzleri görmek istemiyorlar.
Birbirini suçlayan siyasetçilerden çok, çözüm üreten yöneticiler görmek istiyorlar.
Çünkü milletin gündemi belli.

Pazarda fiyatlar belli.

Kiralar belli.

Maaşlar belli.

Mutfaktaki eksikler belli.

Bilinmeyen tek şey, bu sorunların ne zaman çözüleceği.

Belki de bu yüzden vatandaş her geçen gün daha yüksek sesle aynı cümleyi kuruyor:

"Önce ekonomi "

"Önce geçim "

"Önce halk "

Çünkü güçlü devlet, ancak güçlü bir halkla mümkündür.

Halkın cebinin boş olduğu yerde siyasetin gürültüsü yükselir ama umut sessizleşir.

Oysa bu ülkenin bugün en çok ihtiyacı olan şey, gürültü değil çözümdür.

Kavga değil üretimdir.
Suçlama değil hizmettir.

Her şeyden önce,
İnsanın insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzendir.